Günümüzde ‘kölelik’ kavramı, çok boyutlu insan hakkı ihlalini içine almaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi 14 modern kölelik biçimini sıralamış ve adeta çocuk haklarının ne derece tehlikeli bir durumda olduğunu ilan etmiştir. Geleneksel kölelik ve köle ticaretine ek olarak, çocuk cinsel istismarını, çocuk ticaretini, çocuk fuhuşunu, çocuk işgücü sömürüsünü, kız çocuklarının sünnet edilmesini, savaşlarda çocukların kullanılmasını, kölelik borcunu, insan ve insan organlarının ticareti ile ırk ayrımı ve sömürgeciliğe ait rejimlerin altındaki çalışmaları kapsamaktadır (B.M.1991:1).

UNICEF(2011:106) Raporu ise; çocuk yaşta evlilikleri, cinsiyet ve yaş yönünden eşitlik hakkı, evlenme ve aile kurma hakkı, yaşama hakkı, mümkün olan en yüksek sağlık standardına erişme hakkı, eğitim ve gelişme hakkı ve kölelikten uzak yaşama hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.

Bir kölelik biçimi olarak çocuk anneler ülkemiz gündemine bomba gibi düşmüştür. Zorla evlendirilme ya da tecavüz sonucu, çok küçük yaşta anne olmanın kadının bütün yaşamı boyunca fiziksel ruhsal açıdan sağlıksız ve sorunlu bir yaşam sürmesine neden olabilmektedir. Çocuk anneler dramı kadının insan haklarının çok küçük yaşlardan itibaren ihlal edilmesidir.  Yasalara aykırı bir biçimde, hukuk devleti kuralları hiçe sayılarak, insan hakları ihlal edilerek devlet, aile, hukuk, din, eğitim, ekonomi ve siyaset olmak üzere toplumsal kurumlar tarafından ortaklaşa, organize suç işlenmeye devam edilmekte, kız çocuklarının, çocuk annelerin tüm yaşamları ipotek altına alınmaktadır.

Ülkemizde çocuk yaşta evlendirilmenin tarihsel, kültürel, ekonomik, dinsel ve toplumsal kökenlere dayanmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelindeki kadına yönelik bakış açılarından kaynaklı olarak kızların asıl yuvalarının eşlerinin yanı olduğuna yönelik geleneksel düşünce tarzları, kızların bir an önce evlendirilerek evliliğe alışmasının kolay olacağı yönündeki inançlarla pekiştirilmektedir. Çocuk yaşta evliliğin meşrulaştırılma yolları, ataerkil sistemin kültürel kodları, çocuk gelin kavramının kullanılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvaları, cezasızlıkların hüküm sürmesi, bazen de birkaç gün süren nişan ve düğün törenleri ve ritüellerdir.

Çocuk Koruma ile ilgili olarak UNİCEF’in(2012:6) “Türkiye’de Çocuk ve Genç Durum Analizi” Raporu’nda çocuk evliliklerle ilgili saptaması yer almıştır: kızların üreme sağlığı haklarını ihlal etmekte, erken yaşlarda doğum ve sık/çok gebelik gibi riskli sonuçlara yol açmakta, kızların fiziksel, duygusal ve toplumsal açılardan henüz olgunlaşmadan eğitimden ayrılmalarına ve ev kadını olarak işe başlamalarına neden olmakta, onları aile içi şiddete maruz bırakmakta ve sonuçta yoksulluk döngüsünü pekiştirmektedir”.

Türkiye’de çocuk anneler doğurdukları bebeklerine dahi sahip olamamaktadırlar. Bebeğinin nüfus kayıtları kendi ya da eşinin ailesi üzerine yapılmakta ve hatta nüfusa kayıt dahi yapılmamakta, yurttaş olma hakları doğdukları anda ellerinden alınmaktadır. Yargıtay’ın(2013/2693) sayılı kararında anne isminin düzeltilmesi “tanık beyanları olsa dahi DNA testi yapılmadan karar verilemeyeceği” gibi bir sonuç çıkmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin “Her çocuk doğumla birlikte bir isim ve vatandaşlık hakkına sahiptir” ve “çocukların üstün yararı” kuralları ülkemizde işletilmediğinden çocuk annelerin yaşamlarının ne denli baskı, şiddet ve kölelik altında olduğunu düşünmemiz yanlış olmayacaktır.

