En başta söylemeliyim ki temel ceza kanunlarımızın hiç birinde “Sosyal medya”, “sanal ortam”, “sosyal medya hesabı”, “facebook”, twitter, instagram kelimelerinin hiç biri yoktur.

Yani kanunlarımızda, suç veya herhangi bir başka konuyla ilgili sosyal medya düzenlemesi yoktur, herhangi bir kanun maddesi yoktur. Bu durum, kanunların her zaman, toplumu geriden takip ettiğinin en güzel örneğidir. O nedenle kanun ile hukuk aynı şey değildir.

Son zamanlarda, hemen her ilde, her hafta gözaltı kararı alınarak sosyal medya operasyonları yapılıyor, insanlar tweet veya pacebook paylaşımları nedeniyle 7 ila 14 gün gözaltında kalıyor. Peki başa gelirse ne yapmalı? Naçizane önerilerimi aşağıda sizinle paylaşıyorum.

İTİRAZ EDİYORUM!!!!

Aramaya itiraz:

Eğer siz gözaltına alındığınızda, aynı zamanda eviniz, ofisiniz aranıyorsa, aramaya itiraz edin! İlk imzalatılan evraka ve sonra savcılığa, sorgu mahkemesine! Size her söz verildiğinde, evrak imzalatıldığında, yazılı ifadeniz alındığında her fırsatta itiraz edin ve tutanaklara yazılı olarak geçmesini sağlayın. Sosyal medya gözaltısı, asla aramayı gerekli kılmaz. Evinizde, ofisinizde gizlenmiş ve paylaşılmaya hazır bir düzine tweet, facebook yazısı mı bulacaklar? Ne arıyor olabilir ki! Neticede sosyal medyaya paylaştığınız bir şey yüzünden gözaltına alınıyorsunuz. Arama için mutlaka, gizlenmiş suç delilerinin bulunmasına yönelik bir ihtiyaç olmalıdır. Oysa sosyal medya nedeniyle soruşturma yapılıyorsa, arama ihtiyacı yoktur ve arama kararı varsa bile hukuka aykırıdır.

Gözaltına itiraz!!

Sosyal medya nedeniyle gözaltına alındınız, derhal itiraz edin, nereye mi? Size imzalatılan gözaltı evrakını imzalarken, imza atmadan önce “gözaltına itiraz ediyorum” diye yazın. Avukatınız varsa ve sizinle görüşmeye geldiyse, görüşmeden çıkar çıkmaz gözaltına itiraz etmesini isteyin.

Çünkü bir yere kaçmıyorsunuz ve çağrılsanız ifadeye gidersiniz, ayrıca gözaltına alındığınız suç çoğunlukla tutuklamayı gerektirmediğinden gözaltına da alınamazsınız. Son zamanlarda yapılan gözaltlıların büyük bir kısmı “hürriyeti tahdit” suçudur. Devletin polisi, savcısı, hâkimi, keyfi olarak yasal koşulları oluşmadan birini gözaltına alamaz tutuklayamaz.

Keyfi süreye itiraz:

İlk iş arama ve gözaltına itirazı yaptınız, avukatınız tekrar geldi ve size 7 günlük gözaltı süresi olduğunu veya polis size bunu söyledi. Bu sefer gözaltı süresine itiraz edin? Neden mi?

Siz, gözaltına alınmadan önce zaten sosyal medya hesabınızda suç içerdiği iddia edilen paylaşımı polis tespit etmedi mi? Evet, etti! Peki, size ne sorulacak? Sosyal medya paylaşımlarınız! Diyelim ki polis, tespit edilenler dışında da iyice sosyal medya hesabınızı incelemek istedi. O halde gözaltına almadan önce bunu yapsın. Haydi vakti olmadı, siz azılı bir suçlu olarak oraya buraya hunharca tweet atıp duruyor ve halkın can ve mal güvenliğini tehdit ettiğiniz için aceleleri vardı. O halde polisin, gözaltı işleminden sonra en fazla 3-4 saate ihtiyacı olabilir. 1-2 saat sosyal medya hesabı incelemesi, sonra soruların hazırlanması vesaire! Hepsi bu!

