Kentin merkezinde- Meltem mahallesinin denize bakan ön kısmında yer alan 33.000 kişilik stadyum ve 10 000 kişilik kapalı spor salonu sayesinde, kenti ve kentsel yaşamı kendi ellerimizle nasıl daraltabileceğimizin, kendi kendimizi nasıl daha da sıkıştırıp bunaltabileceğimizin hallerini, özellikle her maç günü yaşamaktaydık.

Şimdi yine aynı alanda kapalı spor salonuna bitişik 40 000 m2. lik alan TOKİ iştiraki olan EMLAK KONUT Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı tarafından, MESA Meslen San. A.Ş. ye satıldı. Ekim ayında sözleşmeler imzalandı ve yer teslimi tamamlanarak geçen günlerde etrafı suntalarla çevrildi.

Artık meltem mahallesinin önünde, spor tesislerinin yanında, Araştırma Hastanesinin tam karşısında yeni görkemli binalar yükselecek; 100. yıl bulvarında yer alan apartman yüksekliklerinin hemen hemen 2 misli daha fazla yükseklikte emsal değeri 1,5 olan projelerle 12 katlı apartmanlar yapılabilecek. İş merkezleri, AVM, konut, tatil köyü gibi konaklama, eğlence, ticaret üzerine arzu ettikleri her türlü fonksiyonel yapılaşma bu alanda boy gösterebilecek.

İlk haliyle dillendirilen 40 katlı rezidanstan vazgeçilmiş olması gibi bir yanılsama ile sorunu önemsizleştirmemekte yarar var…

Zira bu gelişme, önceki durumdan daha dazla yoğunluğa neden olacak. 1,5 emsal ile 60.000 m2 lik inşaata izin verildiği belirtilen bu alanda imar uygulamalarıyla 70.000 m2 den fazla inşaat imkanı tanınmış olması, bu bölgede maç günlerinde yaşanan keşmekeşin sürekli hale gelmesinden ve bu durumun bütün bir kenti doğrudan etkilemesinden başka bir sonuç yaratmayacak.

Ama bu durumun ne çıkar çevrelerinin ne de TOKİ’ nin umurunda olmayacağı gün gibi ortada…

Trafik yükü, nüfus yoğunluğu, alt yapı yetersizliği, kentin en büyük 2 hastanesinin yakınında ve güzergahında, acil hastaların sevkiyatında neden olacağı risk itirazlarını mahkemeler dikkate alarak 10 yıl önce yürütmeyi durdurma kararı vermişti ama merkezi ve yerel yönetim bu uyarıyı dikkate almayarak, bu alanda TOKİ egemenliğini ilan etmişti.

Kent merkezinde alt alta, üst üste, tam bir curcuna içinde yaşanmasına neden olan bu yapılaşmalar ve beraberinde getirdiği trafik düzenlemeleri kuşku yok ki zamanlarımızı çalıyor… sağlığımızı bozuyor… ve nihayet kentli haklarımızı ihlal ediyor…

Şaka gibi ama böylesi yapılaşmalar sonucunda sayısını saymakta zorlandığımız alt ve üst geçitlerden dolayı köprü altı kenti haline getirildik.

Belli ki bu bölgedeki gerçekleştirilecek yapılaşmalarla birlikte çevresinde yeni köprü altı alanlarına kavuşacağımızı öngörmek falcılık olmasa gerek.

Yerleşim alanlarımızın kullanım değerleriyle değil, değişim değerlerine göre ele alanlar için öngörüsüzlük, dayatmacılık, kamusal alan yağmacılığının kural haline getirilmesi artık bir sır olmaktan çıktı. Zaten bu nedenle değil mi ki bu kent artık, insan merkezli değil, motorlu araçların seyrinin kolaylaştırılması merkezli yönetiliyor.

Gerçi her geçen yıl daha çok beton ve çelik yığınları arasında kalarak gürültü, kirlilik ve birbirimize yabancılaşmalarımız yaygınlaştıkça dünya kenti olduğumuz palavralarını daha sık duyuyoruz…

Ve ne yazık ki bu eşitsiz ve insafsız yaşam koşullarının devamıyla sorumlu bu yönetici aktörler hepimizi açıkça saf yerine koyuyorlar. Güç kullanma yetkilerine yaslanarak çıkar çevrelerinin beklentilerini karşılayan yalanlarla yaşam alanlarımıza hoyratça müdahale ediyorlar…

Bütün bu olup bitenler, bütün bu mekânsal düzenlemeler, mahalleler, yollar, iş ve alışveriş yerleri, kamu kuruluşları, özel veya ortak alanlar, öngörülen nüfus yoğunluğu ile beraber akla gelen bütün ihtiyaçlarımız, haklarımız ve bunların karşılanma koşulları kuşkusuz ki “planlama” denilen bir uzmanlığın süzgecinden geçmelidir.

Ama gelin görün ki tedavüldeki bu yönetim anlayışları, kentte yaşayanların görüşlerini ifade edebileceği göstermelik katılım kanallarını dahi işlevsizleştirmeleri yetmiyormuş gibi artık uzmanlık süzgeçlerine de itibar etmemenin yol ve yöntemlerini kurumsallaştırmakla meşguller…

Temas, diyalog, görüş alış verişi, tartışma, ortak karar gibi ihtiyaç/gereklilik/bilimsellik/maliyet kavramları da anlamını yitirdi, içi tamamen boşaltıldı.

Bu anlayış ne yapmak istiyorsa kendi angajman önceliklerine göre, kendinden menkul kriterlerle, tamamen kendi inisiyatiflerinde olmak kaydıyla aldıkları kararları kılıfına uydurmak üzere planlama uzmanlarının önüne koyuyorlar…

Artık, kendilerine yakın olanlardan başka kimsenin söz hakkı olmasın isteniyor…

Meltem mahallesinde, TOKİ aracılığı ile yürütülen böyle bir operasyonun sonucu olarak kentsel yaşamımıza tokat üstüne tokat atılmaya devam ediliyor… Bu kadar kör gözüm parmağa uygulamalara rağmen, yaşanan kentsel sorunların, yanlış tercihlere bağlı olduğunun üstümde durulmaması ve tutum alınamaması nedeniyle de daha beter durumlarla karşılaşmaktan kurtulamıyoruz…

Çaresi yok, ya bu kamusal haklarımıza, kamusal alanlarımıza göz koyanlardan kurtulacağız ya da dışlanmanın, ötekileştirilmenin, yoksunlaştırılmanın yakınmalarıyla ömürlerimizi tüketeceğiz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here