Literatürde çocukla ilgili kavramların netleştirilmesine ihtiyaç vardır. Çocuk gelinler, çocuk evlilikler, erken evlilik, zorla evlendirilme, çocuk yaşta zorla evlendirilme, zorla evlilik, zorla evlenme gibi farklı kavramlar uluslararası belgelerde ve hukuk metinlerinde karşımıza çıkmakta kavram kargaşasıyla sürüp gitmektedir. Gelin olmak, kadınlar açısından, yaşamının çocukluk sonrası bir evresindeki bir beklentiyi, mutlu olmak için seçtiği bir yolu, hayal ettiği yaşam biçimini anlatan bir kavramdır ve çocukluk durumuyla çelişen bir kavramdır. Ülkemizde sıklıkla kullanılan “Çocuk Gelin” kavramı, gelin olmanın çocukluk çağında yaşanabilen, olumlu ve mutluluk kaynağı olarak sunulmasıyla özendirme, normalleştirme ve meşrulaştırmayı getirmektedir. Bu kavramı kullanmamak bilimsel kurallara ve sosyolojik gerçeklere uygun olacaktır.

Bugün ülkemizde “çocuk anneler” açısından vahim durumlar İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir çalışanın dikkati ile ortaya çıkmıştır. Görevini doğru ve ilkeli yapan, etik ve vicdani değerlere sahip olan sosyal hizmet uzmanı İclal N. sayesinde; kurumların gizlediği organize suçun işlendiği yüzlerce “çocuk anne”den haberdar olduk. 1 Ocak -9 Mayıs 2017 tarihleri arasında 5 aylık süreçte hastaneye gelen, yaşları 18’in altında olan, 39’u Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğu sosyal hizmet uzmanının özel çabasıyla ortaya çıkarılmıştır. 77’sinin 15 yaşın üstünde, 38 çocuğun 15 yaşından önce hamile kaldıkları görülmektedir. 2003 doğumlu iki çocuk, 2002 doğumlu 11 çocuk bulunmaktadır (milliyet,19.1.2018). Bir tek hastanede bu kadar yüksek bir sayıda kız çocuğunun hamile olmasının ortaya çıkması, ülke genelinde bildirilmeyen kim bilir ne çok çocuğun yaşamının ipotek altına alındığı sorusunu sordurmaktadır. Ayrıca bu çocukların doğum yapıp yapmadıkları ya da kürtaj geçirip geçirmediklerine göre de acıları ve yaşam sorunlarının ağırlığı da farklılaşarak katlanıp derinleşebileceğini de göz ardı etmememizi, kamuoyundan gizlenen bilgiler düşünüldüğünde çocuklarımızın can güvenliklerinin ne düzeyde olduğunu sorgulamamızı gerektirmektedir.

B.M. nezdinde ilki 1924’te ikincisi 1959 yılında ‘Çocuk Hakları Bildirgesi’ hazırlanmışken, ülkemizde çocuklara özgü adalet sistemi (1982) yılında, 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur. Çocuk Haklarına dair Sözleşme 10 Aralık 1994’de TBMM tarafından kabul edilmiş, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir(R.G. 27.1.1995; sayı 22184). 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ise ancak (15.7.2005) tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sonucunda kız çocuklarına yönelik köleleştirmeler, hak ihlalleri sürmekte, çocuklar sosyal, ekonomik ve cinsel sömürü aracına dönüştürülmekte, uluslararası sözleşmelere imza atıldığı halde hak ihlalleri artarak sürmektedir.

2008 yılında TBMM Çocuk Hakları İzleme Komitesi kurulmuşsa da; B.M.Çocuk Hakları Komitesi periyodik raporları değerlendirerek Türkiye’ye tavsiyelerde bulunmayı sürdürmektedir: “Komite Taraf Devletin cinsel ve üreme sağlığı, erken hamilelik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda sınırlı bilgi sağladığı konusundan üzüntü duymaktadır”. “Komite, Taraf Devlete asgari evlilik yaşını 18 yaşa yükseltmeyi düşünmesini ve kırsal ve uzak bölgeleri de kapsayan tüm ülke sınırlarında bu asgari yaşın tam olarak uygulanmasını sağlamasını tavsiye etmektedir” Türkiye’nin 4. ve 5. Raporunu birleştirilerek 3.5.2017 tarihinde sunması tavsiye edilmişse de halen sunulmamıştır(B.M.,2012:13,18).