Sosyal medya paylaşımı yüzünden zaten gözaltı hukuka aykırı, haydi aldın, o halde ihtiyaç duyduğundan süreden fazla tutmayacaksın. Yine de süreye itiraz konusunda temkinli ve biraz sabırlı olmanızı, bireysel suç için 24 saat, örgütlü suç için 4 günlük sürenin tamamlanmasından sonra, itiraz etmenizi öneririm. En sağlamı budur, çünkü sizi uzun bir hukuk mücadelesi bekliyor ve doneleriniz sağlam olmalıdır. Aramaya, gözaltına ve gözaltı süresine itiraz ettiniz ve ret edildi. Elbette ret edilmeyen itirazlar da var ama istisna sayılır. Genel uygulama ret yönündedir. İtirazlarınız ret edildikten sonra, arama, gözaltı ve keyfi gözaltı süresine itiraz ettiğiniz suçtan ilerde ceza alsanız bile, bu durum işlemleri hukuka uygun hale getirmez. En önemli husus, itirazlarınız ret edilir edilmez, anayasa mahkemesine 1 aylık başvuru süreniz başlıyor ve mutlaka başvurun.  Belki kısa sürede değil ama er geç haklılığınız tespit edilir, hak ihlali kararı çıkar ve size tazminat ödenir. Ama şüphesiz tadına doyum olmayan ve paha biçilmeyen tazminat değil, hak mücadelesinin zaferle sonuçlanmış olmasıdır.

POLİS SORGUSU!!

Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, ceza yargılamalarının temelidir. Bununla bağlantılı olarak fail ve fiilin mutlak anlamda birleşmesi olan, cezaların şahsiliği ilkesidir. Böylelikle birine ceza vermek için, o kişinin yaptığının mutlaka ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmesi gerektiği gibi, yapılan eyleminde kim tarafından yapıldığının mutlak olarak tespit edilmesi gerekir. Buna göre, sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımları “bu hesap bana ait değildir, bu hesap bana aittir ama bunu ben paylaşmadım ” dediğiniz anda, eylemin sizinle birleşmesi, yani kesin olarak sizin yaptığınızın ispatlanması çok zordur. Hesabınız çalınmış olabilir, şifrenizi biri çalmış olabilir, şifrenizi bilen birileri olabilir, bilgisayarınızda veya telefonunuzda sosyal medya hesabınız açıkken biri girmiş olabilir vesaire… Genellikle polis size “telefon numarasından mı yoksa mail hesabından mı sosyal medya hesabını açtınız? Hangisi üzerinden kullanıyorsunuz” diye sorar. Bunu niye sorsun ki! Soruşturmayı yapan, lehe ve aleyhe delil toplayacak olan ve sizin dediğinize değil, yaptığınıza bakacak olan o değil midir? Niye size soruyor ki? Çünkü ispat edemiyor, bunu bile bilmiyor. Bunu sorduğunda, “bilmiyorum” diyebilirsiniz, hatta “söylemiyorum, bu bilgi bana özeldir” diyebilirsiniz.

Çoğu zaman bir haber sitesinin bir haberini paylaşırsınız. O haberdeki sözler sizi bağlamaz. Belki de saçma ve akıl dışı olduğu için teşhir etmek amacıyla paylaştınız. Böyle bir paylaşım sorulursa, “benim fikrim ve sözüm değildir” demenizi öneririm. Bunu size soranlar bilmiyor mu? Biliyor ama kriminalize ediyor işte! Bu zorlamasına karşı açıklama yapmanız yerinde olur.

Paylaşımı bırakın, beğeninin bile sorulduğunu gördüm. Hatta bizzat benim yazılarımı takip edip, messengerden mesaj atıp, yazıyı çok severek okuduğunu söyleyen bir çok kişi, açıkça “abi beğenemiyorum ama sıkı takip ediyorum” demiştir. Bu korku imparatorluğunun sınırlarını buralara kadar genişletmesine izin vermemeliyiz. Beğeni, çoğu zaman “okudum, gördüm” anlamında nezaket hareketidir. Üstelik defalarca yargı kararlarında da istikrarla beraat kararlarına gerekçe olan bir ilke vardır. Herhangi bir terör örgütünü sempati, ne üyelik ne de propaganda suçu oluşturur. Bunu binlerce mahkeme kararında ve savcılık takipsizlik kararlarında görebilirsiniz. O halde kendisi suç olmayan, sadece hoşlanılmayan bir düşünce açıklaması veya haber paylaşımını beğenmenin nesi suç olabilir ki! Örneğin kızmayı ifade eden emoji var. Bir paylaşımda “beğeni” yerine kızma emojisini tıkladınız. Bunu nasıl anlayacağız, paylaşana mı kızdınız, yazının içeriğine mi kızdınız, paylaşana katılıp tepki gösterdiği kişi ve konuya mı kızdınız belli değil! Dolayısıyla paylaşımlara yönelik “beğeni” dahil, konulan hiçbir emoji suça konu olamaz. Bunun sorulması, hukuk garabetidir, faşizmin dik alasıdır.

