Kısa bir süre önce yapılan Emek Partisi (EMEP) İl Kongresinde Antalya İl Başkanı seçilen Sadık Türk, ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Başkanım sizi kısaca tanıya bilir miyiz?

Elbette, ben 1956 yılı kışın bahara evrildiği Şubat sonlarında mart başında Tokat ili Niksar ilçesi Kırlığeriş köyünde doğmuşum. Kelkit Çayı elverdiğin de 20 Haziran 1956 tarihinde nüfusa kayıt olmuşum. Köyüm Kırlıgeriş anlamı “kırda yaşam zor” demek. Buraya kadar muşum diyerek anlattım. Bundan sonrası için sahiplenme anlatımı yani ilk okulu köyümde orta okulu Niksar’da ilçede lise 1,2 inci sınıfı Tokat’ta ilde lise son sınıfı İstanbul’da bakır köyde okudum.

Bundan sonrası 1976 da SSK OKMEYDANI Hastahanesinde hasta kabul memuru olarak göreve başladım. Sağlık emekçilerinin örgütlenme çabalarını bu arada tanıdım ve Tüm Sağlık Der örgütlenmesine katıldım. Askerlik 12 Eylül darbesine burada yakalandım. Askerlik bitiminde yine SSK Bölge mMdürlüğünde çalıştım. Sonra 2,5 yıl demir döküm fabrikasında işçi olarak çalıştım. 1985 haziran ayında Antalya’ya yerleşerek Akdeniz Üniversite’si hastahanesinde memurluğa geri döndüm.

1988 yılında Akdeniz üniversitesini Antalyalılarla tanıştırmak kaynaştırmak Antalyalıların bilimsel düşünme ve davranma olanaklarını artırmak üzere üyelerinin ezici çoğunluğu Üniversite çalışanların dan oluşan ÇAĞDAŞ TÜKETİM Kooperatifinin kurulmasına öncülük ettim. 750 üyesi olan kooperatifin kurucu başkanlığını yaptım. Ulusoy bulvarında 89 yılında alışveriş merkezi açıldıktan sonra. Memurların kamu emekçisi olmak için girdikleri örgütlenme mücadelesine Sağlık Emekçilerinin sendikal örgütünün ilklerinden olan Tüm Sağlık Sen nin Antalya şubesinin kurulmasında kurucu başkan olarak görev yaptım. Sağlık alanında üç sendikanın birleşerek SES Sağlık Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasın’da birleme çalışmalarına katıldım, bir dönemde SES in yönetim kurulu üyeliği yaptım. 1996 yılında Üniversite hastahanesinden Ziraat Fakültesine sürgün edildim. Sendikal örgütlenme mücadelesinden vazgeçmediğimden 1997 yılında Erciyes Üniversitesi Yozgat merkezdeki Sağlık yüksek okuluna sürüldüm. 3 yıl Yozgat’ta yaşadıktan sonra Sosyal Hizmetler Antalya İl Müdürlüğünden 2004 yılında emekli oldum. SİZİN VASITANIZLA: Bu sürgünler ve meşakkatli sağlık emekçilerini örgütlülük mücadelesi süresince haklı mücadelemizin yanında duran, özelleştirmelere, mezarda emekliliğe karşı çıkıp insanca yaşam için İNSANLIK ERDEMİNİN YANINDA DURAN TÜM ANTALYALILARA YOZGATLILARA BAŞTA SAĞLIK EMEKCİLERİ OLMAK ÜZERE TÜM KAMU EMEKÇİLERİNE MİNNETLERİMİ SAYGILARIMI İLETMEYİ BUGÜN BİR AHDE VEFA OLARAK GÖRÜYOR. İYİ Kİ VARSINIZ YURDUMUN GÜZEL İNSANLARI DİYORUM.

-Sizi hep mücadelenin içinde gördük. Bir sağlık emekçisi olarak sendikal mücadelenin içindeydiniz? Emekli olduktan sonra EMEP’in resmi üyesi de oldunuz. Son yapılan İl Kongresinde İl Başkanı seçildiniz. Biraz sizi, mücadeleyi ve son EMEP İl Kongresini konuşalım.