B.M. Çocuk Hakları Komitesi (2012:13) Ergen Sağlığı başlığı altında Türkiye’de “çocuk anneler” konusunda vahim tabloyu ortaya koyarak tavsiyelerde bulunmuştur: Komite Taraf Devletin kapsayıcı bir ergen ve üreme sağlık politikasının olmamasından ve üreme sağlığı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, AIDS ve gençler arasında cinsel olarak riskli davranışlarda sıklıkla bulunması konusunda yetersiz bilgiye sahip olunmasından endişelidir…cinsel ve üreme sağlığı, erken hamilelik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda sınırlı bilgi sağladığı konusundan üzüntü duymaktadır (paragraf 54). “Komite Taraf Devlete detaylı bir ergen ve üreme sağlığı politikası ve üreme sağlığı konusunda çocukları eğitmek ve HIV/AIDS ve STD’yi önlemek üzere tedbirler alması konusunda tavsiyelerde bulunur…uygun politika ve programları geliştirebilmek adına, ülkede ergenlerin sağlık problemlerinin kapsamını anlamak için, multidisipliner bir çalışma yapılması konusundaki önceki tavsiyelerini yineler”( paragraf 55).

Ayrıca B.M. Genel Kurulu “Ergenlik çağında toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri daha fazla önem kazanmaktadır. Kızlara karşı ayrımcılık, eşitsizlik ve kalıp düşünce göstergeleri genellikle yoğunlaşmakta ve haklarının ciddi şekilde ihlal edilmesine neden olmaktadır. Bu ihlaller arasında zorunlu ve küçük yaşta evlilik, küçük yaşta gebelik, kadınların cinsel organlarının tahrip edilmesi, cinsiyete dayalı fiziksel, ruhsal ve cinsel şiddet, suiistimal, istismar ve insan kaçakçılığı yer almaktadır”(B.M. Genel Kurulu,2014) devletlerin dikkatini çekmekte “Tüm yasalarda, politikalarda ve programlarda kızların haklarını erkek çocuklarla eşit temelde temin etmek üzere açık önlemlere yer verilmesi gerekmektedir” (B.M., 6.Aralık 2016) uyarısında bulunmaktadır. Devletin temel görevi çocukların korunması ve gözetilmesi, “çocukların üstün yararı” nın sağlanmasıdır.  Bu görevlerini yerine getirmeyerek ve B.M. tavsiyelerini görmezden gelerek, bugün çocuklarımızın tacize, tecavüze, çocuk anneliğe mahkum edilmesi sonuçlarını doğurmuştur.

Mücadele Nasıl Olmalı?

B.M. Nüfus Raporu 15 yaşın altındaki kız çocuklarının yaptığı doğum sayısının 2030’da yılda 3 milyona ulaşabileceğini öngörmektedir. Mücadelenin evrensel ve ulusal ölçekte olması, yaptırımlar getirilmesi, bu konuda eğitimler vererek zihinsel bir dönüşümün sağlanması gerekmektedir.

B.M. ve Unicef araştırma verilerinin içine “çocuk anne” ölümleri ve kaybettikleri bebek sayıları değişken olarak dahil edilmelidir. Unicef yeni doğan, 1 ve 5 yaş altı çocuk ölümlerini ve doğumda anne ölümlerini  vermektedir. Oysaki çocuk anneler ve bebeklerinin ölümleri farklı kategorileştirmeyle birlikte bir ölçüt olarak ele alınmalıdır. Çünkü bir yandan dünyada çocuk anne sayısı artarken çocuk ölümlerinin düşmüş olduğunun açıklanması tartışma yaratacak niteliktedir.

14 Aralık 2013 tarihli 28851 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Ulusal Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2013-2017) “Türkiye’de çocuklara özgü bir hukuk sisteminin olmaması, Çocuk Koruma Kanununun öngördüğü kurumsal yapıların oluşturulmaması… tüm çocukları kapsayan bilgi toplama sistemi ve bu konuyla doğrudan görevli bir birim bulunmaması” planın ortaya koyduğu saptamalardır ve ülkede çocukların durumunu net bir şekilde göstermektedir.

İnsani Kalkınma Hedefleri içinde de kadınların durumuna ek olarak, çocuk yaşta evlendirilmenin de dahil edilmesi, bu tür evliliklerin ortadan kaldırılmasının hedeflenmesi ve bir kalkınma ölçütü olarak ele alınması devletlerin belirledikleri kalkınma hedeflerini tutturmada önemli bir ivme kazandıracak ve kabulünü getirecektir.

Ceza yöntemi olarak hadım yoluyla mücadele bir çok ülkede çözümsüzlük getirmiş ve insan haklarına aykırı bir uygulamalar olarak eleştirilmiştir. Çünkü devletin cinsel suçluları kontrol etme politikasındaki temel dayanağı, onların güdülerine hakim olamayan, hasta, ayırt etme gücü olmayan bireyler olarak kabul etmesinde yatmaktadır ve oysaki ceza hukukunda temel koşul kasıttır (Bayram,2016). Bu suçları istemsiz, kasıt olmaksızın, ayırtım gücü yerinde olmadan işlediğinin kabul edilmesi cezasızlık politikasının ürünüdür ve erkek egemenliğinin yeniden üretilme aracı haline gelebilir.

