Deney birikir

Her şey birikir

Sözler düşünceler ve nesne biçiminde

Her şey birikir

Duru sular ters yazılar emek ve gözyaşı

Akıyor sanılan kuruyor sanılan

Haklar haklılıklar, ölüm zulumlar

Uçuyor sanılan her şey birikir

 

Tanıl Bora’nın ‘Yeni Türkiye’nin Siyasî Dili’ alt başlığıyla yayımlanan ‘Zamanın Kelimeleri’ adlı kitabında Bora, ‘Zamanın Kelimeleri’ni deşer, bu kelimelerin hayatımıza nasıl sirayet ettiğini anlatır.

‘Yeni Türkiye, Hegemonya, Hayırlı Olsun, Sıkıntı Yok, Paralel, Bu Millet, Herkesi Kucaklamak, Kadim, Kurumları yıpratmak, Fıtrat, fitne, İtibar, Çift Başlılık, Durmak Yok, Sen Kimsin, Gereği Yapılır, Kimse Kusura Bakmasın, Büyük resmi görmek, Manidar, Üst Akıl, Algı operasyonu, Kayyım, İltisak, Ölü ele geçirme, Yerli ve milli, Bayrak, Mehter, Mağdur, Hassasiyetlerimiz… ’ gibi sözcükler ya da sözcük gruplarıdır ‘Zamanın Kelimeleri’.

Tanıl Bora’nın kelimelerine bir katkı da benden…

Zamanı(mız)n asıl kelimesi: ‘Süpürün’dür.

2016’nın güzünde, OHAL günlerinde, Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan polis baskınını kınamak üzere, Antalya’da,  kentin önemli bir meydanında, sendikalar ve kitle örgütleri, gazete okuma etkinliği düzenlemek isterler, bu amaçla meydana giderler. Polis,  gazete okuma etkinliği için gelenlere saldırır, döverek, yerlerde tekmeleyerek / sürükleyerek pek çoğunu gözaltına alır. Sonrası bir Türkiye klasiğidir, önce dayak yerler,  sonra haklarında ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na muhalefetten dava açılır.

İşte bu dava dosyasından bir tanık ifadesi:’… Emekçileri Sendikası Bölge Şube Başkanıyım. Olay günü ben de oradaydım, valiliğin izni vermediğini arkadaşlarımıza bildirecektik, biz orada beklerken polisler dağılan arkadaşlarımıza saldırmaya başladılar, ben herhangi bir şekilde polisin ‘dağılın’ şeklinde bir anons yaptığını duymadım, biz sadece valiliğin izin vermediğini arkadaşlarımıza bildirecektik, polis bir anda ‘süpürün’ şeklinde diyerek kalabalığın üzerine yürüdü…’

Özlem Akarsu Çelik, Gazete Duvar’daki: ‘Mahkeme Salonunda Başak Demirtaş: Haklıysanız böyle konuşursunuz’ yazısında, Selahattin Demirtaş’ın Ankara – Sincan’da yargılandığı duruşma sırasında, izleyici sıralarına gülümseyerek el sallaması üzerine bir sivil polisin ‘süpürün bunları’ diye bağırdığını anlatır ve ‘Süpürülmek’ , ‘Bir çöp yığını gibi’ der.

Son yıllarda yapılan basın açıklaması, yürüyüş, oturma eylemi… gibi tüm etkinlikler, ‘Süpürün!’ emriyle polis tarafından acımasız şiddet kullanılarak dağıtılıyor. Dağıtılıyor da dağıtılmak bugüne özgü değil, bizi ‘bir çöp yığını, süpürülecek her neyse, öyle görmeleri’  de…

Üniversitedeydim, yıl 1982’ydi. Yarıyıl tatilinde Diyarbakır’dan Elazığ’daki evime dönüyordum. Otobüste, yanımda memleketi Samsun’a dönen,  terhis olmuş bir er oturuyordu.  Bana usul usul Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ni anlatmıştı. ( Ben de saf saf dinlemiş, daha fazla anlatması için, tüm saflık maharetlerimi göstermiştim.) İşkenceleri, tecavüz edilen genç kızları, öldürülüp Devegeçidi Baraj Gölü’ne atılan siyasi tutsakları…  anlatmıştı bir bir.

Dayanamıyorum!’ diyordu. ‘Çığlıklar kulaklarımdan gitmiyor, geceleri uyuyamıyorum.’ diyordu.