Öz geçmişimde de bahsettim. İnsan olduğumdan beri yani devrimci düşüncelerle sosyalizm fikriyatı olan Marksizm ile tanıştıktan sonra demek istiyorum. DEĞİŞMEK VE DEĞİŞTİRMEK FİKRİNİ CAZİBESİNE VE BÜYÜSÜNE kapıldıktan sonra değişim nereye ve kim için olmalı neler değişmeli ve kimler nasıl değiştirmeli soruları öne çıktı. Bu sorulardan değişmeli mi sorusu beni politikaya kim için neden ve nasıl kimler tarafından değiştirilmeli sorularının yanıtı beni İÇİNDE YAŞADIĞIM İKİ SINIFTAN OLUŞAN TOPLUMDA. Değiştirince yaşamı düzelecek EKMEĞİ ÖZGÜRLÜĞÜ olacak olan ezilmekte sömürülmekte olan işçi sınıfı “proleterya” yanın yanına grev çadırına direniş meydanına yöneltti. Çünkü benimde ekmeğimin miktarı çalışma koşullarım yaşama olanaklarım. Bu emeği ile kazanan alın terini onur fidanına can suyu edenlerin yanına yöneltti. Bu nedenle ülkemizi ve dünyayı yenileyen sömürülme aşağılanma pahasına bunu yapan kediliğinde sınıfın. Emekçilerin KENDİNDE KENDİSİ İÇİN SINIF OLMA MÜCADELESİNDE YERİMİ ALDIM. Değiştirmenin en önemli araçlarından biri olan politika yapma hakkımı mensubu olduğum işcisınıfının politik birliği olan EMEK PARTİSİNDE tamdan var olan enerjimi bilgi ve birikimimi sınıfa aldığım yere katmak istediğimden. Burada Emek Partisinde politik mücadeleye katılıyorum. Dostlarım. Yoldaşlarım beni bu dönem için partinin il başkanlığına layık gördükleri seçtikleri için teşekkür ediyor sevgilerimi sunuyorum. İşçi sınıfının politik mücadelesi “sevgiyi” çoğaltma “onuru” büyütme YALANI YAKIP SÖMÜRÜYÜ ORTADAN KALDIRMA MÜCADELESİDİR Bu söylediklerimin tümünü kapsamak üzere BARIŞ EŞİTLİK KARDEŞLİK ÇABASI İŞ EKMEK VE ÖZGÜRLÜĞÜN AYRIMSIZ TÜM HALKIMIZ İÇİN YAŞANIR HALE GELMESİ. YANİ HER VATANDAŞIN. ÜLKESİNDE ÜLKEMİZDE: BAŞI DİK EKMEĞİ BOL İŞSİZLİĞİN OLMADIĞI KOŞULLARIN SAĞLANMASI MÜCADELESİNDEKİ YERİM EMEK PARTİSİ İL YÖNETİCİLİĞİ. BU NEDENLE PARTİLİYİM POLİTİKACIYIM. ÇÜNKÜ HALKLARIN EŞİT ÖZGÜR GÖNÜLLÜ BİRLİĞİNDEN YANAYIM.

Şimdi gelelim sorunuzun ikinci şıkkına. Partimiz Emek Partisi 8. Olağan genel kurulunu” TEK ADAM TEK PARTİ DİKTATÖRLÜĞÜNE KARŞI; BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN BİRLEŞELİM” şiarıyla topladı. Birimlerden semt mahalle işyeri birimlerinden seçilen delegelerle konferansını ve genel kurullarını yapan partimiz, Antalya’da da bu yolu izleyerek belirlediğimiz şiarla konferans ve kongresini yaptı. Başta işçiler, emekçiler olmak üzere tüm halkımızı gençliği ve kadınlarımızı örgütlendirip “İş, Ekmek ve Özgürlük” mücadelesi demek olan demokrasi ve özgürlük mücadelemize katılmalarını sağlamak yönündeki azim ve irademizi ve kendimizi yenileyerek yola koyulduk.

