Antalya’da etkili olan yağmur nedeniyle alt yapı çalışması devam eden yol çöktü.

Sürekli aynı şeyleri yaşıyor, aynı haberleri okuyoruz. “Antalya’da etkili olan yağmur nedeniyle alt yapı çalışması devam eden yol çöktü.” Haberi bir çok basın yayın kuruluşunda haber oldu.
Antalya’da etkili olan yağmur nedeniyle alt yapı çalışması devam eden yol çöktü. Biriken sulardan dolayı çökmeyi fark etmeyen bir özel halk otobüsü ve bir ticari araç çukura düşerek mahsur kaldı. Olay, Antalya’nın Kepez ilçesi Teomanpaşa Mahallesi 2258 sokakta meydana geldi. Saat 16.45 sıralarında Antalya’da belirli aralıklarla etkili olan yağmur yağışı, alt yapı çalışması yapılan ve henüz asfaltlanmayan caddede seyir halindeki bir özel halk otobüsü, bir de hafif ticari araç çökme sonucu yolda mahsur kaldı. Yaşanan olayda herhangi bir yaralı ve can kaybı yaşanmazken, özel halk otobüsünde olan yolcular tahliye edildikten sonra başka otobüslerle gönderildi. Otobüs ve hafif ticari araç iş makineleri yardımıyla göçükten çıkarıldı. Çöken yol belediye ekipleri tarafından kepçelerle tekrar dolduruldu. Yol daha sonra tekrar trafiğe açıldı.

Cadde üzerinde evleri olan vatandaşlar ise, herhangi bir yağış esnasında yolun suyla dolmasından şikayetçi olduklarını dile getirdiler.

Sorumlu yağmur değil, hükümet ve yerel yönetimler
Yetkililer ve yandaş medya “Sorumlu Yağmur diyerek sorumluluklarını gizlemeye çalışsalar da, yaşanan her kuvvetli yağışta benzer görüntülerin ortaya çıkması, meselenin sadece yağış miktarıyla açıklanamayacağını göstermektedir. Doğa olaylarını felakete çeviren, merkezi ve yerel yönetimlerin yanlış politikaları ve uygulamalarıdır. Giderek daha sık ve yakın aralıklarla yaşadığımız bu felaketler karşısında gerekli önlemler alınmadığı takdirde, çok daha acı sonuçlar doğuracaktır.

Her şeyden önce bilinmelidir ki, yerleşim yerlerinde yaşanan sel felaketlerinin temel nedenleri, iklim değişikliğinden ziyade, plansız ve çarpık kentleşme, yetersiz altyapı ile merkezi ve yerel yönetimlerin kentleri rant politikalarına teslim etmesidir.

Başta metropoller olmak üzere, Türkiye’deki kent yapılaşması betonlaşma ve asfalt üzerine oluşturulmuştur. Yeşil alanların hızla yapılaşmaya açılması, kent ormanlarının yok edilmesi şehirlerimizin doğal dokusunu ortadan kaldırmıştır. Doğayla barışık olmayan bu kentsel yapılaşma nedeniyle, yağış ve yüzey suları toprak tarafından emilememekte, hızla akışa geçerek şehrin daha alçak kesimlerinde ve alt geçitlerde sel, taşkınlara ve su baskınlarına neden olmaktadır.

Yağmur suyunu tutması gereken yeşil alanlar birbiri ardına ortadan kaldırılırken, beton ve asfalt zeminde hızla akışa geçen suyu tahliye etmesi beklenen altyapı, drenaj ve kanalizasyon sistemleri de ihtiyacı karşılamamaktadır. Son yıllarda birbiri ardına yapılan çok katlı binaların ve kentsel dönüşüm uygulamalarının yükünü kaldırmaya uygun altyapı yenilenmesi yapılmamıştır.

Kentleri teslim alan bu rant politikaları, suların doğal akış yolları olan dere yataklarının ve taşkın alanlarının bile yapılaşmaya açılmasına neden olarak, felaketin boyutlarını daha da artırmaktadır. Plansız ve çarpık kentleşme, tarım arazileri üzerine kurulan yerleşim yerleri, yok edilen orman alanları, bilinçsizce müdahale edilen dere yatakları ve kıyılar yaşadığımız felaketlerin temel nedenidir. Sorumlusu da yağmur suları değil, hükümet ve yerel yönetimlerdir.

Daha büyük felaketler yaşanmaması için bugüne kadar sürdürülen ranta dayalı kentleşme anlayışı derhal sona erdirilmelidir. Yeterli altyapı ve doğayla barışık kentler inşa edilmelidir. Kent yönetimleri, belediye imkânlarını rant ve siyasi çıkarlar için değil, kentin ihtiyaçları için kullanmalıdır.

Bilimin ve aklın sesine kulak verilmeli
Merkezi ve Yerel yöneticilerin bu rant hırsı, ülkeyi felaketlere sürüklemektedir. Daha büyük felaketler yaşamamak için bir an önce bilimin ve aklın sesine kulak verilmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here