Bu yazı 1 Kasım 2015 seçimlerinden bir gün önce 31 Ekim 2015 tarihinde yazılmıştır.

HEDEF NEDEN HDP? HEDEF SEÇENLERİN İNADINA….
(UZUN BİR YAZI, TUTUN Kİ BİR GAZETE KÖŞE YAZISI, UMARIM OKUNUR)

Bilindiği gibi Suruç katliamı ile HDP’ye yönelik bir terör saldırısı başladı. Ancak unutulmamalı ki ondan önce ortam süt liman değildi. Yaklaşık 400 ayrı saldırı olmuştu. Bu saldırılar hiç şüphesiz devlet himayesi görüyordu. Açık açık suç işleyen, kundaklama yapan, tabela indiren, linç girişimlerinde bulunanların, gözaltına bile alınmamasıyla eylemler giderek tırmandı. Dolaysıyla çeşitli çaplarda olan bu saldırıları, büyük terör saldırılarından ayırmadan bakmak gerekir ki durum anlaşılsın.

Amaç, Türkiye’ye yönelik terör saldırısı değildi. Öyle olsa IŞİD, HDP dışında da herhangi bir terör saldırısı yapardı. Başka partilerin de miting ve faaliyetlerine yönelik eylem yapardı. Düşünün, birçok düşmanı olan, birçok ülke tarafından saldırıya uğrayan IŞİD, işi gücü bırakmış, rahatça gelip gittiği Türkiye’de HDP’ye yönelik tarihin en büyük katliamlarını gerçekleştirmek için saldırıyor.

HDP, solcu, laik, kızlı erkekli, açık kapalı, Türk-Kürt, Alevi-Sünni, yani ülkede ne kadar renklilik varsa, içinde barındıran bir hareket olarak, ödlerini koparıyordu. Ama kimlerin? Ben buna nefret ittifakı diyorum.

HDP, bu coğrafyada ki tüm statükocu eğilimleri rahatsız etmiştir.
HDP, 90 yıllık devlet ezberi ve tepeden pompalanan resmi ideolojiyi benimseyen herkes rahatsız etmiştir.
HDP, devlet sahiplerini rahatsız etmiştir.
HDP, derin devleti rahatsız etmiştir.
HDP, askeri ve idari bürokrasiyi rahatsız etmiştir.
HDP, karanlık şeriatçı örgütleri rahatsız etmiştir.
En önemlisi HDP, parti devletini, kişi devletini, sultanlığı, diktatörlüğü engelliyordu. Bunları isteyen için HDP kabustu. (Halen çıkmış “malum parti” diyor.. Sen kurban olasın malum kişi… )
Çünkü HDP, toplumsal karşılığı olan bir potansiyeli harekete geçirebilecek bir politik perspektife sahipti.

HDP’nin öncesi olan ve ülkenin parti mezarlığına çevrilmesine neden olan partiler, bu ölçüde tehlikeli görülmedi.

Oysa daha radikaldiler. Oysa bölge partisiydiler. Oysa bir kimliği temsil eden, etnik farklılığa dayanan partilerdi. Oysa PKK ile daha yakındılar.

Öncesinde, bu çizginin partilerine, yukarıda sıralanan nedenlerle saldıranlar, Kürt partisi diyenler, bölge partisi diyenler, Türkiyelileşmiyor diyenler, radikal diyenler bu defa eleştirdikleri hususları önemli ölçüde gideren HDP’den daha fazla rahatsız oldular.

Çünkü bu halde, bölücülük yaftası kolay kolay yapıştırılmaz, daha fazla büyür, daha fazla söz sahibi olur, daha fazla takdir görür, daha fazla oy alır ve neticede daha fazla milletvekili çıkaracaktı.

İşte tehlike buradaydı.

Ama belki de en önemlisi, HDP’nin Türkiye’de solun yeni bir çığır açmasına yol açma tehlikesiydi. Kamplaştırılan kesimlerin bir arada, eşit ve özgür olabileceğini göstermesi nedeniyle uykuları kaçırmaya başlamıştı.

Bu nedenle yukarıda belirtilen nefret ittifakı için HDP’ye zarar verilmesi, kitleleşmesinin önüne geçilmesi başat melese olmaya başladı.

Elbette saldırmak isteyen çok olunca, buna en çok hazır olan, HDP’nin temsil ettiği değerlerden en fazla nefret edenlere görev verilecekti. Buna en uygun piyon da elbette IŞİD barbar güruhuydu.

