Neden bu kadar çok insan iktidar diliyle suçlanıyor, yargılanıyor?

Yargılanan insanlar neden açlık grevi yapıyorlar?

Henüz hüküm kurulmamış, yargılama sonucu ne olacağı belli değilken açlık grevi yapmak için hayati önemde, çok ciddi nedenleri olmalı.

Hele açlık grevi yapanlar hukukçu/avukat olup da, bu kişiler mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanmakta iseler bu sese kulak vermemek yadırganacak bir durum.

Hiç kuşku yok ki açlık grevi yapanlar hukuksuzluk var, bize haksızlık yapılıyor, adil yargılanmıyoruz, kötü muameleye maruz kalıyoruz, duyun bizi demektedirler…

Belli ki kamuoyunu oluşturan herkesin kendisine göre mazereti var, yeterince bilgilenemiyor, serbestçe değerlendirme ve demokratik yollarla tutum alma şartları yok, o nedenle ya duymuyor ya da duymak istemiyorlar!

Hizaya girmeyen pek bir “yetkili” kalmadığından, onlar da bizi “resmi mazeretli” olarak görün istiyorlar.

Geriye ilgililer kalıyor.

Mesela siyasetle ilgilenenler… konunun siyasi olduğundan hiçbir kuşku yok, davalar ve mevzuat dışı tutum alışlar zaten siyasi saiklere bağlı ama yine de tedavüldeki siyasetin ilgisini çekmiyor.

Ciltler dolusu okumalar, araştırmalar, tespitler ve konferanslar yapan üniversiteler de siyasi iradenin çizdiği çizgiyi aşmak istemiyor. Medya ve diğer ses beklenen çevreler de aynı durumda.

Nihayet kimi insan hakları örgütleri, ateşin düştüğü yerde yananların yakınları, biraz da siyaseten, meslekten ve konumundan dolayı duyarlılığını yitirmemiş olanlar aracılığı ile yaşanan hak ihlalleri ve mağduriyetler, çok cılız, etkisiz yol ve yöntemlerle de olsa, olan bitenle yüzleşmemizi sağlıyor.

Mesleklerini yürüttükleri alanlarda, süregelen usulsüzlükler ve keyfilikler ile karşılaşmamaları mümkün olmayan, hukukçular/avukatlar/barolar/barolar birliği de olan bitenle yüzleşiyor. Belli ki herkes her şeyin farkında, gel zaman git zaman dolan bardak, Barolar Birliği Başkanının mutat, kendinden menkul söylemi ve çıkışları ile taşmaya başlıyor… Başlıyor ama seyir yine değişmiyor. Sorunun etraflıca değerlendirilmesine imkanı tanımak varken, bardağı taşıran muktedir, kendisini eleştirenlere terörist çevrelerin uzantıları olmakla suçlamaktan çekinmiyor.

İktidar diliyle, oraya yaslanarak suçlamak artık çok ucuzladı ve bir o kadar da bayağılaştı.

Oysa hayatlar bambaşka.
Cezaevlerinde kendini açlığa mahkum edenler gün sayıyor.
Cenazeler kelepçeli defnediliyor.
Su, toprak ve gıda örneklerinin %40’ında (kanserojen) kimyasal madde bulunduğu tespit edilen çalışmada yer alan akademisyen, halkın sağlını korumak amacıyla bu analizleri açıkladı diye 12 yıla kadar cezalandırılmak isteniyor.
İmar barışından yararlanmak üzere başvuru yapan Kartal’daki 8 katlı kaçak apartman çöküyor, 11 kişi altında can veriyor.
Balbey’de koruma alanı içinde yer alan, ata yadigari konutlar, kentsel yenileme adı altında bir gecede acele kamulaştırılıyor.

Şurası açık ki bunca hukuksuzluğu kabulleniş, iktidara kendisi gibi düşünmeyenlere düşmanca davranma ve hükmetme imkanı sağladı. Hukuksuzlukta sınır tanımaz bir hale getirdi.
Oysa kuraldır kendisi için yönetmek isteyen iktidar yozlaşır, üstelik yozlaştırarak yozlaşır.
O nedenle bu gidişe karşı duralım, itiraz edelim, bir araya gelelim, bertaraf olmamak için toplumsal olan yana, kamusal çıkarlar için taraf olalım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here