‘SEVDA YÜKLÜ KERVANLAR

SENİN KAPINDAN GEÇER’

                                                                                 Nusret Gürgöz

Acır ırmak kıvrım kıvrım yaralı…

Su acır, köpük acır…

Yoncadan dudaklarında hışırtısıyla başağın

üşür toprak taş ürperir…

Nasıl da yapayalnız ağlar da ağlar

Sedeften gözyaşlarıyla deniz…

Mermerin göğsü kan içinde,

kök yanık can kıyım kıyım

Asmanın kıvırcığı kül karası…

Dili yok ki bağırsın çimen

ezilmiş zümrütün üzüntüsünü,

küskün yüzünü parçalanmış mercanın…

Sılam benim, yuvam, kınım, kovanım

korunağı umudumun, barınağım, sığınağım;

kanadı kırılmış turna, baharı çalınmış ömür,

yolunmuş filizi yeryüzünün…

Toprak soylu, tay huylu, puslu, doğulu yurdum…

Ah, kanar da kanar canımın duldasında,

saranı da yok yaralarının

soranı da…

Yetmişli yıllardı. Gençlikleri bu yılların başına ve ortasına denk gelen bizim mahallenin gençlerinin neredeyse tümü pavyonlara gider, kazandıklarını konsomatrislere yedirir, denk gelirse konsomatrisin biriyle sevgili olur, sonra beter acı çekerlerdi.

Evlerine geç saatlerde döner, gece yarıları sokakta nara atarlardı.

Efkârlanır, efkârlanır; türkü, şarkı dinlerlerdi.

Türkü,  şarkı söyler; yine efkârlanırlardı.

Halit Arapoğlu dinlerlerdi.

‘Sevda yüklü kervanlar senin kapından geçer  / Aşk şarabın içenler, yârin derdine düşer .‘ dinlerlerdi.

Yemin olsun söylemedim bunları / Ateş yaksın böyle zalim kulları / İsteseydim devirirdim dağları / Belimizi büken var / zorumuza giden var ‘ dinlerlerdi.

‘Güvendim sevgimi verdim ellere / Bir mecnun misali düştüm dillere / Bu aşkın yüzünden kaldım dertlere / Aşklar yalan olmuş / Sevdalar yalan’ dinlerlerdi.

‘El ele tutuşup gezdiğim anı / Unutursun diye çok korkuyorum / Yeni bir sevgili bulunca beni / unutursun diye çok korkuyorum.’ dinlerlerdi.

‘Neler çektim daha çekecek miyim / Çok ağladım bir gün gülecek miyim / Feryat edip isyan isyan edecek miyim / Feryadımı sana nazlım dinletemedim.’ dinlerlerdi.

Halit Arapoğlu dinlerlerdi.

Halit Arapoğlu’ndan türkü, şarkı söylerlerdi.

Mahallemizi ‘devrim kokusu’ sarmıştı; ama onların burunları başka başka kokular peşindeydi.

Sonra işte, mahallemizin duvarları sloganlarla süslendi,  ‘Ulaş Meydanı’nda devrim yeminleri edildi, sokaklarında ‘Devrim ve Sosyalizm’ tartışmaları ‘yapıldı’.

Bıçkın abilerimizin bir kısmı devrimci oldu, bir kısmı Halit Arapoğlu dinlemeye devam etti(ler).

Yaşlandılar, çoluk çocuğa karıştılar.

Sonra işte ölenler öldü, gidenler gitti, ‘Devrim ve Sosyalizm’ tartışmaları ‘yaptığımız’ sokaklar müteahhitlere kaldı.

‘Ulaş Meydanı’na karakol yapıldı.

Dorukların dumanı, rüzgârın çığıltısı;

kekikle, reyhanla, incirle, narla

dokunmuş duvağı denizlerin…

Ağzında hırçın dalgaların uğultusu

bağrında bozkır, koynunda uçurumlar;

tazıdan kıvrak, kızılcıktan zarif, kelebekten yumuşak,

saf mı saf, inatçı mı inatçı, külhan mı külhan;

ayvadan kekre, kayadan sert, çaylaktan yaban,

şahinden cesur, sincaptan ürkek, sakadan korkak;

Köroğlu’nun katışıksız öfkesi,

Karaca’nın kırışıksız sevdası,

Dadal’ın sazı, Yunus’un izi, Nazım’ın sözü…

Buzlu yurdum, yazlı yurdum, tozlu yurdum…

Harman yerim, fındık dalım, pamuk gülüm…

Sessiz yurdum, süssüz yurdum, öksüz yurdum…

Dertli başım, yetim aşım, mezar taşım…

Derken geldik bugüne, 2018’in sonuna.

Merak ettim.

Kimdi bu bıçkın abilerimizin ruhuna hitap eden, onları sarıp sarmalayan Halit Arapoğlu?

