2007 yılının sonlarına doğruydu. Mimarlar Odası Antalya Şubesinden üyelere mimarların yaşadığı sorunlara yönelik çözüm önerilerinin tartışılacağı Olağanüstü Teknik Kongreye katılım çağrısı gelmişti. O zamanlar da özellikle serbest ve ücretli çalışan mimarlar yeterince para kazanamıyorlar ve yaşamlarını mimarlık yaparak sürdürmekte zorlanıyorlardı. Bu herkesçe bilinen bir acı gerçek idi. Her dönem oda seçimlerinde bu konu konuşuluyor ama bir türlü olumlu bir netice alınamıyordu. Bu yüzden de herkes odadan yavaş yavaş uzaklaşmıştı. Odadan gelen bu çağrı dikkatimi çektiğinden katıldım. Toplantı salonuna girerken solda bir kayıt masası vardı ve gelenleri kaydediyorlardı ve bir adet kitap veriyorlardı. Toplantıya daha vakit vardı, bir çay alıp beklerken kapıda verilen kitabı karıştırmaya başladım. İçinde bize dair ne var diye merak ediyordum. Giriş bölümünde epeyce etkileyici sözler yer alıyordu ama çağrıda belirtilen hususa , yani mimarların ekonomik sorunlarına dair cümlelere rastlayamadım. Karıştırmaya devam ederken bazı bölümler dikkatimi çekti. Anımsadığım kadarıyla Havza planlarından, Ülkenin ve Antalya’nın doğal ve kültürel zenginliklerinin değerlendirilmesinden, bunun için stratejik hedefler belirlenmesi ve Valilik, Yerel Yönetimlerle işbirliği yapılmasına kadar bir dizi açıklamalar yer alıyordu kitapçıkta. Toplantı başladı. Salonun yarısı boş sayılırdı. Açılış konuşmasını odamızın değişmeyen başkanı yaptıktan sonra sözü Beyazıt Büyükyıldırım’a bıraktı. Sn.Büyükyıldırım, Kitapçıkta yazılanları ballandıra ballandıra anlatıyor, söz bir türlü bizim yaşadığımız sorunlara gelmiyordu. Sıkıldım ve yine kitapçığı karıştırmaya başladım .Kitapçığın en arkasında bir Şirket Ana Sözleşmesi buldum. iki ya da üç sayfadan oluşmuş bir metin kitabın en arka sayfasına konmuştu. ”Bu da ne” dedim kendi kendime. Meğerse şirket kurulması kararı bazı kişilerce alınmış, onaylatmak için de bu olağanüstü Teknik kongre yapılıyordu. Bu durumdan kaç kişinin haberi vardı diye düşünmeden edemiyor insan. Kurulması düşünülen şirketin adı Mimar A.Ş, iştigal konularına bakıldığında” yok” yoktu. Kent planlamasından tutun da inşaat, ihale, laboratuvar açma, Plan Proje işleri, eski eser projeleri, kentsel yenileme proje ve taahhüt işleri, beton santrali v.b konular şirketin yapacağı işler arasındaydı. Kafamı kaldırdığımda Beyazıt bey hala konuşuyordu. Yanımdaki koltuklarda Müzeyyen Can ve Özcan Kırmızıoğlu oturuyordu. Onlara dönerek “bunu gördünüz mü?” dedim , şirket ana sözleşmesini göstererek. Yüzüme baktılar “hayır” dediler. ”kitapçığın arkasına bakın, oraya koymuşlar” dedim. Hayretle kitapçığı ellerine alıp incelemeye koyulduklarını görünce onların da bu durumdan haberi olmadığını anladım. Bu sırada kürsüde konuşan Beyazıt beyin “Sevgili arkadaşlar işte bu yüzden mimarların ortak olduğu bir Anonim Şirket kurulmasına karar verdik, oylarınıza sunuyoruz, kabul edenler ellerini kaldırsın” sözlerini duyunca kulaklarım uğulduyordu . Eller havaya kaldırılmıştı. Yanımdakilere baktım. Onlar da kaldırmıştı. ”Oy birliğiyle kabul edilmiştir” sözünü duyar duymaz bir anda yerimden ayağa kalkarak ;”Bir dakika ,sizler neyi oyluyorsunuz ?Mimar A.Ş diye bir şirketin Ana sözleşmesin kitabın arkasına koyarak, Odanın yönetmeliklerine aykırı bir kararı burada, Oda Çatısı altında oylayamazsınız. TMMOB nin kuruluş ilkelerine, Mimarlar Odası Yönetmeliğine aykırıdır. Ben asla kabul etmiyorum” dediğimde salona baktım. Sadece iki kişi elini indirmişti. İndirenlerden biri değerli büyüğümüz Antalya’nın eski mimarlarından Özcan Kırmızıoğlu idi. Son anda o da fark etmişti sanırım yapılan yanlışı. Böylelikle Mimar A.