Elbette ülke genelindeki siyasetten ayrı düşünülemez. Antalya’da siyaset yapmanın ayrıca avantajları / dezavantajları var mı?

Biz sınıflı toplumda yaşıyoruz. Her olaya tarafı olduğumuz sınıfın gözüyle bakar olay ve olguların işçi ve emekçiler lehine çözümlenmesi için politika üretiriz. Böyle bakılınca ülkemizin yağmalanmasına, kalkınıyoruz diye betonlanmasına, üretimin artması paylaşımın daha da adaletsiz hale gelmesine. Son on beş yıldır belirginleşen vatandaşlık konumunu cemaat mensupluğuna indirgeme politikalarına bu tanrısal gücüde kullanarak kandırma işini daha ileriden yalanı daha inanç alanından aldıkları sos bulaştırarak yutturmaları kolaylaşıyor. On beş yıldır kandırma işini kusursuz yapıyorlar gibi görünüyor. Gerçekte her türden zora ve hileye düzenbazlığa basın yayını tek sese indirmelerine rağmen bugün hala olağan üstü hal ile yönetiliyorsak. Olağan halde yönetemiyorlar olağan üstü hali biz uzatmıyoruz. Yönetim erkinde olupda ülkemizi normal yollardan yönetemeyenler uzatıyor. Üstelik kuralsız kaidesiz yasasız tek kişilik rejimle. Başkanlık diyorlar, on beş yıldır ülkemizi yöneten bu ideolojik İslam soslu kapitalizm. Ülkenin tüm değerlerini tarumar etmekte engelsiz konumda iken. Darbelerle debelenir. En baştaki başkan defalarca kandırıldığını söyler ve dahada ilerisi İstanbul’a ihanet ettik ifadesin kullanıyorsa, eğitim alanı tam bir garabete dönmüşse, ülkemiz içerde ve dışarıda savaş bataklığından bir türlü çıkamıyorsa. Başkalarının yurtlarını savaş alanına döndürüyor bu savaşlardan iç politikada çıkar sağlıyorsak. Başkalarına da bizim topraklarımızda bu kepazeliği yapmalarına davetiye çıkarıyoruz demektir. En düşük ücret. En zor ve uzun çalışma sürelerin de çalışıyor ve buradan edilen karlar yetmiyor. Daha fazlası için kaçak işçilik ve kaçak maden ocakları çalıştırılıyor. Gerekli iş güvenliği tedbirleri alınmadığından 300 300 yerin dibine canlı canlı gömülüyor iş cinayetlerinde her gün kayıplar veriyorsak. Şiddet egemen hale geliyor ve en çok kadınlarımızı kurban ediyorsak. Ve BARIŞ KARDEŞLİK DİYEN SEÇİLMİŞ POLİTİKACILAR BİLE HAPSE ATILIYOR. MAHKEMEYE BİLE ÇIKARILMADAN AYLARCA TUTULUYORSA İMHA VE İNKARDA ISRAR EDİLİYORSA. SORMAK GEREK SİZ GERCEKTEN YÖNETİYORMUSUNUZ. YÖNETİYORSANIZ BU ÖLÜMLER PLANINIZ DAHLİNDE Mİ DİYE SORALIM DİYORUZ AMA BELLİKİ DAHLİNİZDE. Bu durum 07 Haziran 2016 yılında seçim sonuçlarını halkın iradesini,yok saydınız. Ve savaşı körüklediniz. Ve şimdi kandırıldım diyorsunuz. Şimdi biz de barış taraftarları diyoruz ki siz kandınız kandırıldım deyip çizgi çektiniz ama üzerine çizgi çekilen yazıları karartılan bizim çocuklarımız oldu.

İşte tek kelimeyle barışa muhtaç bir ülkenin vatandaşıyız. Ama hala politika yapmak zor bizim ülkemizde. Ülkelerin savaş ve zorun her tülü biçiminin uygulandığı adaletsizliğin büyüdüğü dilenciliğin iktidar eliyle çoğaltıldığı ölü çocuk bedenlerinin kıyılarına vurduğu ülkelerin yönetim tarifini Dimitri yapmış….

