“Cinsel olsun veya olmasın şiddet, bir hastalığın ürünü değildir. Bir beden üzerinde egemenlik kurma biçimidir.” Dr. Burhanettin Kaya (Türkiye Psikiyatrlar Derneği)

Şiddet Arapça bir sözcüktür ve TDK (1992) sözlüğünde şöyle tanımlanmaktadır. “Karşı görüşte olanlara inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma.”

Büyük Larousse Ansiklopedisi ise “Beden gücünün kötüye kullanılması, silahlı etkinlikler ve aşırı bir saldırganlık özelliği taşıyan ilişkilerle belirginleşen edimlerin tümü; kaba kuvvet” olarak açıklamakta.

Yani mikro düzeyde bile şiddet, şiddeti kullanan için karşı tarafı sindirme, giderek yok etme ve kendini o alanın tek egemeni durumuna getirme amacı taşımaktadır. Savaş ise şiddetin makro halidir ve makro egemenlik peşindedir. Bunun bir ülkeye, dünyaya yayılmış halini düşünün. İşte o zaman işin gerçek yönü ve anlamı orada ortaya çıkmaktadır. Dünya iki kez emperyalizmin dayattığı paylaşım savaşıyla bunu çok ağır bedeller ödeyerek yaşadı. Şimdi ise Orta-Doğu’da bölgesel bir savaş olarak sürmekte; büyük ölçüde bölge halkları büyük yıkımlar yaşamakta.

Şiddet aynı zamanda devleti kullanma biçimidir. Marks bir yergi veya övgü olarak ele almadan bunun her dönem için geçerli olduğunu söyler ve şöyle bir saptamada bulunur: “Kapitalist dönemin ortaya çıkardığı çeşitli ilk birikim yöntemlerinden bazıları kaba güç kullanımına dayanırlarsa da istisnasız hepsi kapitalist iktisat düzenine geçişi zorla hızlandırmak ve geçiş evrelerini kısaltmak için toplumun bir elde toplanmış ve örgütlenmiş gücü olan devlet iktidarını kullanır. Gerçekten de zor (şiddet), dönüşmekte olan her eski toplumun ebesidir ve iktisadi (ekonomik) bir etkendir.”

Engels ise “Şiddet, tarihte devrimci bir rol oynar; bağrında yeni bir toplum taşıyan her eski toplumun ebesidir” der.

Yani eşitsizliğin, haksızlığın ve saldırganlığın düzeni olan kapitalizm kendi mezar kazıcılarını da içinde taşıyor. Hele de rekabetçi dönemini tamamlayıp tekelci aşamaya geçince (emperyal bir güç haline gelince) şiddetten başka seçenek bilmeyen insanlar veya guruplar da kendi iradelerinden bağımsız ve sistemin bir aparatı, mezar kazıcısı olarak çoğalıyorlar. Ve dünya eskinin henüz ölmüş olmamasının ve yeninin henüz doğmamış olmasının sancılarını yaşıyor.

Günümüzde bu emperyal gücün başını çeken Amerika’da her gün onlarca şiddet olayı yaşanmakta. Devletin kolluk gücü ya bir siyahiyi öldürmekte; ya da ırkçı, dinci biri bir okulu basmakta, onlarca genci öldürmekte.

Bir televizyon kanalı, 2011’den bu güne dek Amerika’da 291 saldırı olduğunu ve bunun 200’den fazlasının okullara, yani silahsız insanlara yöneldiğini söyledi. Bunlar bile tek başına sistemin neler ürettiğini anlatmaya yeter. Sistem bunu üretiyor ama sistemin egemenleri nedense bundan çok rahatsız olmuş gibi görünmüyor. Çünkü onlar apayrı bir dünyada yaşıyorlar. Fil dişi kulelerde oturuyor; bu silahların bir kısmıyla da kendilerini koruyorlar. Bu gidişatın sonunu görebilecek sağduyudan da (akl-ı selim) yoksunlar. Diğer yandan şiddete uğrayanlar, toplumda şiddet ortamının nedenlerini sorgulayacaklarına, ürkerek egemenlere sığınıyor ve onlardan yardım bekliyorlar. Korkarım ülkemizdeki bireysel gibi görünen okullardaki şiddet olayları ABD’deki gibi okul baskınlarına ve toplu öldürmelere varmaz.

Bununla birlikte şiddet içeriden yanmalı ve içeriden patlamalı bir özelliğe de sahiptir. Er veya geç onu elinde tutanların elinde patlar. Nietzsche bu duruma “Uzun süre canavara bakarsanız siz de canavarlaşırsınız” veya “Siz uçuruma bakarsanız uçurum da size bakar” diyerek dikkat çekmekte.

15 Şubat 2018 günü ABD’nin Florida Eyaletinde bunun en son örneği yaşandı. 19 yaşındaki okulun eski öğrencisi Nikolas Cru, Marjory Stenoman Douglas Lisesini basarak 17 kişiyi öldürdü. Florida Cumhuriyeti adlı aşırı sağcı bir gurup kişiyi kendilerinin eğittiğini söyledi. Bu gencin akıl sağlığının yerinde olmadığını söyleyen Devlet Başkanı Donald Trump ise “bu tip olayların önlenmesi için öğretmenlerin silahlandırılması gerektiğini” söyleyerek bir başka akıl sağlığı yerindeliği sergilemiş oldu.

Bunun bir benzeri 22 Temmuz 2011’de Norveç’te yaşanmıştı. İngiltere sağıyla ilişkisi olan 32 yaşındaki Anders Behrig Breivik piknik yaparak eğlenen gençleri silahla taramış, 77 genç ölmüştü.

İşte bu ve benzeri olaylar sistemin kendi sonunu hazırlamasına varacak olayların birer örnekleri.

Sermayenin egemenliği altındaki ülkelerde ve devletlerde bütün olanlardan ders alıp silahlanmayı engellemek yerine tam tersini yapılmakta. Örneğin kredi kartıyla taksitlendirerek silah satışı teşvik edilmekte. Kişi başına 200 mermiyle sınırlandırılmış olan durum 1.000 mermiye çıkarılmakta. Örneğin Karadeniz’de bir bilim kurumu olan üniversitede silah sergisi açılmakta ve şiddete doğa yasası olarak bakılmakta.

Oysa psikolog Selçuk Candansayar bunu “Şiddete doğa yasası olarak bakanların, iktidar ve eşitsizliğin psikolojik süreçlerden beslenmediğini; tam tersine psikolojik süreçleri iktidar ilişkilerinin belirlediğini görmeleri ve kabul etmeleri gerekir” diye açıklamakta.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here