Nefes almak, içten içe, derin derin,

Taze, ılık, serin,

Duymak havayı bağrında

 

Nefes almak, her sabah uyanık.

Ağaran güne penceren açık.

Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında

 

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı

Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı…

Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

 

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi

Ananın südünü emer gibi,

Kana kana, doya doya…

 

Sahaflarda dolaşmak müthiş bir şey! Nelerle karşılaşmazsınız ki? Taa ilkokuldayken okuduğunuz çok eski dostlarınızla, gençlik aşklarınızla, toprağa gömdüklerinizle, annenizin banyo sobasında yaktıklarıyla…

 

‘Nefes Almak’la karşılaştım ben de, Ziya Osman Saba’yla…Kitap 1957’de basılmış, yaprakları dahi açılmamış. Öyle güzel kokuyor ki! Bilen bilir!

 

Okuyalı ne kadar uzun zaman olmuş Ziya Osman’ı? 1980’ler desem yeridir. Nefes Almak’ın zor olduğu günlerde.

 

Pencereden bakıyordum.

 

Sokaklarda, tanklar, tüfekli askerler, askeri cemseler, sokağa çıkma yasakları, gözaltına alınan gençler, genç kızlar, yerlerde sürklenen analar, işkencehanelerden – cezaevlerinden  yükselen çığlıklar, ölümler, cenaze törenleri, sessiz sedasız gömülenler, ağıtlar, dövülen döşler, yolunan şaçlar… ille de yalnızlıklar!

 

Nefes almak, kolunda bir sevgili,

Kırlarda bütün bir Pazar tatili.

Bahar, yaz, kış.

 

Nefes almak, akşam iş bitince,

Çoluk çocuğunla artık bütün gece,

Nefesin nefesine karışmış

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,

Yanında karına uzatıp bir kolu,

Nefes almak

 

Bugünlerde de ‘Nefes Almak’ öyle zor ki!

 

Pencereden bakıyorum.

 

Yine göz altına alınan gençler, genç kızlar, saçlarından yerlerde sürüklenen analar, gözaltı merkezlerinden – cezaevlerinden yükselen çığlıklar, polis otoları, telsiz sesleri, işinden – ekmeğinden edilmiş emekçiler, yakılmış yıkılmış mahalller, sokağa çıkma yasakları, yıkılan binalar, binaların altında kalan gençler, genç kızlar, savaş sesleri, tank sesleri, obüs sesleri, savaş uçakları,  genç ölümler, yaşlı ölümler, bebek ölümleri, evlerden yükselen çığlıklar, ağıtlar, ölüm karşısındaki çaresizlik…

 

O dolup boşalan göğse…

Uyumak, sevmek nefes nefese,

Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

 

Sürahide, ışış ışıl, içilecek su.

Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.

Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

 

Ah, bütün sevdiklerim, her şey herkes…

Anlıyorum, birbirinden mukaddes,

Alıp verdiğim her nefes

 

Elbette Ziya Osman Saba, elbette, her şey / hepsi birbirinden mukaddes!

 

Hayat öyle güzel ki!

 

Ama, ne diyeyim, Nefes Almak öyle zor ki!

 

Öyle müşkil ki!

 

2017-Güz

2018- Kış

Antalya

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here