Diyelim bir şarkı-türkü videosu paylaştınız. Sözleri veya görüntüleri sakıncalı bulundu ve suç içerdiği gerekçesiyle size soruldu. Sözleri siz yazmadınız, kolaj görüntülerden siz video oluşturmadınız. Peki niye paylaştınız? Müziği hoşunuza gitti belki, halay çekiyordunuz o an, açıp halay çektiniz, ekli arkadaşlarınız da nimetlensin, onlar da halay çekebilsin istediniz belki. Belki de youtube sitesinden gördünüz ve video halen orda duruyor. Youtube, milyonlarca insan serbestçe ulaşıyor ama size çok görülüyor. Bunları ifadenizde mutlaka söyleyin.

Sosyal medya paylaşımları, çoğu zaman düşünceyi ifade etmektir. Sözgelimi Afrin savaşına karşı çıktınız ve buna dair paylaşımlar yaptınız, savaşa hayır dediniz! Bundan dolayı, sizin sorgulanmanız, anayasayı ihlaldir. Kim dinler anayasayı demeyin, evet  anayasa askıda ama hukuk yollarını işletmek vazgeçilmezdir.

Gözaltına alındığınızda kimliğiniz hakkında doğru bilgi vermek zorundasınız, diğer her konuda yalan söyleyebilirsiniz. Sizi yalana teşvik etmiyorum ama savunmanın dokunulmazlığını hatırlatıyorum. Şüpheli veya sanık, soruşturma ve yargılamanın her aşamasında gerçeği söylemeyebilir, gerçeği gizleyebilir ve tüm ceza yargılamalarında yalan söyleme hakkı olan tek kişi, ceza alma tehdidi altındaki sanık veya şüphelidir. Ne diyeyim, totaliter bir rejim, düşüncenizden dolayı sizin özgürlüğünüze kastetmişken, sizin yalan söylemeniz o kadar da gayrı ahlaki gelemiyor bana.

Diğer önemli bir husus, polis size bir örgüt veya suçlu veya hüküm giymiş biri hakkında ne düşündüğünüzü sorabilir. Polis, o soruyu sorarak suç işler, üstelik anayasal bir suç. Anayasanın 25. Maddesinde hiç kimsenin düşüncesini açıklamaya zorlanamayacağını söylemektedir. Diyelim “falanca örgüt bir terör örgütü müdür” diye sordular, ki soruyorlar. “Bu konuda fikrimi açıklamak istemiyorum” demenizi öneririm. Hakkınızda olumsuz bir algı oluşmasından korkarsanız, “örgütten korkuyorum belki, yarın örgüt mensupları bana “ sen bize terör örgütü” demişsin diye karşıma dikilebilir, kendimi niye hedef haline getireyim” deyin mesela!!!

ARAMIZDA MUHABBET!!

Sosyal medya hesabı aslında çağın ihtiyacından doğmuştur. Örneğin facebook, arkadaşlarınızı bulmanız ve onlarla iletişime geçmeniz için keşfedilmiştir. Dolayısıyla hesabınız, aslında dost, akraba, aile çevrenizdir ve paylaştıklarınız çoğu zaman, onlarla iletişimin özel bir çeşididir.

Sosyal medya hesabınızda paylaştıklarınızı kimlerin görebileceğini siz ayarlıyorsunuz. Eğer herkesin görebileceği şekilde paylaşım yaparsanız, Yargıtay 16. Ceza dairesinin son içtihatlarına göre, bu basın yayın yolu sayılıyor ve yaptığınız suç ise ceza arttırılıyor. Bu yorum da, sanık aleyhine yorum olup, yasak yöntemlerdendir. Yani Yargıtay, sosyal medyayı yorum yoluyla basın ve yayın olarak göremez, böyle bir yorum ile cezayı arttıramaz. Ancak yine de eğer radikal ve çevrenizde rahatsızlık yaratacak içerikte paylaşım yapacaksanız, önerim arkadaşlarınızın görebileceği şekilde paylaşım yapmaktır. Benim yorumum, bu şekilde yani sadece arkadaşlarınızın görebileceği şekilde bir paylaşım özeldir,  evde, ofiste, bir mekânda muhabbet etmek gibidir ve bu muhabbetin dışındakileri ilgilendirmez, muhabbetin dışındakiler bilemez, bilmesi gerekmez ve onlara karşı suç işlenmiş olamaz.