Talan ve yağma bu politikaları en vahşice silah zoruyla uygulandığı Kürt vatandaşların yaşadığı topraklarla sınırlı değil. Zonguldak’ta işçiler kendilerini madene kilitlemek zorunda kalıyorlar. Ülkemizin her yanı bu politikanın tarumarının hedefi oluyorsa politika yapmak kolay değil. Üstelikte eşit olmayan koşullarda.

Antalya ülkemizi en güzel yaşamaya en elverişli köşelerinden biri. Ama gel gör ki talancı Finike’nden başlamak üzere mermer ocakları ormanlar sedir ağaçlıklarını katlediliyor. Bu yetmiyor yaşama ve nefes alma hakkına sahip çıkan ALİ ULVİ BÜYÜK NOHUTCU VE EŞİ ÖLDÜRTÜLÜYOR. Katili de katliamın asıl sorumluları açığa çıkmasın diye intihar ettiriliyor. Sayalım mı Manavgat’ta Ahmetler köyünün kanyonundaki suya el koyuyor salda gölü hızla kurutuluyor. Boğacağı tuzlu su ile dolduruluyor yat limanı ve Konyaaltı plajının ortadan kalkıyor Antalya’da Trabzon gibi denizin kıyısında ama denizi halka uzak yasak hale getiriliyor

Lara kumsallarında başka planlar var. Halkın büyük çoğunluğu için kayıp olan olanaklar bu yerlerin çevresinde toprağı olanlar için kazanca dönüşüyor. Yerleri değerlenip kedileri değersizleşecek olanlar bu talana taraf oluyorlar. Şimdi sorsak Topkapı otelinin çevresinde yaşayanlara siz bu kesilerek yok edilen fıstık çamı ağaçlarının olduğu ormanlığa kurulan golf sahasında yılda kaç kez gol oynuyorsunuz diye. Ya da otelde kaçınız bekçi ve güvenlikçi oldunuz yaşamınız ne alemde diye.

Antalya referandumda ve 7 Haziran seçimlerinde tavrını ortaya koydu barış ve sevgi kentiyim dedi.

Egemen olan sermaye siyaseti ile sınıfın yani emekçilerin siyaseti ve siyaset yapma olanakları karşılaştırılınca elbette henüz örgütsüz ve dağınık olan emekçilerin siyaseti zor.Denir ki sermayenin eli aklı, gözü kulağı yoktur. O bunları tümünü işçi ve emekçilerden alır.
Yani işçi ve emekçileri yine onların içinden devşirdikleri ile kandırır. Bu ahlaksız konumuna ve kendisinin hiçbir ahlaki kuralı olmamasına karşın. Yoksullara işçiler emekçilere kadınlara gençlere ahlak diretir. Politik görevimiz işçi sınıfının kendi politikasını yapması için aydınlatma ve örgütlemek ekmeğinin büyümesi için birlik olunması gerçeğini her işçi ve emekçiye anlatmak yani ey işçiler birleşiniz yoksa hayat mahvoluyor u kavramak ve kavratmak yaşadıklarımız üzerinden yeniden yeniden anlatmak. Çünkü bu kapitalist ve emperyalist sistemin işçi ve emekçilere layık gördüğü şey. Çok çalışıp aç yatmaktır. Ya da diri diri sermayedar daha fazla kazansın diye yerin dibine gömülmektir. Antalya’da yılın 5 ayı çalışıp kalan yedi ayda işsiz işsiz yaşamaktır.

HANİ AĞAÇ DEMİŞYA BALTAYA SEN BENİ KESEMEZDİN AMA SAPIN BENDEN.
YA DA SUYUN KALDIRMA GÜCÜ OLMASA GEMİNİN YÜZEMEYECEĞİ GİBİ.
NE YAPALIM YALANI YAKMAYA KANDIRILMAYI ORTADAN KALDIRMAK İÇİN YİNE YENİDEN politikaya….