Doksanların başıydı. Kırşehir’in yoksul mahallerinden birinde yaşlı bir amcayla bir biçimde kesişmişti yolumuz. Nereli olduğumu öğrenince başlamıştı Dersim’deki askerlik günlerini anlatmaya. ‘Çok eşkıya, çok şaki öldürdük, evleri yaktık, keçileri dahi öldürdük…’ demiş, çıplak kafasındaki yara izini göstermiş, ‘Bu da onların kurşunundan kalmadır.’ demişti.

Biraz daha konuşturmak isteyince susmuş, ‘Daha fazla konuşturma beni.’ demiş; başını öne eğmişti.

Doksanları ortasıydı, yine Kırşehir’de Sanayi Çarşısı’nda bir oto tamircisi, seksenlerde asker olduğunu, Bitlis’teki işkencehanede görevli olduğunu, sabahlara kadar çığlık, bağırtı, inleme… dinlediğini anlatmıştı.

Anarşistler bunlar, hepsi hak etmişti.’ demişti.

Doksanları ortasıydı. Her nasılsa konuk olduğumuz bir evde bir araya geldiğimiz bir genç kız, yargısız infaza kurban giden bir başka genç kıza:’Ama onlar da terörist!’ demişti.

Doksanların sonuydu. Digor’da görev yapmış bir polisle Antalya’da karşılaşmıştık. ‘Çok insan öldürdük demiş, çok çocuk öldürdük… Bölücülerdi, köyden Digor’a yürüyüş yapıyorlardı, biz de taradık.’ demişti. Anlatmıştı da anlatmıştı,  bir daha iflah olmamış, polislikten atılmış, eşi kendisini terk etmiş, çocuklarını da alıp babasının evine gitmişti. Çocukların nafakasını ödeyemiyordu.

Bunları anlatırken benim Digor’daki bu ölümlerin ağıtını  /  şiirini yazdığımı bilmiyordu.

İki binlerin başlarıydı, Alanya’da eski bir uzman çavuş, doksanların ortasında,  Dersim’de köyleri nasıl yaktıklarını anlatmıştı.

Utanıyordu, ‘Kaçışan tavuklar, yanan kediler gözümün önünden hiç gitmiyor.’ diyordu.

İşte böyle!

İşte böyle!

Süpürmeye nereden başladılar peki dersiniz?

 

Hadi ben 1418’de Serez’den başlatayım. Yavuz’un süpürdüğü Alevilere getireyim sözü, oradan Harput’a ve bilcümle 1915’e, oradan İzmir 1922’ye, oradan 1933 Trakya’ya, oradan 1938’e, oradan Aşkale’ye.

Aşkale’den, Çüngüş’e /  du deng’e, oradan 6 / 7 Eylül 1955’e; Elazığ’dan Maraş’a; Maraş’tan Sivas’a; Sivas’tan yine Sivas’a; Sivas’tan Malatya’ya, Malatya’dan, Çorum’a; Çorumdan, 1 Mayıs 1977’e; 1977’den Fatsa’ya;  Fatsa’dan Karadeniz’deki dört karanfile; dört karanfilden, Hıdır Aslan’a; Hıdır Aslan’dan Gazi Mahallesi’ne; Gazi’den Şemdinli’ye; Şemdinli’den, Suruç’a; Suruç’tan Sur’a;  Sur’dan Ankara Garı’na; Gardan Cizre’ye… tüm hayatımız süpürülmenin tarihidir.

Sağ olsun Tanıl Bora, iz oldu bana, yol oldu bana.

Bora, şimdiki ‘Zamanın Kelimeleri’ni yazdı.

Kuşkunuz olmasın tüm zamanların kelimesi ( ise) ‘Süpürün’dür…

Ta ki biz zulmü süpürünceye kadar…

Zulmü süpürünceye kadar…

Bizcil sen de

Kuş mu sandın yalanı yanlışı

Taksan kanatlanır mı?

Yediğin seni yakacak

                Vurduğun seni yakacak

Gör cehennem yok mu var mı?

 

Her şey birikir

Gösteren parmaklar, gören gözler

Susan konuşan birikir

Yargılarlar davasız dosyasız

Silahsız sözcüksüz kansız kavgasız

Dağ mı değil,  ova mı?

Kent mi alan mı, değil

Bir ülke insan birikir

 

 

Şiir: Gülten Akın – Biriken

                                                                                   Aralık – 2018

                                                                                        Antalya

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here