KAPILMAYIN!!

Sosyal medyada çoğumuz, olduğumuzdan daha farklıyız. Örneğin eş-dost-akraba arasında yapmayacağımız, söylemeyeceğimiz şeyleri, sosyal medyada yaparız, söyleriz.

Mimik yok, duygu yok, empati yok… Velhasıl sanal ortam ve karşımızda kanlı canlı insan yok. Bu durumda, ölçüyü kaçırma riski yükseliyor.

Güncele ve gündeme dair yaşanan tartışmalar, çoğu zaman çığırından çıkabiliyor.  Aman kapılmayın, hemen oradan ayrılın. Yoksa daha sonra yaptığınızdan hem çok utanabilir hem de çok pişman olabilirsiniz.

Ayrıca “klavye kahramanları” diye bir kavram gelişti. Ucuz kahramanlık diye adlandırılan birçok duruma örnek, çok sayıda sosyal medya paylaşımı görebiliyoruz. Ağır bir bedel ödemenin âlemi yok! Düşünün, tutuklandınız ve mahalleli hakkınızda konuşuyor, teyze dayıya soruyor, “-ne yapmış bu bizim oğlan”, “-yazı yazmış yazı”, “-nerde”, “-facebookta!”, “-Ee ne olmuş ki”, “-valla bir şey olmamış ama bizim oğlan tutuklanmış!” Somut bir şey yok yani! Sanal ama yaptırımı somuttur.

Arabamızın içinde, yandaşı sürücüye kızıp basarız küfrü ama camı indirip “ne oldu birader” diyince, “dikkatli sür, tehlike saçıyorsun” demiyor muyuz çoğumuz! İşte sosyal medyayı arabanın içi sayıyoruz ama değil!

GELELİM SOSYAL MEDYA NEDENİYLE EN ÇOK KARŞILAŞILAN SUÇLARA!!!

Bu suçlara ilişkin resen, yani şikâyet olmaksızın “açık kaynak araştırması” adı altında soruşturma başlatılıyor. Çoğunlukla paralı trollerin ihbarları veya paylaşımınızı görüp rahatsız olan birilerinin ihbarı üzerine veyahut doğrudan bilgisayar başında sosyal medyayı takip eden polisin tespiti ile işlem başlıyor.

Örgüt propagandası (3713 sayılı yasanın 7.maddesi), ilk sıradadır. Örgüt propagandası için ilk şart, yasadışı bir terör örgütün işlediği suçları övmek ve örgütü suç işlemeye davet etmek gerekir.  Yazdığınız veya paylaştığınız her neyse içinde mutlaka şiddeti övme ve şiddete çağrı olmalıdır, yoksa suç oluşmaz. “Ne alakası var” deyin, “gerçekten benim paylaştığımın, şiddetle, şiddete çağrı ile ne alakası var, ne acizsiniz, ne iftiracısınız, hoşlanmadığınız ve ifade edilmesinden korktuğunuz her düşünceye bu muameleyi yapamazsınız.” deyin.  İşkencede olağanüstü bir artış var ama sosyal medya paylaşımı nedeni ile yapılan gözaltılarda fiziki işkence gerçekten istisnadır. Size seslerini bile yükseltemezler. Avukatınız varsa, çok daha dikkatli ve saygılı davranırlar. O yüzden ifadenizde cesur olmaktan çekinmeyin.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, aşağılama:(TCK, 216. Madde) Bu suç için de, halkın bir kesimini, din, dil, ırk ve benzeri sosyal ve sınıfsal farklılıklar bakımından birbirine düşürecek veya bu yönüyle aşağılamak gerekir, üstelik bunun bir başka yasal şartı var; yakın tehlike oluşturması lazım! Öyle ki paylaşımınız üzerine halk galeyana gelmesi kuvvetle muhtemel olacak! Tabi ki hikâye aynı! Yerli ve milli yalanı aksine her ifade için hemen buna sarılıyorlar. Ancak şimdiye kadar, Kürtlere yönelik eşi benzeri görüşmemiş tahrik ve aşağılamalara bir soruşturma açıldığını görmedim. Örneğin son zamanlarda Afrin savaşıyla ilgili ölüm haberleri geldikçe twitter’da açılan tagların altına o kadar azgın, o kadar vahim, tahrikin ve aşağılamanın feriştahı olan paylaşımlar serbestçe yapılıp bir tekine dahi soruşturma açılmamıştır. Bu ülkede bu suçu en çok işleyenin kim olduğunu hepimiz biliyoruz, her konuşması muhakkak kin ve nefretle dolu, hedef gösterme mahiyetinde olan Erdoğan, her gün defalarca bu suçu işliyor.

