Artık yaşamaktan öte bir seçim kalmıyor bana

Kanımda tortu halinde bulutlar dolaşıyor

Kalbim, acılarla seyrelen bir elek olarak

Yine kırgın, kimsesiz, dünyayla dalaşıyor

Yok bana bir durak, bana soluk yok

Yağmur beni dürtmek için düşüyor saçlarıma

Beynim, değirmenim, soruları öğütenim

Hep sonunda seni avuçlarıma almak

Kâğıt kalem şiir, kâğıt kalem şiir

‘Okuntu’ (adlı) şiir kitabımın ilk şiirinin adı:’Kalbimin Kars’ına Kar Yağıyor’dur. Uzun bir şiirdir bu şiir. Ege’den Kars’a; Diyarbekir’den Anamur’a; oradan Karadeniz’e… uzanan sözcük, imge ve duygu… harmanıyla şiir,  Anadolu’nun acılarını deşer / nakşeder, buradan taa… Midilli’ye uzanır.

Midilli’yle kardeş olur.

Bu şiiri bir etkinlikte okumuş, katılımcılardan biri sözcük sözcük aynı olmasa da:’ Bunca duyarlık can yakıcı değil?’ mi diye sormuştu.

Can yakıcı elbette!’ demiş ve ‘Tersi de can yakıcı olmaz mı ?’ diye sormuş, yanıtı yine ben vermiştim.

Gözlerini kapamak, görmezden gelmek, kuşkusuz o daha can yakıcı(y)dı(r), demiştim.

1996’da, öğretmenlik yaptığım özel eğitim kurumlarının birinde, öğrencilerle şiir konuştuğum, onlara şiir okuduğum ve şiir kitabı önerdiğim için, beni  ‘ piyasanın  – siz paranın diye okuyun  –  ruhu ’na aykırı davranmakla suçlamışlar, sonra da işime son vermişlerdi.

Her ne kadar ben cezaevinden çıkmamış olsam da günlerce Metin Demirtaş’ın: ‘ Günün dolar bir gün sen de / Özgürlüğü bir gelin gibi takıp koluna / çıkarsın / Başlar yeni maceran güneşte / Başlar işsizlik / O en büyük hapishane…’ dizelerini mırıldanıp durmuştum.

Metin Demirtaş gibi benim de ’o en büyük hapishanede’, ‘yeni macera’m başlamış ve o günlerde: ‘… Sanki Kavafis o şiiri yazmamış gibi /  Kendimi kentten kente vurdum / Koştum da bir acıdan bir ağıda / Koştum da bir muttan bir buna / şiirle hayat arasında bocalayan / bir ömür kaldı / ardımda’ dizelerini yazmış, şiirden ötürü işsiz bırakılmanın şaşkınlığıyla,  şiirle hayat arasında bocaladığımı görmüş ve bunu kendime ve ‘kamuoyu’na itiraf etmiştim.

Hayatın (da) müthiş öğretici olduğunu o günlerde görmüştüm / çözmüştüm. O zor günlerde can yoldaşlığını,  hiç esirgemeyen çok sayıda dostum olduğu gibi;  bana sırtını dönen,  beni sırtımdan hançerleyen çok sayıda ‘eşim dostum’ oldu o günlerde ( sonraki günlerde de) ne yazık ki!

Bir önceki paragrafın giriş tümcesini yeniden – biraz değiştirerek – yazmamda hiçbir sakınca yok.

Hayat müthiş öğreticiymiş meğer!

Girişte alıntıladığım şiir,  Ahmet Erhan’ın ‘Artık Yaşamaktan Öte’ şiiri.

Şiirin devamında şöyle diyor Sevgili Ahmet Erhan:’

Her sokağa çıkışımda, dünyayı içine çeker gibi…

Rüzgâra karşı bağırıyorum, ey gençliğimin yarısı

Sesimin burgaçları alıp götürüyor beni

Bir çığlık kalıyor kentin çatılarında

Artık birleşmeyecek binlerce sözcük…

Bunun için bir daha okumayın şiirlerimi

Varsın gökyüzünde bir de duman donsun

Bir şair de ne olur evine ekmek taşısın

Durup çocuklarla konuşsun, bu gün hava

Güzel olacak desin, maça gitsin bağırsın

Hep kendini deşen bir hançer olmasın’

 

Vay ki vay!

Demek ki şiirle hayat arasında bocalayan bir ben değilmişim (meğer)!

Ben de Ahmet Erhan gibi çocuklarla,  karşı komşu yaşlı teyzeyle, mahallemizin bakkalıyla, çöpçüyle… konuşmayı çok özle(miş)d(t)im.

Şair aydın olmalıdır diyordum ya, sokaklara çıkmıştım ya!

Kavganın içinde / yanında yer almıştım ya!

Çelişkiye bak sen!

Unutmuştum çocukları.

Unutmuştum kedileri.

Unutmuştum mahallenin bakkalını.

Ama şiir işte bu, hepsini yeniden / yeniden karşıma çıkardı / çıkarıyor.

Kavganın sokaklarından, şiirin sokaklarına döndürdü beni.

Kızmayın, gücenmeyin, darılmayın bana!

Bağışlayın beni!

 

Eylül – 2018

Antalya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here