Sanırım 2013 yılıydı. ANSAN’da pür telaş şiiri konuşuyorduk. Konuklarımız şairlerdi. İstanbul, Ankara, İzmir’den gelmişlerdi. Üç gün boyunca şiir konuştuk, içimiz şiirle yıkandı, yüzümüz aydınlandı. Onur konuğumuz; esmer, ince, uzun boylu bir şiir adamdı, Refik Durbaş.

Bize önce yaşamını anlattı. İzmir’in sokaklarında yorulup parkında uyuduğunu. Çok zaman parasız kaldığını ama hiç bir zaman şiirsiz kalmadığını. Bize bizi anlattı. Çünkü bizi bizden iyi tanıyordu. İşçileri, emekçileri, çocukları anlattı. Sonra umudu, barışı, sevgiyi, sevdayı.

Sonra kalkıp Metin Demirtaş’ı ziyarete gittik. Orada yeniden şiire boyandık. Sohbete sarındık, güzelleştik, büyüdük. Dostluğun serinliğiyle rahatladık. Hiç aklımıza gelmedi ikisini de yitireceğimiz. Zamanın bize ihanet edeceğini hiç mi hiç düşünmedik.

Yazıyı yazarken uzun uzun baktığım bir fotoğraf var elimde. Refik Durbaş, Aydan Yalçın, Mustafa Ceylan ve bizler. Tablodan iki şair eksildi. Bir de fotoğrafı çeken, Aydan’ın arkadaşı Yusuf o da yok artık.

Ben çabuk unuturum ama Refik Durbaş’ı hiç unutmadım. Gülünce yüreğinden gülüyordu. Espriliydi, güldürüyordu. Tepeden değil, göz hizasından konuşuyordu. Konuşurken, gözümüze bakıp sevgiyle anlatıyordu. O halktı. O haktı, O emekti, direnişti. Gençlerin dilinden düşmüyordu dizeleri.

“Sevda ne yana düşer usta / Emek ne yana / Ölüm hep bana bana mı düşer.”
Çırakları tanıyordu, ustaları da.
“Usta sözü mü olur senin çeliğe verdiğin suyun yanında / Benim kelimelere verdiğimin.

Şair çelik de kelimelere benzer / Harlı tutarsan ateşini / Hem ruhu eritir hem bedeni.” diyecek kadar tanıyordu.

Sevdayı tanıyordu ta yürekten.

“Yüzüne ay doğmakta / Sensin çılgınlığımın zalim kaynağı / Elemin aşktan damıtılmış alevi / Taşarken yüzünden hicran ırmağı / Zulmetin vahasını mı arıyorsun / Bakışı gül sesi, gülüşü yaz açan.” diyecek kadar.

Sonra ayrılığı iyi tanıyordu ta içten.
“Güz erken geldi / Sen gelmedin.”
“Adını vadilerin cemresinde / Yolunu yitirmiş sulara yazdım / Saçlarına kırağı düşmüş ovalara / Rüzgara yazdım bir de / Seni o rüzgar getirdi bana.”

Doğanın çocuğu, emeğin çocuğu, halkın ve acının çocuğu, şiirleri bize bırakıp gitti her şair gibi.

Sonra umudu, barışı, sevgiyi, sevdayı, aşkı emanet edip gitti bize.

Karşılamıştır onu aynı mahallenin çocukları. Sennur Sezer, Ülkü Tamer, Gülten Akın, Ahmet Arif, Cemal Süreya vb. Aynı dili konuşabilenlerin buluşması gibi var mı? Ay düşer gülüşlerine, yıldızlar üşüşür söyleşilerine. Kucağımızda onların şiirleri, bakakaldık gidişlerine.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here