‘…
İnsan sevgisiz tanrım nasıl yaşar
Bunca arzudan sonra
Bunca büyüden sonra
Bunca gözyaşından sonra

Zaman nasıl büyütür bizi
Güzellik olmasa
Yalnızlık olmasa
Unutmak olmasa

Ölümü insan nasıl kabul eder tanrım
Ağaçlar yaşarken
Bulutlar yaşarken
Çocuklar yaşarken’

(Tanrım, nasıl? / Şükrü Erbaş)

2003’te yazdığım Yenildim şiirinde:’ başka bir şair de demişti: yenildim / evet, yenildim sevgilim terk etti beni / babam öldü, annem marazi bir kadın şimdi / kokum silindi doğduğum kentten…’ demiş(t)im.

Annem marazi bir kadın değil, artık. Günlerce uyudu yoğun bakımda. Torunları, çocukları, gelinleri, damatları… günlerce bekleştik yoğun bakım odasının kapısında.

Duydum da durur muyum, bir koşu gittim Antalya’dan Elazığ’a.

Yoğun bakımın kapsında beklerken, keşke uyansa da marazi bir kadın olsun yine, dedim kendi kendime.

Biz kardeşler, kocaman insanlar olduk, çoluk çocuğa karıştık ama, nafile; sarıldık birbirimize, ağlaştık.

Dünyalar güzeli yeğenim Gülce’yle gözyaşlarımız birbirine karıştı.

Annemi öyle, beyaz çarşaflar içinde, yoğun bakım odasında, sevgi dolu sağlık emekçilerinin şefkatine bırakarak, döndüm Antalya’ya.

Dönüş, Diyarbakır üzerindendi. Ömrümün en uzun ve en güzel yolculuğunu yaptım desem hiç de abartmış olmam. Tıklım tıklım bir küçük otobüste bebeklerle, çocuklarla, kadınlarla …yolculuk ettim.

Yol boyunca Kürtçe türküler dinledim.
Kürtçe sohbetlere kulak kabarttım.

Yanımda Elazığ Şehir Hastanesi inşaatında çalaşan Erganili bir işçi oturuyordu. Şantiyede yediği yemekten zehirlenmiş, birkaç gün hastanede yatmış, şimdi memleketine gidiyordu. Birkaç gün sonra döneceğim, başka çarem yok ki, diyordu.

Emekçi kardeşim, Ergani’de indi.
Dostça tokalaştık.

Yanıma küçük, dokuz on yaşlarında kara bir kız gelip oturdu.
Siz gazetenizi okuyun, ben de kitabımı okuyayım, diye başladı söze. Kitabın arasında ayraç vardı, kitabını özenle açtı, okumaya başladı. Adın ne dedim. Aleyna, dedi, bunlar da kardeşlerim Ebubekir, Enes, Muhammed, dedi. Bağrışan, ağlayan çocukları gösterdi.

Annesi kapalı genç bir kadın, ‘Amcayı rahatsız etme kızım!’ dedi, kırık dökük Türkçesiyle.

Yok, siz rahat olun, biz sohbet ediyoruz, dedim sesime sevgi tonunu yükleyerek.

Babası garsonmuş, Bağlar’da oturuyorlarmış, teyzesi doğum yapmış, bebeği görmeye, göz aydınlamaya Elazığ’a gitmişler. Şimdi dönüyorlarmış.

Küçük Kara Balık’ı okuyor Alayna. Behrengi’yi anlatıyorum ona.
Şaşırıyor.
Mezarının olmamasına ise şaşırmıyor.

Ben de buna şaşıyorum.

Çok okuyor musun,diyorum.
Evet!
Öğretmenimiz bize sürekli kitap alıyor.
O da sürekli okuyor.
Bize şiir okuyor.
Bize öykü okuyor.
Diyor.

Bağlar’da bir ilkokulda okuyor Aleyna.
Öyle diyor.

Ne güzel öğretmenler var!
Ne güzel çocuklar!

Ece Temelkuran, Siz Uyanmış ‘’Güç’’ İyi Bilirsiniz anlatısında:’ Şimdi çocukları öldürüyorlar. Kahır, kendi sözcüğünü bırakıp kaçacak kadar büyük. Bazılarımızın bağıramaması bundan. Sessizler.

Bazıları ise sadece olması gerekenin bu olduğunu, düzen için bunun ödenmesi gereken bir bedel olduğunu düşünüyor. Onlar da sessiz.

Bazıları zaten o çocukları bizahiti öldürenler. Çocuk öldüren kimse iflah olmaz. Ömürlerinin geri kalanında susacaklar ya da konuşabilmek için yalan söylemek zorunda kalacaklar. Sevgilisine, kardeşine, annesine bir çocuk öldürme macerası anlatan kimse yok daha…’ der.

Ne çok çocuk öldürdüler.
Ne çok kadın öldürdüler.
Ne çok ihtiyar öldürdüler.
Ne çok genç öldürdüler.

Çocukları öldüren iflah olmaz elbette!
Kadınları öldüren iflah olmaz elbette!
Yaşlıları öldüren iflah olmaz elbette!
Gençleri öldüren iflah olmaz elbette!

Güz -2017
Kış-2018
Elazığ / Diyarbakır / Antalya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here