“İnsanlar kendi hayat koşullarını denetleme konusunda güçsüz olduklarını kabul ettikleri zaman toplum özerk olmaktan çıkar; cesaret ve iradesini kaybeder. O zaman toplum, yüzerek hareket etmekten çok plankton (*) gibi sürüklenen hale gelir.” Zymunt Bauman

İçinde yaşadığımız, yaşamak zorunda olduğumuz her şeyi paranın, mülkiyetin, mülkiyet ilişkilerinin belirlediği bir sistem var. Sistemin sahipleri onun yaşaması için ne mümkünse yapıyorlar. Ve her şeyi onlar belirliyor. Ürünleri işçi ve köylüler yetiştiriyor, ederini onlar belirliyor. Satış sırasında indirim diyerek, kampanya diyerek fiyatı onlar belirliyor. Tüketici olarak bizler de sunulanı sessiz sedasız kabul ediyoruz. Çünkü kolay veya zor; yalın veya karmaşık dayatılan bir hayat var. Başka bir hayat olduğunu fark etmenin düşünsel ve eğitsel yolları da büyük oranda kapalı.

Antalya Özbilgi Dersanesi’nde yıllarca rehber öğretmenlik yapmış Halil Şedele Pamukpınar İlköğretmen Okulunda Psikoloji dersimize gelirdi. Öğrenciler bu dersi genellikle severler ama biz öğretmenimizin sayesinde daha çok sevmiştik. Çoğumuzun notu sekiz ve onun üzerindeydi. Unutamadığım uyarılarından biri de piyasa ekonomisinin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine ilişkindi. Şöyle bir örnek vermişti: “Bir gömleğin etiketinde 29.00 lira yazıyorsa, siz de 30.00 lira değil diye alırsınız. Verdiğiniz paranın üstü olan 1 lira bozuk para olmadığı için verilmez. Ya da para üstü olarak sakız ve benzeri bir şey verilir. Gömleği 30.00 liraya almış olursunuz. İşte sistem böylece amacına ulaşmış olur. Siz de1 liralık da olsa aldanmışlığınızla kalırsınız.” Bu olgu hep aklımda kalan bir örnekti.

Benim ise başka son aylarda bir şey dikkatimi çekti. AVM değil ama ülke genelinde binlerce birimi olan bir markete girdim. Alacağım şeyse yalnızca bir kalem üründü. Çalışanın birine aradığım ürünün hangi raflarda olduğunu sordum. Öyle bir ürünün kendilerinde olmadığını söyledi. Ama geri dönüp aynı kapıdan çıkamadım. Çünkü o otomatik kapıdan yalnızca giriş yapılıyordu. Mağazanın içini boydan boya dolanarak çıkış kapısına ulaştım. Onlar bunu nasıl açıklar bilemem ama bana göre bu uygulama dolaylı olarak insanı alışverişe zorlamak amacını taşıyordu. Çünkü çıkış kapısına kadar müşteri rafların büyük bir kısmına göz gezdirecek; bir başka ürünü alma olasılığı artacaktı. Aynı şeyi yine binlerce birimi olan ana caddelere, ara sokaklara yayılmış bir başka markette de yaşadım.

Sistem dediğimiz şey asıl yüzünü ve işleyişini AVM’lerde göstermekte. Bu devasa ve acımasız rekabet ortamının birer birer yok ettiği, paranız yoksa veresiye defterine yazdırdığınız, selam vermeden kapısından geçmediğiniz mahalle bakkalları büyük ölçüde yok oldu. Bizlere daha uygun fiyatlarla ürün sağlayan, piyasanın acımasız koşullarına karşı bizi biraz koruyan üyesi olduğumuz kooperatifler de büyük ölçüde bitirildi. AVM’ler yıllardır tek seçenek durumunda. Görkemli yapılarıyla, ışıltılı yüzleriyle göz kamaştırıyor; bir tellal gibi bağıra bağıra çağırıyor bizi. Bir paket makarna almak isteyen de, daha büyük bir ürün almak isteyen de, çocuğunu eğlendirmek isteyen de, hiçbir şey almak istemeyen de oraya koşuyor. Ama hiç kimse girdiği gibi çıkamıyor o yerden. Gereksinimi olup olmadığını düşünmeden ya selelere ne bulduysa doldurmuş; ya kollarına gömlekleri, kazakları yığmış olarak ayrılıyor oradan.

Biz sistemin işleyişini tanımadıkça, ona karşı tavır almadıkça, bilinçli bir tüketici olmadıkça bu döngü daha da ağırlaşarak sürecek gibi görünüyor.

(*) Plankton: Sularda edilgen halde yüzen hayvan veya bitki topluluğu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here