“Neden dost olmadan, kadın- erkek, karı- koca olmaya çalışıyoruz?” Tezer Özlü

İstanbul Sözleşmesi denen, aslında “Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan, sözleşme, aylardır, hatta son yıllarda, iktidarın diline doladığı, rahatsız olduğu, ama sanki halkın rahatsızlığıymış gibi çarpıttığı sözleşmeye kabaca bakarsak; olmazsa olmazımızdır.

 1 Ağustos 2014 yılında yürürlüğe giren ve İstanbul’da imzalandığı için “İstanbul Sözleşmesi” denen sözleşme, aslında 9 yıl önce Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu bir metindir. 45 Ülke imzalamıştır. Bunların çoğu Avrupa Birliği üyesi değildir. Bu sözleşme öyle bir sözleşmedir ki, insan haklarını savunan, çocukların, kadınların ve ayrımsız her bireyi şiddete karşı haklarını koruyan bir sözleşmedir. Bu sözleşmeye imza atmak, “Çocukların ve kadınların hayatlarını korumak için söz vermektir.” İktidar, şimdi bu sözünden dönmek istiyor. Üstelik şiddetin her gün arttığı, günde en az üç kadının öldürüldüğü, sadece kayıtlara geçen 28.000 çocuğun istismara uğradığı bir ülke olarak, bu sözünden caymak istiyor. Halkın desteğini almak için de “Aileyi bozuyor, boşanmaları arttırıyor vb.” diyor.

Aile demek, şiddet uygulanan yer demek mi? Ya da ille de ailede şiddet olmalı mıdır? Ailede güçlü olanın diğerlerini baskı altına alması koşul mudur? Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar da hak eşitliğinden yararlansalar, aile de mutlu ve sağlıklı ilişkiler içinde olsa, iktidar bundan nasıl bir zarar görebilir? Birey sağlıklı ve mutluysa, toplum da mutlu ve sorunsuz değil midir? Eşitlik içinde yaşayan ailede boşanma neden düşünülsün? Eğer o ailede kadın mutlu değilse, can güvenliği yoksa, hakları ihlal ediliyorsa, ille de aile bütünlüğü diye tutturmanın ne faydası vardır? İşin aslı mutluluk tek taraflı olur mu? Şiddet uygulayan mutlu mudur? Kadın mutluysa, erkek de o zaman mutlu olmaz mı? Huzur herkes için gerekli değil midir? Samanlıkta iğne arar gibi İstanbul Sözleşmesinin vereceği zararı aramak boşuna değil midir? Kısaca şiddet, cinayet, çocuk istismarı kimin çıkarınadır? Bundan kim nasıl bir yarar görebilir?

Bu tür sözleşmeler, uluslararası sözleşmeler olduğundan, yasaların da üstündedir. Bu sözleşmeden cayan bir ülke, diğer imzacı 45 ülkenin gözünden de düşecek, şiddeti savunan durumunda görünecek ve yalnız kalacak değil midir? Ayrıca, her geçen gün cinayetlerin arttığı ülkemizde, İstanbul Sözleşmesi kaldırılınca, hakları koruyan yasaların inandırıcılığı kalacak mıdır? İnsanlar kendi can güvenlikleri açısından korunmasız durumda olmayacak mıdır? Suçlu sayısı da hızla artmaz mı?

Sözün özü; İstanbul Sözleşmesinin ana teması, hayatın tüm alanında kadın, erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Eşitliğin olduğu yerde huzur, üretim, mutluluk, sağlıklı bireyler olur. Birey sağlıklıysa, toplum da sağlıklıdır. Böylesi sağlıklı toplumu yönetmek de hem kolay hem de huzurlu olmaz mı? Özellikle kadın örgütleri, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyecektir. Nüfusun yarısı olan kadınların düşüncesi elbette önemlidir. Önemsenmelidir.

2 YORUMLAR

  1. Her gün insanın erkek olan bir cinsiyeti birkaç kadını öldürüyor. Yani kendi varlığının nedeni olan diğer yarısını yok ediyor. Siyasi iktidar ise daha önce imzaladığı kadının birey veya insan olarak yaşam hakkını güvence altına almak isteyen İstanbul sözleşmesine koyduğu imzayı geri çekmek istiyor. Anlaşılması ve açıklanması zor bir durum. Ama ünlü halk ozanı ve halk filozofu Neşet Ertaş ne demişti yıllar önce: KADIN İNSANDIR; BİZ DE İNSAN EVLADIYIZ.
    Demem o ki bir kısım siyasi erkekler ve bir kısım siyasi kadınlar! Siz insanın ve insan evladının yok edilmesine hizmet edecek olan ortamı genişletiyorsunuz. Yani tarih ve insanlık önünde suç işliyorsunuz.

  2. Sn Kamile Yılmaz’ın kaleminden süzülen bir manifesto olmuş bu metin. Turnayı gözünden değil de (Turnalar yaşasın- vurmayın) Tam 12 ye isabet eden bir yazı. Umarım dikkate alınır. Umarım, kadınlar, kendileri için verilen bu mücadeleye omuz verirler de kendi onurlarını kurtarırlar. Kamile Yılmaz’ın da belirttiği gibi, İstanbul sözleşmesinden, iktidarın “U” dönüşü yapması kendi yararına değildir; Sadece cemaat ve tarikatların dayatmasına boyun eğmek gibi bir durum görünüyor. Umarım, uçurumun ucundan geri dönülür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here