Sordum soruşturdum.

Halit Arapoğlu’nu sevgili kardeşi Kemal Arapoğlu’na ulaştım.

Müzik serüvenini ve müziğini besleyen her şeyi bir başka yazıya bırakarak, edindiğim sınırlı bilgiyle yoluma devam ediyorum.

Halit Arapoğlu, Türkmen bir babayla Arap bir anneden 1943 yılında Adana’da dünyaya gelmiş. Adana’nın doğusundan Urfa’ya ve Suriye’nin kuzeyinde Fırat Irmağı’na kadar geniş bir coğrafyada söylenen Barak türkülerinin ustasıymış. Ömrü, Barak türkülerini söyleyerek geçmiş. Ekmeğini türkülerle kazanmış.

Ahmet Çiçek adında,  bugün Tarsus’ta yaşayan bir öğrenci yetiştirmiş.

Halit Arapoğlu geleneğini bugün kızı Halime Arapoğlu ile öğrencisi Ahmet Çiçek sürdürüyorlarmış.

Halit Arapoğlu, 1998’de sevenleri tarafından sonsuzluğa uğurlanmış.

Halit Arapoğlu türkü söylemeye nerde başlarsa başlasın, türküleri Barak türkülerinin söylendiği tüm coğrafyaya ve yakın çevresine ulaşırmış.

Söylediği her türkü, Antap’e, Urfa’ya, Diyarbakır’a;  Afrin’deki ‘stran’* ve ‘klam’**’lara, Cisr Eş Şuğur’daki ‘ağani şaabiye’***lere, Halep’teki ‘zmiratho ğamoye’****lere, Keseb’deki ‘meğeti’*****lere,  Türkmen Dağı’ndaki ‘türkü’lere karışırmış.

Türkü,ağani şaabiye’,stran /  klam’, ‘zmiratho ğamoye’ ve ‘meğeti kardeşmiş.

Kan yokmuş aralarında.

Sonra kan bulaşmış günlerimize, gecelerimize, yediğimiz ekmeğe içtiğimiz suya, soluduğumuz havaya;  şarkılarımıza, türkülerimize,stran’larımıza, ‘klam’larımıza, ‘ağani şaabiye’lerimize,zmiratho ğamoye’lerimize, ‘meğeti’lerimize…

Halit Arapoğlu’nun türkülerinde bunların tümünün tınısı varmış.

Her halkın her bir güzelliği bu türkülere sinmiş(miş).

Sevgili Halit Abi(m), kalk o yattığın yerden!

Yine Barak türküleri söyle.

Zeytin ağaçları geri gelsin.

Kardeşliğimiz geri gelsin.

Yerini yurdunu terk edenler, geri dönsün.

Evler yeniden şenlensin.

Çocuklar top koştursun, çember çevirsin, kedilerle oynasın.

Ölenler(imiz) geri gelsin.

Mahallemizin bıçkın abileri geri dönsün.

Yine senden türküler söylesinler.

Yine efkârlansınlar.

Biz yine ‘devrim ve Sosyalizm’ için yollara düşelim

Sevda yüklü kervanlar kapımıza / kapınıza gelsin.

Aşk şarabı içenler yârin derdine düşsün.

İçsin kederlensin; kederlensin yine içsin(ler).

Âşık olsun, aşk olsun(lar).

Aşkla hemhal olsun(lar).

Gülünden güneşine, yeminden yemişine

talancının, yalancının sözüne kanmış,

yanışından, donuşundan habersiz,

baygın mı baygın;

yakuttan alnı, serçeden gönlü bebeklik beşiğimin

düşsüz, gülüşsüz

ayaz mı ayaz…

Ayılır da ardım sıra meleşir

yudum yudum yüreğimi üleşir diye

avaz avaz bağırır da bağırırım

ayılıp duymaz…

 

Yıldızlarla tutuşup

geceleri uzaktan beni

çağırır da çağırır…

Koşarım, sızısı hızım olur…

Gün olur uyanır da diye uykusundan, koşarım…

Yazı yazım, güzü güzüm…

Ah, yarası var bağrımda yüreğim kadar

 

*Kürtçe: Türkü

**Kürtçe: Türkü, şarkı, halk hikâyesi

***Arapça: Türkü, Şarkı

****Süryanice: Türkü

*****Ermence: Ezgi, şarkı

 

Şiir : Nihat Behram – Yaralı Yurdum

Aralık / 2018

                                                                                                          Antalya

 

 

 

 

 

2 YORUMLAR

  1. Güzelliklerin kalemle ete kemiğe büründüğü kelimeler
    Ezgisel ve siirsel anlatımını yitirmesin.
    Şiir ve ezgiler 2019 içinde okunsun söylensin aşkla umutla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here