Antalya’daki diğer sol-sosyalist-devrimci güçlerle mücadele birlikteliğinizi nasıl? Bu konudaki düşüncelerinizi alalım.

Biz Emek Partisi olarak tüm emek ve demokrasi güçlerinin bu anlamda politika yapma derdi ve istenci olanların işçilere emekçilere güven verecek temelde birlikte mücadelesinden yanayız. Eşitlik özgürlük ve kardeşlik mücadelesini, aynı anlama gelmek üzere barış çabalarının kesintisiz sürdürülmesi için işçilere emek çillere güven veren bir birlikten yanayız. Ama bizim işçilerin daha iyi ücret ve güvenceli en fazla 8 saatlik işgünü mücadelesini, çevresi talan edilen halkın çevre ve yaşam mücadelesi, kendilerine imha ve inkarın diretildiği Kürt halkının yaşama ve var olma mücadelesini, geleceği çalınan işsizliğe açlığa mahkûm edilen gençliğin parasız bilimsel laik ve demokratik eğitim mücadelesini. Kadınların şiddetsiz hayatın her alanında eşitlik talebi için yürüttüğü mücadelesinin, inançları yok sayılan alevi ve başka inançtaki yurttaşların eşit yurttaşlık talebi için yürüttükleri mücadeleni birleştirilmesini anlıyor ezilen yok sayılan ötekileştirilenlerin birliği için elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz.

Emek Partisi 8. Olağan genel kurulunu “TEK ADAM TEK PARTİ DİKTATÖRLÜĞÜNE KARŞI; BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN BİRLEŞELİM” şiarıyla topladı.

Antalya’nın somut temel sorunları neler ve siz bunlara dair neler yapmayı düşünüyorsunuz? Antalya’nın özel sorunları ve çözüm önerilerinizden bahseder misiniz?

Antalya’mız uluslararası sermayenin talan merkezlerinin en üst sıraların da yerini alıyor. Bu nedenle:

Antalya tarımsal üretim alanları bakımından çok önemli bir yeri var. Antalyalılarla birlikte planlanmalı ve insanlığa sağlıklı üretim konusunda güven veren bir konuma yükseltilmelidir. Yani Antalya’dan giden domates sağlıklı üründür güvenine kavuşmalı.

Turizm konusunda hem çalışanların inşaca çalıştığı hem Antalya’ya gelenleri insanca barınma gezme ve görme olanaklarının planladığı.

Doğanın ve doğallığın bozulmadan kirletilmeden faydalanılmasının yollarının Antalyalılarla birlikte bulunması zorunludur. Yeter ki planlama insan için yapılsın daha fazla kar ve talan için yapılmasın. Sanayi ve üretiminin bu kentin coğrafi ve başka özellikleri gözetilerek halkla birlikte halk ve insanın özne olduğu plancılık. Uygulanması bugünden önerilerimizdir. Kaldı ki biz halkın kendi planını yaptığı uyguladığı bir demokratik ortamı savunuyoruz. Biliyoruz böyle olduğunda Antalya aşkın ve sevginin şehri olacaktır. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek diyor ya şair Adnan Yücel işte öyle.

-EMEP İl örgütü olarak Antalya’daki hedefleriniz neler?

Ayrımsız tüm semtlerde mahallelerde birim örgütleri kurmak tüm mahallelilerin ve semtlerin kendi kararlarını almalarını sağlamak. Politikayı semt ve mahalle ihtiyaçların üzerinden kurmak. Aynı anlama gelmek üzere istisnasız tüm olanaklı yani sayısal ve fiziksel özellikleri bakımında işyeri birimi kurmaya olanaklı yerlerde işyeri birimlerini kurmak ve iş planları ve üretim planlarını ve çalışma ve Toplu Sözleşme taleplerini buralardan belirlemek için emekçileri etkin hale getirmek…işçilerin birliği halkların kardeşliğini hayata geçirmektir.

Son olarak neler söylersiniz?