Salt bu bile HDP’nin aslında ne kadar doğru işler yaptığının göstergesidir. Düşünün, HDP’den en çok IŞİD nefret ediyor… Ne güzel… O ne güzel parti ki, en çok IŞİD nefret ediyor. O halde ne kadar doğru parti…

Hafızanızı şöyle bir yoklayın.. Henüz HDP kurulmadan önce İmralı ve Kandil ile bugünkü iktidar görüşüyordu. Şimdiki Cumhurbaşkanı, Devlet BAHÇELİ’nin “Kandil’in ortağı” diye bahsederek suçlaması karşısında, “görüşen şerefsizdir, bu iddiayı ortaya atan ispatlamazsa namerttir” demiş, yaklaşık 4 ay sonra “talimatı ben verdim, bugün de yarın da görüşürüz” demişti.

Ne zaman HDP kurulup, parti olarak seçime girmeye karar verince, anketler yavaş yavaş gelince, Erdoğan, ilk görüşen kendisi değilmiş gibi, sürekli Kandil ve İmralı ile HDP’yi vurmaya, marjinalize etmeye başladı. Hatta HDP, nerdeyse hiç Kürt sorunundan bahsetmezken, hatırlayın Erdoğan Balıkesir mitinginde çıkıp “Kardeşim ne Kürt sorunu, yatıp kalkıp Kürt sorunu diyorsunuz” diyerek tuzak kurdu ve HDP’yi sadece Kürt sorununu konuşan bir parti olmaya zorladı ama kimse bu tuzağa düşmedi. Çabalar kar etmedi.

7 Haziran sonuçları ile halkın bu kara propagandaya itibar etmediği görülünce, ortamın somut olarak kararması gerekiyordu. Suruç’tan sonra karanlık bir eylem olarak kalan 2 polisin infazı ile Kandil’e hava saldırısı ve bölgede operasyonlarla paralel, şehirlerde de gözaltı ve tutuklama furyası başladı. Nitekim Sayın Eş Başkan Selahattin DEMİRTAŞ, bu saldırı hamlesi ile esasen HDP’nin cezalandırılmaya çalışıldığını söylemişti.

Gelelim, örgütle arasına mesafe koymaya… Ne kadar mesafe koysun mesela. Galiba, HDP’nin devlet ağzıyla konuşması gerekirdi. Öyle konuşunca oy verecek miydiniz? Elbette hayır. Mesafeye gelince, doğrusu epey mesafe de koydu.

Örnekleri; Eş Genel Başkan Selahattin DEMİR TAŞ’IN bizzat ağzından bazı sözlere dikkat çekmek isterim.

“Elde silah ile özerklik olmaz”
“Polis, asker öldürmekle, Saray suçlarının hesabı sorulmaz”
“PKK, amasız, fakatsız elini tetikten çekmelidir”
“HDP, PKK’nin siyasal kanadı değildir, keşke PKK’nin bir siyasi kanadı olsaydı, belki sorunlar daha kolay çözülürdü”
“Demokrasi ve insan hakları mücadelesi silahla olmaz”
Örnekleri çoğaltabiliriz ama bu eleştirileri yapanları bunların hiç biri tatmin etmez.
Oysa daha fazla mesafe, HDP’nin taşıdığı kimliklere aykırıdır.
HDP, ülkenin bütün sorunlarına duyarlıdır.
HDP, sosyalist bir partidir.
HDP, Kürt partisidir.
HDP, tüm ötekileştirilenlerin partisidir.
HDP, devletin geleneksel yapısına muhalif bir partidir.
HDP, devletin de öteden beri ağır suçlar işlediğine inanmaktadır.
HDP, PKK’nin devletin inkar, asimilasyon ve baskılarının bir sonucu olduğunu düşünmektedir. Devlet şiddetinin şiddet doğurduğunu düşünmektedir.
Hal böyle iken, elbette HDP’nin diğer düzen partileri ve devlet ağzıyla konuşması mümkün değildir.
Mesela HDP’nin Alevi sorununa yaklaşımı da sizi rahatsız ediyor olmalı.
Mesela HDP’nin kadın kotası veya eşit temsili de sizi rahatsız ediyor olmalı.
Mesela HDP’nin emek eksenli mücadelesi de sizi rahatsız ediyor olmalı.
Mesela HDP’nin Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili görüşleri de sizi rahatsız ediyor olmalı.
Bunlar rahatsız etmiyor, sırf devlet ağzıyla konuşmaması mı rahatsız ediyor?
Öyle olsa yukarıdaki ilkeleri de olmazdı, çünkü onlar da yerleşik anlayışa aykırıdır.
Velhasıl, HDP tüm ilkeleri ve bileşenleri ile tutarlıdır.
HDP, Türkiye’nin barışı ve geleceğidir.
HDP, ortak vatanda eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşamın temsilcisidir.
1 Kasım’da bütün oyunlar boşa çıkacak, HDP 7 Haziran’dan daha başarılı olacaktır.
Bu arada samimi olarak bütün partilere saygı duyuyorum ama o malum kişiye asla…
Seni geçende başkan yapmamıştık ya… Yemedi… Şimdi ise seni susturacağız, sonra da seni yargılayacağız…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here