Cumhurbaşkanına hakaret (TCK, 299.madde), Cumhurbaşkanına hakaret ise, bildiğimiz hakaret suçunun, özel olarak korunan birine karşı işlenmesidir. Cumhurbaşkanına özgü böyle bir suç düzenlenmesinin nedeni, onun tarafsız olması ve devleti temsil etmesindendir. Ancak İHAM, bu suçu kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı bulmaktadır. Diğer bir önemli husus, siyasetçilere yönelik ağır eleştirilerin daha fazla koruma görmesidir. Cumhurbaşkanı ise klasik almamda siyasetçi olarak görülmemiştir. Ama artık o da AKP genel başkanıdır ve tarafsız değildir. Bir diğer husus, saldırı ile mukabele hakkıdır. Yani biri, sözlü sataşma, aşağılama, ötekileştirme yapıyorsa ve ölçüsünü kaçırıyorsa, aynısı ile cevap vermek haktır ve hatta İHAM bir kararında bu durumu da haklı görmüştür. Erdoğan, kendisine yönelik ağır eleştirilerin yapılmasına olağanüstü zemin hazırlıyor ve karşılık görmemesi de mümkün değildir. Dünya’da bir devlet adamına hakaretten bu kadar soruşturma ve dava hiç görülmüş şey değildir. Toplumun yarısı için Erdoğan bir nefret objesi haline gelmiştir. Hiç şüphesiz, buna kendisi de bilerek ve isteyerek zemin hazırlıyor ki toplumun diğer yarısını da fanatik taraftarı yapsın ve arkasında safları sıklaştırıp, güç tahkim etsin.

Tehdit (TCK,106.madde),şantaj (107.madde), hakaret (TCK, 125. Madde), haberleşmenin gizliliğini ihlal(132.madde), özel hayatın gizliliğini ihlal (134.madde)  gibi suçlar ise, mağdurun şikâyeti üzerine soruşturma başlatılır. Devletin bunlara ayıracak vakti yok şu aralar. Söz konusu Erdoğan ise gerisi teferruat olduğu zamandayız. Bilirsiniz, kadının biri kendisini döven, hakaret eden,sürekli işkence eden kocası hakkında defalarca şikayetçi olmuş ama nafile! Adam elini kolunu sallayarak suçlarına devam etmiş. Ne var ki bir gün kadının şikayeti üzerine sosyal medya hesaplarına bakılmış ve adam hemen tutuklanmış! Bilin bakalım niye! Tabi ki Erdoğan’a hakaret ettiği tespit edilmiş!

Sonuç olarak, belirtmek gerekir ki sosyal medya şu anda muhaliflerin seslerini duyurabilecekleri tek yoldur. Tüm basın ve tv’ler boğazına kadar yandaşlığa batmış durumda. Dolayısıyla sosyal medyanın etkin kullanılması kaçınılmazdır, vazgeçilmezdir. Paylaştığınız şeylerin büyük bir kısmı suç içerdiği için değil, korktukları için hakkınızda işlem yapılmıştır veya yapılabilir. Bu günler geride kaldığında sesinizi çıkardığınız için kendinizle gurur duyacaksınız. Bugün bir şeyler kaybetmekten korkanlar, kendilerini kaybetmekte bir sakınca görmüyorlar. İnsan düşüncesiyle, onuruyla, özsaygısıyla insandır. Bu dönemde size açılmış haksız bir soruşturmayı, emin olun ömrünüz boyunca onur madalyası olarak taşıyacaksınız.  Ancak muhalefet etmeyi sosyal medya ile sınırlı tutmanın da yetersiz kaldığı/kalacağı aşikârdır. Ortaklaşabildiğimiz asgari müştereklerde ortaklaşıp, bu zulüm düzeni ile mücadele etmek için toplumsal dinamiklerle birleşip, muhalefetimizi soysal medyadan sosyal alanlara da taşımalıyız.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here