Ş kurulması kararı oy birliği ile değil, oy çokluğuyla kuruldan geçebildi. Meslektaşlarım, aslında bu kararın, mimarların ekonomik sorunlarına çözüm olmadığını, haksız rekabet koşulları yaratması sonucu tam aksine sorunlarını daha da artıran, Mimarlık mesleğini sürdürülemez hale getiren bir karar olduğunu yıllar sonra anlayabildiler.2008 yılında bu karara karşı ekmeğimizi ve mimarlığı savunmak üzere arkadaşlar olarak bir araya gelip Oda seçimlerinde yönetime aday olduk. Bir çok engellemelerle karşılaştık. Zaten seçime yaklaşık bir ay gibi kısa bir süre kalmıştı. Meslektaşlarımıza gerçekleri anlatmak için gece gündüz çalıştık. Onurlu ve kararlı durduk. Kazanamasak da hiç olmazsa gerçeklerin herkesçe öğrenilmesi sağlanmış olduğumuza inanıyoruz. O gün, O salonda Mimar A.Ş kararı alınması ,gelecekte aslında hem Mimarlığı, hem de üzerinde yaşadığımız Kentimizi etkilemesi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Sonraki yıllarda, Mimarların telif haklarıyla ilgili yasa ve Yönetmeliklerde değişiklik yapılarak Mimarların yaptığı projelerdeki telif hakkı şartlara bağlanırken yani haklarımız ortadan kaldırılırken hiç kimse haklarımıza sahip çıkmamıştı. Telif hakkı, Müelliflik hakkı ancak Estetik kurullarının kararıyla ve Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurullarının kararlarıyla kazanılabilen bir hakka dönüşmüştür. Eskiden bir mimarın muvafakatı olmadan o yapıya el sürülemezken şimdi “eski eser ya da kültür varlığı” tescili olmadığı için Proje müellifinin rızası alınmadan yapı yıkılabiliyor. Tünektepe’ deki Döner Gazinonun başına gelenler üzüntü verici olduğu kadar ibret vericidir. Tünektepe deyince herkesin aklına ilk önce “Döner Gazino” gelmesinin hiç mi anlamı yoktur?. Tarihin cilvesine bakın ki yıllar sonra sn.Özcan Kırmızıoğlu’nun projesini yaptığı Döner Gazino’nun yıkılıp yerine Otel yapılması gündeme geliyor. Antalya’nın saygın mimarı sayın Özcan Kırmızıoğlu’nun projenin mimarı olarak fikrinin sorulmamasının altında yatan “güç bizde , istediğimizi yıkarız, istediğimizi yaparız” anlayışının bir tezahürüdür. Ne yazık ki işlerin bu hale gelmesinde, Mimarlığa ve Mimarların haklarını savunmakla mükellef olan Odanın geçmişte aldığı kararlar da etkilidir. Bu kararları veren zihniyet, sadece Mimarlık mesleğindeki hak gasplarına karşı sessiz kalmakla kalmayıp , Siyasi çevrelerle işbirliği içine girerek Kente dair plan projelere müdahil olmuş ,Mimar A.Ş yöneticileri aynı zamanda Mimarlar Odası yöneticisi olmuşlardır. Odayı ,üyelerin haklarını savunamayacak kadar acze düşüren zihniyeti sorgulayarak , Mimarlığı düştüğü bu durumdan bir an evvel kaldırmak gerekiyor. Türkiye’de ne yazık ki son yıllarda İstanbul, Ankara başta olmak üzere bir çok kentte özellikle Cumhuriyet döneminde yapılan eserlerde benzer uygulamalarla karşılaşmaktayız. Meslek odalarımızın bu konuyla ilgili bazı kentlerdeki çabalarını da çok önemli ve değerli buluyoruz. Antalya’da da bununla ilgili çalışmaların bir an evvel başlatılmasını umuyoruz.. Kentimize varlığıyla değer katan mimari eserlerin çoğalmasının, korunmasının Mimarlığın gerçek anlamda toplumsallaşmasına da katkı koyacağını düşünüyoruz. Yetkililerin Tünektepe’deki yıkımı durdurması ve kent dinamiklerinin görüşünü alması gerektiğini savunuyoruz.02-02-20018

Mimar Birsen Tanyeri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here