‘TEPSİ DE TEPSİ FINDIKLAR

AYŞE DE  VELİ AGA’MI  GIDIKLAR.’

Nusret Gürgöz

                                                          daha dün çocuktun, çocuktuk

                                                          koşardın bir topun peşinde

                                                          gözlüğün düştü düşecek

 

                                                           sen ne tez büyüdün ki

                                                           hangi çekemeyen taktı kancasını

                                                           küçücük ellerinle

                                                           pırıl pırıl gözlerinle

                                                           kan mı gördün sevgili arkadaşım

 

                                                           sevmez miydin insanları, sevmez miydik

                                                            o okulun arka bahçeye bakan pencerelerinde

Atila Çınar (Okul arkadaşım)

Radyoyu   açtım. Türkü başladı:

‘Tepsi de tepsi fındıklar / Ayşe de Veli Aga’mı sayıklar / Aman aman Ayşem şanına / Nasıl varcan Veli Aga’mın yanına ‘

Murat türkünün doğrusunu söylerdi:

‘Tepsi de tepsi fındıklar / Ayşe de Veli Aga’mı gıdıklar / Aman aman Ayşem şanına / Nasıl varcan Veli Aga’mın yanına.’ 

Murat ‘gıdıklar’ dedikçe bütün sınıf, koro halinde,  muzip muzip gülerdik.

Ortaokuldaydık. Murat,  sınıfımızın en küçüğü ve en acarıydı. Müzik öğretmenimiz derslerde Murat’a şarkı , türkü söyletir, bizim ‘umumi istek‘imiz üzerine,  Muro finali ‘tepsi de tepsi fındıklar‘la yapardı.

Muro, bir alt sınıftan Dilşat’a defter arasında , bize göstere göstere,  aşk mektubu verir, ertesi gün aşk mektubuna yanıtı,  yine  defter içinde alır, yine bize  göstere göstere  okurdu.

Ortaokuldaydık, küçüktük ;  ama sınıfımızdan önce Haydar ve Metin, sonra da Hasan devrimci oldular. Sosyal bilgiler öğretmenimizin milliyetçi tutumuna karşı dersi boykot bile ettik. Haydar’ı, Metin’i ve Hasan’ı disipline verdiler.

Derken  ortaokul bitti.

Şehrin diğer bölgeleri faşistlerin işgalinde olduğundan, okulumuzun hemen altındaki liseye başladık.

Bir yıl içinde biz de  büyüdük ve devrimci olduk.

Muro da devrimci oldu.

Boyu biraz uzasa da yine okulun en küçüğü oydu. Sovyetler’e ‘Sosyal Emparyalist’ diyen bir grubun içinde yer aldı. Bize ‘tepsi de tepsi fındıklar’ yerine, devrim türküleri ve marşları söyledi.

Muro sonra, o grubun okul sorumlusu oldu. Faşistlerle kavga ediyor, bizi boykota çağırıyor,  eylemlerde konuşmalar yapıyor, şiirler okuyor ve diğer grupların sorumlularıyla  pazarlıklar ediyordu.

Artık kimseye aşk mektubu vermiyordu. Birilerine aşk mektubu vermek isteyenlere ise grup arkadaşlarıyla  ‘devrimci şiddet’ uyguluyorlardı.

Bir sabah Faşistler,  Muro’yu evden çıkarken vurdular.

Muro, uzun süre hastanede yattı.  Binali ,  İpek ve ben Muro’yu ziyarete gittik. Ona ‘tepsi de tepsi fındıklar’ türküsünü söyledik. Muro’nun neşesi yerine geldi, yaraları acıya acıya bize eşlik etti. Bir süre sonra taburcu oldu. Yeniden yollara düştü. Bir mahallenin sorumlusu oldu. Daha bir hınçla faşistlerle kavga etti.

 

O zaman ,   yıllar hızlı akardı.

Derken liseyi de   bitirdik.

 

Bugün anımsamak bile insanı ürpertiyor. Nerdeyse her gün bir cenaze kaldırıyorduk. Muro;  her eylemde, her mitingte en başta yer alıyor,  kalabalığı sürüklüyor, diğer gruplarla pazarlık ediyor, pazarlıklar sonunda zaman zaman kalabalığa hitap ediyor, kalabalığa devrim yemini ettiriyordu.

 

Bildiğiniz gibi güzel bir eylül sabahı darbe oldu.

Hepimiz çil yavrusu gibi dağıldık.

Metin öldü, Binali İzmir’e, Hasan Almanya’ya, Haydar Filistin’e gitti.

Ben üniversiteye girdim.

 

İpek,  kocaya  kaçtı.

 

Muro’yu darbeden üç ay sonra,  başka bir şehirde eylem hazırlığındayken yakaladılar. Ağır işkencelerden geçirdiler. Sınıfımızın şen şakrak Muro’su işkence altındayken adını dahi söylemedi. Tutuklandı. Taa 1991’e kadar cezaevinde kaldı. Cezaevinden çıktı. O yıllarda yaygındı ya ‘video’ dükkânı açtı. Hayata zor da olsa tutundu. Evlendi, iki kızı oldu. Kızlarıyla yaralarını sardı. İnsan hakları örgütlerinde çalıştı.

Tam yirmi beş yıl sonra memlekete gittiğimde Muro’yla buluştuk. Dilşat’tan söz ettik. İki duble rakıdan sonra ‘Tepsi de tepsi fındıklar / Ayşe de Veli Aga’mı gıdıklar’ı  önce mırıltıyla, sonra yüksek sesle söyledik. Meyhaneye  ‘malamat’ olduk.

Devrim türküsü söylemesek olmazdı.

Başladık:‘İndim maden ocaklarına / Baktım işçi tuzaklarına…’

 

Durumu kurtardık.

 

Ben oligarşiye saydım döktüm.

Muro,  faşist diktatörlüğe verdi veriştirdi.

 

‘Yav Muro! Sizin bu Sosyal Emperyalizm’e ne oldu?’ dedim.

 

Şöyle bir baktı.

Güldü…

Kadehini kaldırdı.

Mart – 2010

Antalya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here