Antalya Büyükşehir Belediyesi, Boğaçayı projesine ASAT aracılığı ile başladı.

Bu amaçla ASAT’ ın 2017 yılı ekim ayında yüklenici firma ile sözleşme imzalandığı; 2018 ekim ayında bitirilmek üzere 21.000.000,00 TL harcama yapılacağı; İşin adının “Boğaçayı Taşkın Koruma ve Rüsubat Kontrolü amaçlı düzenleme yapımı” olduğu duyuruldu.

Resmi açıklama böyle olmakla beraber kamuoyuna duyurulan proje kapsamına göre, dere yatağı zemini 1.5 metre kazılarak deniz içeriye çekilecek ve 750 metre uzunluğunda havuz yapılacak.

Öyle anlaşılmaktadır ki ASAT’ın görev tanımında dere yataklarında denizden havuz yapılması olamayacağından rüsubat kontrolü açıklaması ile durumdan vazife çıkarılmaktadır.
Belli ki Proje sahibi yerel yöneticiler, çaldıkları minarelere kılıf uydurmakta da yetkinleşmişlerdir.
Oysa resmi kaynaklar ortadadır.

** Taşkın korumak için yapılan etütler sonucunda dere yatağı asgari 300 metre genişliğinde tutulması gerektiği belirlenmiştir. Önceki yılların kayırmacılığı ile bu genişlik 260 metreye çekilmiştir. Şimdi ise dere kenarına örülen duvarlar, yapılmak istenen platformlarla dere yatağının genişliği daha da daraltılacaktır. Bu durum taşkını önleme değil, taşkına davetiye çıkarmaktır.

** Boğaçayı’nın denizle buluşmasına engel olduğu bilinen Lodos faktörüne karşı hiçbir önlem alınmaması taşkın riskinin hayatiyetini koruduğunu göstermektedir.

Zira, Boğaçay taşkın önleme projesinin olmazsa olmaz yapısı, denizde oluşturulacak dalgakıran yapısıdır. Lodos ile birlikte bölgeye gelen yağışın meydana getirdiği taşkın akımını, lodos etkisiyle oluşan dev dalgalar karşılamaktadır. Oluşan bu dalgaların taşkını engellemesi nedeniyle geriye doğru şişerek su seviyesini yükseltmektedir. Bu durum hem çevreye yayılmasını, hem de seddeleri yıkması olasılığını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle Boğaçay taşkın önleme yapısı ancak denizde bir dalgakıran yapısıyla mümkün olacağı bilinmektedir.

** Deniz seviyesi yükselmesi, kara çökmesi ile ilgili bulgular, Boğaçayı havzasının toprak yapısı, depremsellik ve fay hattı riskleri göz önüne alınmadan yalnızca görsellik ve havuz fonksiyonu yüklenen bir amaç için doğal yapının bozulması kabul edilemez bir girişimdir.

** Rüsubat miktarı analizlerinde; havza alanı 927,3 km2 olan Boğaçayı havzasından denize taşınabilecek toplam katı madde miktarı (sediment miktarı) ortalama 260.000 m3 /yıl olarak tahmin edilmektedir.

Bu sonuç, dere yatağının kazılarak denizden elde edilecek havuzun her yıl yaklaşık 260.000 m3 sediment ile dolacağı, bu nedenle her yıl aynı ihale ile, milyonlarca liranın yüklenicilere aktarılmaya devam edileceğini ortaya koymaktadır.

** Kıyıya sediman taşınımının engellenmesi veya yapay yollarla sahile taşınması gibi komik ve çaresiz resmi açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu koşullarda yakın gelecekte yeniden kıyı erozyonu ile karşılaşılması kaçınılmaz görülmektedir.

** Antalya Büyükşehir Belediyesinin aynı proje kapsamında, uluslararası düzeyde kullanıma açık kentin simgesi olan, Konyaaltı sahilinin 1/7 sinin doğal niteliğinin geri döndürülemez bir şekilde ortadan kaldıracak yat limanı yatırım ısrarı devam etmektedir.

**Büyük Limana bitişik yaptırılmak istenen bu yat limanı açıkça sahil işgali niteliğindedir. Yasal prosedürleri yerine getirilmeden ve DLH sorumluluğunda olan bu alanda “yörük sırtından kurban kesercesine” dillendirilen bu konu, gerçekleştirilmesi durumunda kent için, doğa için hepimiz için tam anlamıyla yıkıcı, yok edici , insafsız bir girişim olacaktır.

** Öncelikle söylenmelidir ki düşünülen yat limanı da tıpkı Büyük Liman gibi kentle deniz arasına beton duvar örülmesine neden olacaktır. Zira bilimsel verilere göre Konyaaltı sahillerine vuran dalga boylarının 10 metreye ulaşması nedeniyle Liman çevresine örülecek bu yükseklikteki duvar ve platformlar birkaç yüz tekne için sahilimizi elimizden almakla kalmayacak, kentle deniz arasında tarifsiz bir çirkinlik ve aynı zamanda geri dönüşümsüz bir tahribat yaratacaktır. Çünkü sahil artık eski haline getirilemeyecektir.

** Konyaaltı sahili projesinin ticari üniteleri, kıyı kenar çizgisine aykırı yapılaşmaları ve nihayet Konyaaltı Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesinin işbirliği sonucunda Konyaaltı sahili boyunca kendini göstermeye başlayan heyula binalar, hepsi bir arada ortaya koymaktadır ki yerel yöneticiler eliyle kentimize karşı, kentte yaşayan herkese karşı fütursuzca suç işlenmektedir.
Yazık ki kendileri için soylulaştırmaya çalıştıkları bu yaşam alanlarımızı yalnızca parası olanların kullanımına tahsis etmek istiyorlar.

Dar ve sabit gelirli, emeği ile geçinen yurttaşlar bu bölgelerden sürgün edilmek istenirken, hiç kuşku duyulmasın ki yerel yöneticilerin bu rant kardeşliği, bu rant kollayan yatırımlarıyla yükselen betonlar arasında hepimizi nefessiz kalacağız.

Oysa Kamusal alanları ticarileştirmek, özelleştirerek piyasayı canlandırmak, emlak spekülatörlüğüne soyunmak yerel yöneticilerin işi değildir.

O nedenle vakit daha geç olmadan bütün kent sakinleri seslerini yükseltmelidirler.

Demokratik tepkilerini ortaya koymalılar ve yaşam alanlarına sahip çıkmalıdırlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here