Saldırganlığın veya şiddet kullanmanın elbette kişilik yapısıyla ilgisi vardır. Ama bu aynı zamanda eğitim; geniş kapsamlı bakacak olursak eğitimi de içine alan sistem sorunudur.  Bir başka tanımlamayla iyilik ekerseniz ikilik; kötülük ekerseniz kötülük biçersiniz.

 Yıllardır süren düşmanlaştırma ve ötekileştirme politikaları Türkiye toplumunu bu aşamaya getirmiştir. Bu yönüyle  şiddet aynı zamanda politiktir ve politik sonuçlar yaratır. Şiddete yönelen sistemler kendi içlerinde de karşı şiddeti yaratırlar. Genel anlamda şiddet yeni bir toplumsal sisteme gebe eski sistemin ebesidir. Halkına huzur, eşitlik ve adalet veremeyen; yoksulluğu, yokluğu ortadan kaldıramayan yönetimler için  bir çıkmaz sokaktır.

Açıp yakın ve uzak tarihe bakacak olursak yeryüzünde halkının bir kısmını ‘terörist’ olmakla suçlayan bir devlet anlayışı herhalde hiç olmamıştır. Günümüzde halkın bir kısmı böyle bir suçlamayla   karşılaştı. Daha bunun mürekkebi kurumadan üstüne üstlük canını dişine takarak halkına sağlık hizmeti veren bir mesleğin üyeleri “Hain” olmakla nitelendirildi. Hem de insanlığın, tıp dünyasının corona virüs denen bela ile boğuştuğu bir dönemde.

Buradan şu anlamı çıkarıyorum: İnsanlar büyük ekonomik sıkıntlar çektiğinde, işsizlik olağandışı boyutlara ulaştığında, yani işler sarpa sardığında bir günah keçisi yaratmak gerekiyor herhalde. Bulunuyor da: Örneğin ‘Dış güçler’; o da tutmazsa Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipler Birliği ve benzeri kurumlar.O zihniyete göre bu kurumları  ya parçalamak, ya da kapatmak gerekir. İşte o zaman en başta covid-19’la mücadele başarıya ulaşır. İşsizlik en az düzeye iner. Uzaktan eğitim alamayan çocukların evine bilgisayar ve internet girer. Yani aslında evin dışında da var olan, eve sığmayan hayat, işte o zaman eve sığar.

Kendi kendime soruyorum: Tıp dünyası bu virüsle baş etmeye çalışırken, ülkemizde yüze yakın sağlık çalışanı hayatını kaybetmişken bunları hain etmek nasıl bir ahlakın, nasıl bir siyasi anlayışın ürünüdür? Kime, ne yarar sağlamaktadır? Bunu söylemeye dili varanlar neyi amaçlıyorlar? Bu olağanüstü mücadeleyi kiminle, nasıl kazanacaklarını düşünüyorlar? Ya da bunu diline dolayanların halkın sağlığına kavuşmasını istemek gibi bir dertleri var mı? Varsa kimlerle, nasıl bir mücadele düşünüyorlar? Böyle bir kadroları var mı?  Yoksa Venüs’ten kadro mu getirtmeyi düşünüyorlar? Çünkü biz bunlarla uğraşırken, 20.09.2020’de Birgün gazetesinde Çağrı Mert Bakırcı,bilim insanlarının Venüs’te hayat olduğuna ilişkin bulguların peşinde olduklarını’ yazıyordu.

Bilmeyenler, bilmek istemeyenler, halkın bilmesini istemeyenler unutmayın! Her canlı (veya her varlık) belli koşulların ürünüdür. Yani şu virüs de, milyonlarca yılda ancak bu aşamaya gelebilmiş olan ve son iki yüz yıldır hor kullanılan, dengesi insan eliyle bozulan doğanın bir ürünü. Yani insan soyu kendi bindiği dalı kesiyor; ilmiği kendi elleriyle boğazına geçirdi, sıktıkça sıkıyor.

Farkında mısınız bilem, şu evlere kapanmak zorunda kaldığımız günlerde, lastik ayaklı demirden karıncalar yerlerinden oynamayınca doğa kendisini biraz onardı.

Örneğin İstanbul’da hava kirlilğinden görünmeyen adalar çok net bir şekilde görünmeye başladı. Antalya’da da kentin üzerine kara basan gibi çökmüş olan o karbonmonoksit yüklü bulutlar oluşmayınca Akdeniz öyle güzeldi, güneş öyle parlaktı ki!

Televizyonlardan her gün corona tablosunu açıklayanlar!  Covid-19’la doğru mücadele edebilmek için gerçeğin halktan gizlenmemesi gerektiğini söyleyen TTB’ile oynamayınız. Bu size bir şey kazandırmaz.

Efendiler! Sağlığımızı emanet ettiğimiz Türk Hekimleri’ni kötülemeyiniz. Böyle yapmakla aslında siz halkın sağlığı ile oynuyorsunuz. Ayakları yere basmayan bazı akıl ve vicdan yoksunlarını, sağlıkçılara karşı saldırma cesareti veriyorsunuz. Kapattığınız hastanelerle, kentlerin dışına açtığınız ‘şehir hastaneleri’ ile, sağlık hizmetini kolay ulaşılabilr olmaktan çıkarıyorsunuz.

Bağdat çook uzakta, yanlış hesap ülke sınırlarını zorlamadan kaldığı yerden geri dönünüz. Zararda ve yanlışta ısrar etmeyiniz.  ‘Örgütlü bir kötülüğü sürdürmekle örgütlü iyiliği cezalandırıyorsunuz.’ Böyle giderse bunun bedelini hep birlikte ve çok ağır ödeyeceğiz.

Unutmayın, siz daha fikir olarak bile yeryüzünde yok iken 1953 yılında kurulan Türk Tabipler Birliği bu ülkede vardı, var olmaya da devam edecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here