Antalya ve tüm Türkiye’de Osmanlıdan buyana yönetenlerin ülkemizi hep tektir tektir diretmesi ve halkın öyle ya da böyle savaş ve dış düşman ya da iç düşmanla korkutularak yönetilmesi mirasına sahibiz. İşte bu sevgi üretmeyen halkına güven vermeyen kendi halkına güvensizlik duvarları arkasına saklanarak yapılan halka rağmen politikaların bugün geldiği yer kargadan başka kuş tanımam ön kabulü bugün bizi ölüm çukuru başında ağıt yakan ve geleceğinden korkan en kötüsü her sorununa emperyalizmi taraf yapan içeride savaş tellallığı dışarıda müsrif pazarlamacı mantığı ve militarist sağcı ideolojinin ülkemizi getirdiği yer burasıdır. Buraya gelmemiz için politika yapanlarında geldikleri yeri beğenmedikleri ama iyi de gidilen yolu değiştirmeyip hızla karanlık ve çıkmaz tünele doğru hızla gidişi daha fazla baskı ve şiddetten medet umulduğu daha beter yere doğru geminin dümeninin kırıldığı yerdeyiz. Bu nedenle politik kişiliklerin yanar döner olduğu omurgalı olanlara politik ambargonun uygulandığı koşullardayız.

Bu yağma talan ve yalana bağımlı siyasi düzen artık sürdürülemez haldedir. Hem içeride hem dışarıda durum budur. Bunun için barış sözcüğünden ürkülmekte savaş ve şiddet yolu ile politika yapılmaktadır. Çocuklarımızın canı pahasına çok bedel ödüyoruz çok. Kandırılmışlığımıza çok bedel ve ağır bedeller ödüyoruz. Sevgisizlik ve adaletsizlik çölleştiriyor. Kurutuyor. Dilim varmıyor ama çürütüyor.

Değişmeli savaş barışa bırakmalı yerini, kindarlık sevgiye, yağma ve yalan yerini gerçeğe terk etmeli birleşmeliyiz eşit özgür gönüllü birlikte yaşam. Güvenceli çalışma insanca yaşam ötekisiz bir Türkiye için birleşmeliyiz işçi sınıfını yanında üretenin politik partisi emek partisinde birleşmeli ve değiştirmeliyiz.

Örnek mi: Ekim devrimi ve kazanımlarına bakalım 100 yılını kutladığımız insanlığın onura, sevgiye eşitliğe, savaşsız sömürüsüz bir dünya için atılan en büyük adımın 100 yılı insan oğlu bir kez yaptığını yeniden yeniden yapma yapılmış olandan öğrenme erdemine sahiptir. Bunu defalarca gösterdi. Engels 1870 li yıllarda bir dostu ile sohbet ederken Avrupa’dan devrim treni geçti ama Rus halkı çarlık despotizminden insanlığı savaş bataklığından kurtarmak üzere yürüyor. Rus halkı kendi geleceğini kazanırken insanlığın onurunu da kurtaracak der. Doğruda söyler. Rus halkı çarı çarlığı tarihin çöplüğüne atar. Tıpkı Türk ve Anadolu’da yaşayan halkların ortak mücadelesi ile emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı saltanatını da tarihe gömdükleri gibi. Bu gün Ortadoğu da var olma kaderini tayin etme mücadelesi veren başta Kürt halkı olmak üzere Arap Filistinli Ezildiler gibi. Sözlerimi onurun sevginin egemen olduğu barışın hükmünü sürdürdüğü bir Türkiye ve dünyada yaşamak umudumla kolay gele diyorum.

HAYDİ EL ELE omuz omuza yanyana duralım duralım….

SOSYALİZM GEÇMİŞ DEĞİL GELECEKTİR.
YAŞASIN İŞCİLERİN BİRLİĞİ HALKLARIN KARDEŞLİĞİ.
YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM……
DAMLANIN GÜCÜ DAMLAMASINDA DEĞİL SÜREKLİ DAMLAMASINDADIR.
DAMLAR BİRLEŞELİM DENİZLEŞELİM ÖZGÜRLÜĞÜN KARDEŞLİĞİN ŞARKISINI MARŞINI DAHA GÜR SÖYLEYELİM
…..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here