ANTALYA’nın ‘Deniz ve Kıyılarının İklim Değişikliğine Adaptasyonu’ konusu uzun yıllardır üzerinde durulan bir konu.

Geçmişte yaşanan iklim değişiklikleri daha çok doğa olaylarına bağlı iken, artık mevcut değişikliklerin daha çok insan faaliyetleri kaynaklı olduğu gerekçe gösterilerek bir dizi önlem alınmaya çalışılıyor.

Zira değişen iklime dayalı felaketlerin büyük oranda fosil yakıt kullanımı, arazi kullanımındaki değişiklikler nedeniyle gerçekleştiği, acil önlemler alınmasının kaçınılmazlığı üzerinde duruluyor.
2016 yılında imzalanan Paris anlaşması, “Paris’ten Antalya’ya iklim değişikliği” çalıştayı, konuya ilişkin AB destekli projeler, paneller BŞB nin de içinde olduğu son yıllarda gerçekleştirilen etkinliklerden bir kaçı.

Önlem alınmazsa yaşanan felaketlerin ve maddi zararların artarak devam edeceği uzman çevrelerce sıklıkla tekrar edildiği bir dönemden geçiyoruz.

O nedenle Antalya’da son günlerde yaşanan şiddetli yağış, sel, fırtına, hortum gibi doğal olayların iklim değişikliğine neden olan daha fazla kar elde etmeye güdümlü sermaye dünyasının faaliyetleriyle bağlantılı olduğu kadar, kentsel düzenlemedeki çarpıklıklar, öngörüsüzlükler, tedbirsiz ve yetersiz yaklaşımlarla yakından ilgili olduğu tartışmadan uzak bir konudur…

Bu gelişmeler de ortaya koymaktadır ki, Antalya kentinin yerleşim, yönetim ve kentsel düzenleme anlayışı çökmüştür. Bundan böyle güven vermesi de mümkün değildir.

O nedenle de kentin bütün dinamiklerinin kendilerini ifade edebileceği yeni bir planlamaya ve yönetim anlayışına ihtiyaç bulunmaktadır.

Hava koşullarına bağlı olarak ortaya konulan öngörüsüzlük, iş işten geçtikten sonra açıklanan tedbirler, kent yönetiminin ehil ellerde olmadığını ortaya koymaktadır.

Hiç kuşku yok ki can kayıplarımız kötü yönetimin öngörüsüzlükleri ve tedbirsizlikleri sonucudur…

Yapılaşmaya açılan dere yataklarının, gölet haline dönüştürülen, işlevi dışında rant amaçlı kullanılmak istenen Boğaçayı ile beraber Kemer’de, Aksu’da yaşanan taşkınların, sel felaketlerinin, Kumluca ve Finike’de tarumar edilen doğal yapının mutlaka incelemeye alınmasının, ekolojik sistemi bozan müdahalelere derhal son verilmesinin kaçınılmazlığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Kent planının, ulaşım master planının, alt yapı, atık su, yağmur suyu deşarj sisteminin, kanalizasyon sisteminin, ağaçlandırma kriterlerinin yap boz tahtası haline getirilmesinin, bütünlükçü bir planlama anlayışı yerine işine geldiği gibi hareket etmenin, eğreti yapılaşmaların, reklam panolarından, ruhsatsız her türlü aksesuarlara kadar, çalıp çırpmak üzere zenginleşme aracı olarak kullanılan kamusal düzenlemelerin acı sonuçlarını yaşamakta olduğumuz çok açık..

Sahil şeritlerimiz boyunca yaşananlar da tesadüf değildir.
Haritada görülen Konyaaltı sahil şeridi sarı çizgi,  Kıyı kenar çizgisi ise kırmızı çizgi ile belirlenmiştir.
“…Sahil şeridinin birinci bölümü;

Sahil şeridinin tümü ile sadece açık alanlar olarak düzenlenen; yeşil alan, çocuk bahçesi, gezinti alanları, dinleme ve rekreaktif alanlardan ve yaya yollarından oluşan, kıyı kenar çizgisinden itibaren, kara yönünde yatay olarak 50 metre genişliğinde belirlenen bölümüdür.

Sahil şeridin ikinci bölümü;

Sahil şeridinin birinci bölümünde sonra kara yönünde yatay olarak en az 50 metre genişliğinde olmak üzere belirlenen ve üzerinde sadece toplumun yararlanmasına açık günübirlik turizm yapı ve tesisleri, taşıt yolları, açık otoparklar ve arıtma tesislerinin yer aldığı bölümüdür…” denilen Kıyı Kanunu yönetmeliği, Konyaaltı sahil düzenlemesinin doğal yapıya, mevcut imar planına ve mevzuata aykırı gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. Sahil düzenlemesi de nedenle zarar görmüş ve kamu kaynakları heba edilmiştir.

Çünkü haritada görülen yasa ile düzenlenen kıyı kenar çizgisine, dolayısıyla doğal yapıya aykırı, her türlü riske açık, bu alanın ticarileştirilmesi uğruna gerçekleştirilen yapılaşmalar nedeniyle yaşanan zararların tek sorumlusu bu uygulamanın sahibi olan Antalya Büyük Şehir Belediyesi olmuştur.

O nedenle yaşanan can kayıplarının ve maddi zararların nedeni doğal afet değil, “keyfi yönetim” afetidir… Sorumluluğu da siyasi iradeye aittir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here