Her yıl nedense ülkeler arası bir güzel seçilir, ona “Dünya güzeli” denir. Söylemeye gerek yok herkes bilir ki bu güzel, kadınlardan seçilir. Hani şu sevmek adına sahiplenilen, malıymış gibi üstünde hak görülen kadınlardan. Hani şu gülüşünden, yürüyüşünden, giyinişinden, varoluşundan rahatsız olduğumuz kadınlardan. Yaşamı omzunda taşıyıp da emeğinin üstüne oturduğumuz kadınlardan. Ona bakanı vurduğumuz, kasaya kilitlediğimiz para gibi saydığımız, varlığına katlanamadığımız ama yokluğuna da dayanamadığımız kadınlardan.

Aslında yarışma, seçilme, en iyi emek, yapıt için yapılmaz mı? Öyleyse beden güzelliği için bizim ne katkımız olmuştur ki yarışalım? İnsanın değiştiremeyeceği bir yapı değil midir? (gerçi şimdi bedenin her yeri değiştirilebiliyor ama onlar yarışmaya katılamaz.) Güzellik ya da çirkinlik göreceli değil midir? Bence bu tür yarışmalar saçma sapan bir şey. Aslında yarışma, yarıştırma, özellikle eğitimde saçma sapan ve olmaması gereken bir durum. Bu ayrı bir konu.

Gelelim siyahın güzelliğine. 2019 dünya güzeli, Güney Afrika’dan seçildi. Zozibini Tunzi adında bir kadın. Henüz 26 yaşında. Üniversite mezunu. Halkla ilişkiler bölümünü bitirmiş. Yarışmaya 2017’de de katılmış ama ilk 11’in içine girememiş.

Zozibini, bir heykeltraşın yontusu gibi dimdik. Saçları oldukça kısa, gülüşü kocaman. Gözleri, bir bebek masumiyetiyle bakıyor. Ne yapılsa şımarmayı beceremeyeceklerden. Biliyorsunuz Güney Afrika halkı siyah tenlidir, ama şaşırtıcı bir şekilde, yıllarca yönetici kadro, beyazlardan oluşur. Ta ki Mandela’ya gelene dek. Mandela öldükten sonra durum yine bozulmuştur. Yine siyahiler baskı altındadır ve azınlık olan beyazlar ayrıcalıklıdır. Dünyanın çözmeyi bir türlü beceremediği ırkçılık, en çok orada kendini gösterir.

Siyah renk, konsantrasyonu en çok getiren renkmiş. Einstein; konsantre olmak için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş. Devleti temsil eden renk griymiş. Gri, yaratıcılığı öldürürmüş. Japonya’da siyah, mutluluğun simgesiymiş. Batıda matemin.
Siyah, bence güzel değil, çok güzeldir. Siyahilerin yaşını tahmin edemezsiniz, çünkü ciltleri kırışmaz. Beyaz tenliler, tenlerini koyulaştırmak için, günlerce güneşe yatarlar ya da büyük paralar vererek makineler ve yapay ışıklar altında koyulaşmayı beklerler. Sonra da kalkıp beyaz olmakla övünürler. Bu ne yaman çelişkidir.

Kızım bir Almanla evlendi. Damat solcuydu ama anası ırkçı. Torunum doğunca bize benzedi. Saçları ve gözleri kara. Kaynana üç ay yas tuttu. Onun da torunuydu çünkü ve esmerdi. Ona göre bu kabullenebileceği bir durum değildi. Sonra adına takıldı, adı; Ernesto, bu da dayanılır bir durum değildi. Ernesto, 18 yaşında ama babaannesi hala onun saçına ve kara gözlerine bakmadan konuşuyor. Irkçılık, çok zor bir durum olmalı. Yazık bu ırkçılara, onlar adına çok üzülüyorum. Yüreklerinde bir torba dolusu zehir taşıyorlar. Bu durum çok tehlikeli olmalı. Zehir herkesi zehirler, ama en çok da taşıyanı. Tolstoy diyor ya “Birine çamur atarken iyi düşünün, önce sizin eliniz kirlenecek.” diye onun gibi.

Zozibini, yarışmayı kazandığına çok şaşırdı. Ve “Benim ülkemde siyah güzel değildir.” dedi. Gülüşü kocaman kadın, sen dünya güzeli seçilmesen de güzeldin. Karac’oğlan yıllar önce söylemiş. “Bana kara diyen dilber gözlerin kara değil mi? Ağalar beyler içerler kahve de kara değil mi?” diye. Siyah tenli olmak, doğanın verdiği bir ayrıcalık, bir güzelliktir. Ama ne olursa olsun, beden güzelliği yarışması yine de kocaman bir saçmalıktır. Kadın bedeni yarışmaya çıkartıldıkça, kadının kurtuluşu gecikecektir. Kadın, sadece saçtan, gözden, boydan bostan, elma yanak, kiraz dudaktan ibaret değildir. Kadın, üretince, yaratınca güzeldir. Direnince, dayanınca güzeldir. Haklarına sahip çıkınca güzeldir. En çok da dayanışınca güzeldir.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here