Nuremberg Kadın Kulübü, Antalya Kadın Danışma Derneği ile ortak proje yapalım dedik. Her iş gibi önce küçükten başlamak gerekiyordu. Dostluk ağacı projesi uygundu. Nuremberg’e yirmi yaşında bir Türk Meşesi diktik. Plakasına “Ayşe” adını yazdık. Antalya’ya da Ginko ağacını yine birlikte dikeceğiz. Meşenin ömrü uzundur bilirsiniz. Seçilme nedeni de bundandı. Ginko ise Hiroşima’da atom bombasından sonra hayatta kalan tek canlıymış. Bu ölümsüz ağaç, Türkiye ve Nuremberg kadınları “Dostluk Ağacı” olarak yüzlerce yıl yaşayacak. Bakımını kadınlar üstlenecek.

Kadın Kulübü’nün sponsoru Nuremberg Belediyesiydi. İNSAN Derneği ve Dış İlişkiler de sponsorlukta ve emekte ortaktı. İşlerin belediyeyle ortak olunca ne kadar kolay olduğuna tanık olduk. İşin parasal tarafını belediye çözmüş. Gezeceğimiz müzelerin giriş kartından tutun da metro biletine dek belediye hazırlamış. Aynı günlerde Türk – Alman ortak film festivali de vardı. Oyuncular, bazı yazarlar vb. de oradaydı. Bizim için filmlere giriş biletleri de hazırdı. Ayrıca Nuremberg’te o günlerde “Silah Fuarı” da olduğundan, oteller doluydu. Oteller dolu olunca biz, belediyenin misafirhanesinde kaldık. Türkiye’den silah fuarı için 350 şirket gelmiş. Ben buna çok şaşırdım neyeyse!

İkinci gün belediye başkanıyla toplantımız vardı. ( Bu arada bizimle üç kere toplantıya katıldı ve sonuna dek salonda kaldı. Buna da şaşırdım neyeyse!) Belediye başkanı, konuşmasında, kadın derneklerine hitaben “Ne zaman paraya ihtiyacınız olursa bana gelin! Belediyenin çok parası var.” dedi. Buna da şaşırdım! Toplantıdan çıktık. Misafirhaneye doğru yürüdük. Binanın yüz metre ötesinde pazar kuruluydu. Sürekli kalan bir pazar. Biraz gezelim dedik. Belediye başkanıyla karşılaştık. Elinde filesi, filede üç patates, üç havuç ve bir demet maydanoz cardı. Evine doğru yürüyordu. Ayaküstü selamlaşıp konuştuk. Makam aracı, korumaları yoktu. Buna da şaşırdım neyeyse!

Film festivalinin açılışında, festival sözcüsü, Ediz Hun, Belediye Başkanı konuştu. Konukları tek tek saydılar alkışlandı ama önde köşede oturan konsolosu unuttular sanırım ondan bahsetmediler. Üstelik belediye başkanı; “Biz geçmişimize bakarak parmak kaldıramayız ama gördüğümüzü söylemek zorundayız. Türkiye’de anti demokratik bir yönetim var……” dedi. Az sonra konsolos kayboldu buna da şaşırdım!

Bizimle birlikte Filistin’den gelen beş kişilik bir kadın grubu vardı. Son güne dek aynı salonda olsak da, yemeklerde aynı masada bulunsak da onların dili Arapça olduğundan ve biz bu dili bilmediğimizden, kaynaşmamız gülümsemenin ötesine geçemedi. Onların öncelikli sorunu hayatta kalabilmekti. Bitmeyen bir savaşın ortasındaydılar. Yine de her ortamda kadının daha çok ezildiğinin farkındaydılar.

Kadın Danışma Merkezi’ni ziyaretimizde, Almanya’da da şiddet gören kadın sayısının hiç de az olmadığını öğrendik. Ben masumca bir soru yöneltmiştim. “Nuremberg’te gece bir kadın sokakta yalnız dolaşabilir mi?” diye. Bu soruya “Hayır” yanıtını alınca da şaşırdım neyeyse!
Nuremberg, bir Ortaçağ kenti. Binalar yüzlerce yıllık tarihi eser. 2. Dünya Savaşı’nda yerle bir edilmiş. Yine de bire bir eskisi gibi yeniden yapılmış. Savaştan sonra parayı nereden bulduklarını sordum. “Marschal Yardımı” dediler. Buna da şaşırdım neyeyse!!!

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here