Ülkeyi şirket gibi yöneteceklerini çok önceden ilan etmişlerdi.
Yerli yabancı finans dünyasının istediğinin de bu yönde olduğunu duymayan kalmamıştı.

Kapitalizm, kapitalinin ve pazarının derdinde… krizlerin, çekişmelerin, dayatmaların, pazarlıkların sıradanlaştığı bu koşullarda, bütün devlet kurumları, bütün rutinler onlar için ayak bağı, bürokratik işlemlerin hepsi zaman kaybı olarak gösterildi..

Bu amaçla tek adam yönetimi beklentisi olgunlaştırılırken, bunun meşruiyet tabanı olarak ülkemizde Türk/İslam kimliklerinin alabildiğine siyasallaştırılması ve bir o kadar da iç/dış düşman hedefleriyle toplumun kutuplaştırılması sağlandı…

Referandum, Genel seçim prosedürleri adeta el çabukluğu ile geçiştirildi…

Birbirimizi kandırmayalım… devlet katında yaşanan değişimler menfaat çevrelerinin, esas olarak da küresel sermaye dünyasının taleplerini karşılamak üzere gerçekleştiriliyor…

Bu nedenle kamusal yarara dayalı toplumcu uygulamalar başta olmak üzere kurumlar ve işleyişleri yeniden düzenleniyor. Kural dışılık, standartsızlık, hukuksuzluk üzerinden yürütülmek istenen kapitalist bir dayatma bütün bir toplumu kuşatmış durumda…

Çoğu Bakanlığın başına kendi orijinlerine uygun ticarethane sahiplerinin getirilmesi boşuna değil. Güvenlik, yargı, savunma ve Hazine hepsi “bizim çocuklar” denilenlere teslim edildi…

Daha birkaç gün içinde tiyatro dünyasından yargı düzenlemelerine, üniversite yönetiminden, ülkemizin Nükleer atıkların çöplüğü olmasına, herhangi bir kamu görevlisinin vali olarak atanmasından TSK de terfilere kadar artık her konu tek adamın sermaye dünyasının güdümündeki iradesine bağlandı…

Bu atmosferin emek ve barış düşmanı kararlarıyla kendisini göstermesi kaçınılmazdı. Soma’da Cumhuriyet tarihinin en büyük işçi katliamının baş aktörü ile savaş karşıtlarına yönelik “oluk oluk akıttıkları kanlarıyla duş alacakları” tehditlerini savuranlara beraat kararı verilirken, muhalif karikatür taşıyan öğrencilerin tutuklanması bilinçli bir tercihtir. Tıpkı Çorlu tren kazasını yağan yağmura bağlamak isteyen resmi açıklamalar gibi, “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” düzeninin kuralsızlıklarının, hukuksuzluklarının zorla yerleştirilmek istenmesinin adımlarıdır…

Hiç kuşku yok ki bu anlayış, “ye kürküm ye düzeni” olarak yol alırken, bütün icraatlarının muhafazakar bir dünya yaratmak uğruna kabullenilmesini isteyecek ve kendi tabanının desteğinin sürmesini sağlamaya çalışacaktır.

Bu amaçla sadaka sistemine devam ederlerken, cemaatlerle kol kola, kamusal alanlardaki laiklik karşıtı dinsel ritüelleri daha da görünür ve kalıcı kılmanın yol ve yöntemlerini ihmal etmeyeceklerdir.

Bütün bir toplumun kemerleri sıkılırken bu çevrelere kamusal imkanların ve kaynakların birer zenginleşme aracı olarak tahsis edilmesi, ranttan pay aktarılması, teşvik, prim ve indirim kolaylıkları eskisinden çok daha yaygın ve kalıcı olarak uygulayacaklardır.

Her alanda toplumun ve kamusal değerlerimizin zaiyatının çok ağır ve derin olacağı kesin. Ama tek adam yönetimin kalıcı bir şekilde hayatlarımıza sirayet etmesine engel olabiliriz.

Ama öncelikle kabul edelim ki bu statükoya meşruiyet sağlayanlarla oyalanmanın kimseye faydası olmayacak.

Bu toplum kendi öz gücüyle, kendini savunma koşullarını sağlayabilecek dinamiklere sahiptir. Her şeye rağmen toplumun büyük bir çoğunluğu tercihini tek adam yönetiminden yana olmadığını ortaya koymuştur ve teslim olmamıştır.

Hiç kuşku yok ki emeğine, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkanlar teslim olmadıkları gibi kendilerini yarı yolda bırakmayan bir örgütlülüğü, deneye, yanıla, yenile yenile de olsa kendi elleriyle mutlaka kuracaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here