“Arzu, eylemlerimizin arkasındaki itici güçtür ve özünde toplumsal niteliktedir. Bu yüzden de geniş bir bağlama yönlendirilmelidir. O bağlam politikadır. Radikal politika ise arzularımızın yeniden eğitilmesidir ki iyi şeyler yapmaktan zevk; kötü şeyler yapmaktan da acı duymak gerekir.” Terry Eaglaton

Doğasıyla, tarihi mirasıyla, deniziyle, iklimiyle Antalya güzel bir kenttir. Masa Dağı ise Antalya’nın balkonu gibidir. Akşam hava kararmaya başlayınca kentin ışıkları da ateş böcekleri gibi birer birer ışıldamaya başlar. Bir saat bile geçmeden bir ışık denizine bakarken bulursunuz kendinizi. Gözünüzü alamazsınız o güzellikten. Tadını arttırmak için de biranızı alıp yönünüzü ışık deryasına dönüp yudumlamaya başlarsınız. Eğer orada oturuyorsanız, gece yarısı uykudan kalkınca o güzelliği görmek için pencerenizin perdesini bile açık turarsınız.

“Biracılar Yokuşu” diye adlandırdığım yer böyle bir özelliğe sahipti. Trafiği aksatan hiçbir yanı olmadığı için insanlar araçlarını sağlı sollu yolun iki tarafına park ediyor, bir şeyler içerek yaşantısına küçük bir çeşni katmaya çalışıyordu. Dar görüşlü bazı insanların yakınmaları sonucu zaman zaman polis geliyor, insanları oradan uzaklaştırıyordu. Orada bira veya başka bir içki içmenin yasaya aykırı bir tarafı yoktu sanıyorum. O yüzden de bazı engellemelere karşın küçük keyif almalar sürüp gidiyordu.

Birkaç gün önce çift gidiş gelişli yolun iki tarafına park yasağı işaretlerinin konduğunu gördüm. Bunun doğal sonucu olarak da motosikletini, arabasını bir kenara durdurarak arkadaşı ile iki yudum bira içmeye çalışan hiç kimse yoktu. Belli ki içkisini içmek isteyene verilemeyen ceza, park yasağını bozmaya çalışana verilebilecek, böylelikle de bunu önlemiş olacaklardı.

Hangisine uymamız gerektiğini kestiremediğim uygulamalardan biri de 100. Yıl Bulvarında. Bulvar’dan batıya doğru giderken Saman Yolu Pastanesi yakınında bir tabela hız sınırının 70 kilometre olduğunu gösteriyor. Asfaltın üzerinde ise 50 kilometre yazıyor.

Araç hareketliliğinin çok yoğun olduğu, limana kadar ulaşan Atatürk Bulvarı’nda azami hız 70 kilometre, Yeşilbayır’daki spor kompleksinin önünden geçen ıssız yolda 50 kilometre.

Yasakların, karabasan gibi toplumun üstüne çullanması sigarayla başlamıştı. Önce toplu taşıma araçlarında, sonra tüm kapalı yerlerde sigara içilmesi yasaklandı. Kötü mü oldu? Hayır, iyi oldu. Toplumun tamamının onaylayacağı bu uygulama, gelecek uygulamalara da bir temel ve meşruiyet oluşturacaktı. Öyle de oldu. Pek çok sorun eğitimle çözülmek yerine yasakla, baskıyla çözülmeye başlandı. Ama sonuçta da toplumda suç oranı daha da arttı. Uyuşturucu yaşı dokuza kadar indi.

Ara sokaklarda bile kaldırıma araç koymaya ceza uygulamasının yasallaştırıldığı bu günlerde benzer bir sorunu Kızılsaray Mahallesi’nde yaşadım. Yener Ulusoy Bulvarı’nın kuzeyindeki ara sokaklara park yasağı işaretlerinin konduğunu gördüm. Bir anlam veremedim. O da mı bir ceza olarak düşünülmüştü yoksa? İşimi daha çok toplu taşıma araçlarıyla yapmaya özen gösterirken üretim aracı olarak kullandığımız otomobilimizi o gün koyacak yer bulamadım. Fazladan yakıt tüketerek hem çevreyi kirlettim, hem kendi ekonomime zarar verdim, hem de zaman kaybı yaşadım.

‘Yahu, bu kadar büyük sorunlar varken bu da sorun mu?’ diyorsunuz bekli de.

Çarpık ve açgözlü bir sistemin ürünü olarak elbette bu da büyük bir sorun. Yaptığınız teşviklerle, reklamlarla insanlara araba aldıracak; ülkenin ara sokaklarını, kaldırımlarını otomobillerle dolduracak, sonra da buna ceza yazacaksınız. 200 kilometre hızla giden araçlarla öğünecek, sonra da 70 veya 90 kilometreyi aşan sürücülere ceza yağdıracaksınız. Bu bir çelişki değil mi? Benzeri nedenlerle adliye arşivlerinde icralık dosya sayısı 20 milyona çıkacak, yani her aile icralık olacak. Bunu da sorun saymayacağız veya sorunun kaynağını görmeyeceğiz. Olacak şey mi?

İnsan onuru ve hayatı hiçe sayılıyor, her şey para ve ceza olarak görülüyorsa; yapılan her uygulamanın nereye varacağına, arkasında hangi hesapların yapıldığına, işin toplumsal boyutuna bakmak gerekir. Her şeyin yağmalandığı, yaşam alanlarının daraltıldığı bir sistemde de geldiğimiz yer şimdilik burasıdır. Daha kötüsü nedir, nasıldır bilemiyorum. Onu da yaşayıp göreceğiz.

Yani bütün bunlar park yasağı mı, ceza tuzağı mı? Ne dersiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here