Bu şehirde yağmur altında dolaşılır                                                                                                         Limandaki mavnalara bakıp                                                                                                                          Şarkılar mırıldanılır geceleri                                                                                                                                 Bu şehrin sokakları çoktur                                                                                                                          Binlerce insan gelir gider sokaklarında                                                                                                             Her akşam çayımı getiren                                                                                                                                     Ve beyaz bir Rus olmasına rağmen                                                                                                            Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.   (Orhan Veli)             

 ‘Sokak’ sözcüğü bende hep özgürlük ve hayat çağrışımları yapar. Köyde çocukluğu sokakta geçmiş, öğretmenlik yıllarında Alanya’nın Demirtaş Beldesi’nin sokaklarını adımlamış, emeklilik ve esnaflık yaşamını da Antalya’nın sokaklarına adamış biri olarak pek de haksız sayılmamalıyım. Sokak aynı zamanda benim, bizim ekmek kapımız. Ve ekmek kapımızın her tarafı halkın olduğu yerlere, pazar yerlerine çıkar. Bizim için sokak pazar yeridir, pazar yeri sokaktır. Nabzımız ekmeğimizi kazandığımız yerde, yani sokakta atar.

Bilirsiniz köylerde de, kentlerde de sokakların iki yanı evlerle doludur. O evlerde yaşanan hayat başka yerlerdekine benzemez. O evlerde et alacak güç yoktur, dolayısıyle o evlerde tencerelerde et değil dert kaynatılır. O evlerin kapısı hemen sokağa açılır. Oraların belli sosyo-ekonomik özellikleri vardır. En belli başlı özelliği küçük esnaf, küçük memur ve köylerden toprağından kopup gelen köylü halkın bu evlerde yaşıyor olmasıdır. Halk ise sosyolojik olarak, bir toplum içinde ortak gelenek ve göreneklere, ortak yaşam tarzına sahip olup bu nedenlerle de ortak davranış ve ortak kültür özellikleri gösteren insan topluluklarıdır. Yani birlikte ağlayan, birlikte gülen, birlikte ölüsüne ağıt yakan, askerdeki eşinin, kaybolan evlatlarının yolunu birlikte gözleyenlerdir. Oralarda göz altında kaybedilen ve bir daha bulunamayan evlatlar için kapılar belki gelir diye kilitlenmez; duvarlara fazladan bir çivi daha çakılmaz. Yani sokak ve halk bir bütündür; biri olmadan diğeri olmaz.

Kendinden sonraki kuşağa muhtaç olandır halk. Ve büyük, devasa bir çoğunluktur; suda balık, havada kuş, toprakta karınca kadar çoktur. Seçimlerde oyunu kullanan, vergisini veren, askerliğini bedelsiz yapan sessiz bir çoğunluktur.

İşte bu sokaklar halkın olduğu yerlerdir. Halka karşı sorumluluğu yüksek olan, bu sorumluluğun gereğini yapan iktidarların halktan ve sokaktan korkmaması gerekir. Buralar sessiz çoğunluğun ekmek kapısı olduğu kadar aynı zamanda aşık olduğu yerlerdir de. Yani hayatın nabzının attığı yerlerdir. Öyleyse neden bir kısım siyasetçiler sokağı dışlar, neden kargaşa alanı gibi gösterir? Diğer bir kısmı da neden ‘Bizi sokağa çekmeye çalışıyorlar, aman oyuna gelmeyin!’ diye uyarır? Oysa iktidarları ve geleceği belirleyen insanlar bu sokaklarda yaşayan insanlardır. Özü ve kökeni sokakta, yani halkta olması gereken bir siyasi parti, sokaktan uzak mı durmalı? Yani muhalefet tavrını, iktidarın uyarılarına göre mi belirlemeli? Sokaktan uzak durmak halktan uzak durmak değil midir? Bunda muhalefeti köşeye sıkıştırmak, evlerine kapatmak gibi bir amaç yok mudur? Hatta şu corona virüsün yarattığı salgın günleri insanları sokaklardan uzaklaştırmanın, bir araya gelmelerini önlemenin meşru gerekçesi olarak da kullanılmıyor mu? İktidarın, muhalefeti kendi kulvarına çekmeye çalışması,  gözleri görmeyen birinin sizi kavgaya çağırırken gözlerinizi yummanızı istemesi, kendi karanlığına çekmesi anlamına gelmiyor mu? Peki sizin o kör karanlığa gözlerinizi yumup gitmeniz mi, yoksa o kör karanlığa karşı mücadele mi etmeniz gerekiyor?

Tarihsel süreç gösteriyor ki halka ve halk için siyaset yapanlara düşen iş sokaktan vazgeçmemektir. Çıkıp sokağa rüzgara karşı yürüyerek türküsünü söylemektir. Kolkola verip ekmek kavgasını sürdürmektir. Parlamentodaki sesi sokağın sesiyle buluşturmaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here