“Ölüme yatmışken insanlar çığlık çığlığa / Bir daha görmemecesine gökyüzü maviliklerini / Ağaran günün ardından evliyalar aşkına / Dardayım zordayım çıkmazlardayım / Nöbetlerdeyim gecenin karanlığında köşe başlarında / ‘Ölüm bizden uzak dur biz yaşamı çok sevdik’.” Ömer Öztürk

Üçüncü sayfanın ortasına saklanmış birkaç cümle. Gazeteyi okuyan çoğu insan görmez bile. “Genç adam hızlı trenin önüne atladı. Genç kadın bileklerini kesti. Yaşlı kadın zehir içti vb.” Bu tür haberler kimin umurunda? Ölenlere de ölüme de alıştık biz. Hatta ölenler artık karşımıza geçip de bizim düşüncemizin karşıtı konuşamadıkları için onları daha çok seviyoruz. Onları öven sözlerle konuşmayı da. “Ölü sevici” diyorlar ya işte öyle.

“Nuremberg’e varınca Metin Ayçiçek ile tanış.” dedi Osman Topaloğlu. “Sizi Metin Ağabeyle tanıştırmak istiyorum.” dedi Havva Güvenç Özel. Çok sevindim. Ertesi gün bir kahvaltıda buluştuk.

Metin Ayçiçek çoğunluğun (Ya da azınlığın) tanıdığı bir isim. Deniz Gezmiş zamanının devrimcilerinden. 230 yıl ceza alınca gurbete savrulanlardan. Çalışmalarını konuştuk. Bir dosya hazırlamış, henüz kitap olarak basılmamış. Yıllardır bu dosya üzerinde çalışıyormuş. “İntiharları, yaşama dirençsizlerin işi der geçerdim.” dedi bana. “Ta ki arkadaşımın yedi dil bilen, TÜBİTAK birincisi oğlu intihar edene dek. O zaman iyi tanıdığım, başarılı ve dirençli çocuğun intiharı, beni uykularımdan, huzurumdan etti. Ezberimi bozdu. Günlerce kendimle cebelleştim. Ve aldım elime kalemi, ses kayıt cihazını başladım araştırmaya. Yıllarımı verdim bu dosyaya. Şimdi dosya hazır. Düşünüyorum basılsın mı basılmasın mı?”

Ben hemen atıldım. “Tabi ki basılsın, hem de en kısa zamanda.” Yüzüme baktı düşünceli. Hemen soruyu yapıştırdı. “Sence dünyada intihar edenlerin sayısı ne kadardır?” Devam etti. “Trafik kazalarının toplamı, savaşta ölenlerin toplamını dört ile çarp.” Çarpmaya kalmadı, ben çarpıldım. Hayatımda en şaşırdığım andı.

Neden söyledin bana bunları Metin Ayçiçek? İşte yoldaşlarım açlık grevinde, birer birer ölüyorlar. Ben çırpınıyorum “Yanlış bu karar” diye. Çoğu bana kızıyor. “Onların bedeninden başka silahı mı var?” diye. Ama diyorum ama……

Gandy’e kızıyorum. “Senin zamanında açlık grevi işe yaradı ama şimdi duyan yok! Aldıran yok! Onlar, bu ülkenin değerleri, ışıkları, kutup yıldızları. Onlar ölmemeli! Ne beni duyan var, ne de onları.

İntihar! Büyülü sözcük oldu çıktı. Bütün değerleri doldurarak heybesine, bana alaycı gülümseyişi ile bakarak uzaklaştı. Koşuyorum ardından “Onlar, bu dağların çiçeği, bu ülkenin güneşi, rüzgarı, devrim şarkıları! Onları dolduramazsın o daracık gözüne! Sesim duyulmuyor. Bir yağmur başlıyor şakır şakır. Duyulan sadece gök gürültüsü! Sonra Rilke bağırıyor:

 “Biz hangi çalgıya gerilmişiz?

Hangi çalgının elindeyiz biz?”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here