Rıza yaşının 12’ye indirilmesi tartışmaları çocuğu korumak değildir. Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ve Türk Ceza Kanunun 1/b bendine aykırıdır ve çocuk hakları ihlalidir. Acilen vazgeçilmesi gerekmektedir.

Türk medeni kanuna göre, “onyedi yaşını tamamlayan kadın veya erkek, yasal temsilcisinin rızasıyla evlenebilir veya olağanüstü durumlarda ve çok önemli bir nedenle hâkim on altı yaşını tamamlamış erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir” hükmü kaldırılmalı (TMK m.124, m.126.).

Çocuk koruma hizmetleri çerçevesinde hak ihlali meydana gelmeden müdahalede bulunulması, önleme ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Çocuk annelerin veya çocuk yaşta zorla evlendirilmek istenenlerin başvurabilecekleri danışma ve yardım merkezlerinin kurulması, acil danışma hizmetleri verilmesi, acil telefon hatlarının tesisi gibi önlemlerin alınmasına acilen ihtiyaç vardır.

Ataerkil, cinsiyetçi zihniyete ve erkek egemen bakış açılarına dayalı aile yapısıyla, geleneksel kültürel kodlarla, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadının ikincil statüye mahkûm edilmesinin değiştirilmesi gerekmektedir. Cinsellik ve doğurganlık haklarının ihlalleri, çocuk yaşta evlendirilme ve cinsel saldırının; fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik, sosyal, insan ticareti, kadınkıyım olmak üzere kadına yönelik tüm şiddet türlerini içeren nitelikleriyle hak ihlalleri  “çocuk anneler” dramını yaratmıştır.  Anneler, babalar, öğretmenler, kurumlar, tıp camiası, devlet ve hükümet bu hassas konuda top yekûn farkında olmalıyız ve zihniyet değişikliklerini gerçekleştirmeliyiz. Aksi halde toplumsal açıdan sağlıksız bir toplumun nesiller boyu sürmesinin temellerinin atıldığı, çocuklara karşı organize suçların sürdüğü, sonucunda patolojik bir toplumun ortaya çıkması ve drama dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Kaynak

B.M. Çocuk Hakları Komitesi (6 Aralık 2016) “Ergenlikte Çocuk Haklarının Uygulanmasına Yönelik Genel Yorum No. 20 (2016)”

B.M. Çocuk Hakları Komitesi, Altmışıncı Oturum 29 Mayıs- 15 Haziran 2012 “Sözleşmenin 44. Maddesi Uyarınca Taraf Devletler tarafından Sunulan Raporların Değerlendirilmesi”  Sonuç Gözlemleri: Türkiye 

B.M. Genel Kurulu, (2 April 2014), A/HRC/26/22, paragraf 21

Bayram D. 14.10.2016 “Bir Oksimoron Hikayesi”, https://catlakzemin.com/bir-oksimoron-hikayesi/

Milliyet 19.01.2018 http://www.milliyet.com.tr/hamile-cocuklar-skandalinda-yeni-gundem-2593723/

T.C. Ulusal Çocuk Hakları Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2013-2017) http://cocukhizmetleri.aile.gov.tr/data/55d48d53369dc533086ee7ca/ulusalcocukhaklaristratejibelgesiveeylemplani.pdf

Türk Medeni Kanunu 4722 sayılı

Türk Ceza Kanunu 5237 sayılı

UN Human Rights, Fact Sheet No.14, Contemporary Forms of Slavery, http://www.ohchr.org/Documents/Publications/FactSheet14en.pdf

UNFPA (2013) Dünya Nüfusunun Durumu Raporu http://www.bmdergi.org/tr/unfpa-dunya-nufusunun-durumu-raporu-2013/

UNİCEF (2011) “Türkiye’de Çocukların Durumu Raporu”,  http://abdigm.meb.gov.tr/projeler/ois/egitim/032.pdf

UNİCEF (2012) “Türkiye’de Çocuk ve Genç Nüfusun Durumunun Analizi” https://abdigm.meb.gov.tr/projeler/ois/egitim/033.pdf

Yargıtay Ceza Dairesi Karar E:2013/2693, www.hukukmedeniyeti.org/arama/karar/?v=list&aranan=mahkeme

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here