Ülkemizde dört mevsim yaşanır, biliriz ve bu ayrıcalığın da farkındayız. Ancak yaşadığınız kent Antalya ise dört mevsim bahardır. Her mevsim çiçek açar Antalya. İlle de baharda tümüyle çiçek kent olup çıkar. Her yanı betona kestiği halde hâlâ durum böyledir. Güzelliğini büsbütün bozmaya kimsenin gücü henüz yetmemiştir.

Antalya’da bahar, havada portakal çiçeği kokusunun savrulmasıdır. Soluduğunuz hava çiçek kokusudur. Şu an yani Mart ayının sonuna doğru kent iyice çiçeklenmiştir. Hani şairler der ya “Dağında kar, ovasında nar olan kent” diye. Biz de ekleyelim havası her an bahar olan kent.
Bu kokunun, bu güzelliğin farkında olmayan yok sanırdım. Dün üniversiteyi yeni bitirmiş, atanamamış bir Türkçe öğretmeniyle yürüdüm biraz. Ona sordum, “Havadaki kokuyu duyuyor musun?” diye. “Hayır, ne kokusu?” dedi bana. Sonra bir çocuğa sordum, “Portakal çiçeğinin kokusunu duyuyor musun?” “Portakal çiçeği kokar mı ki?” dedi.

Oturup ağlayasım geldi. Bu gençlere, çocuklara, yani insanlara çevrelerini göremeyecek kadar, çevreden koparan, yaşama gözlerini kapatan, onlara keyifsiz bir yaşam bırakanlara öfkem arttı. Her insan şu kısacık yaşamda mutlu olmaya gelir. Onu ellerinden almaya, yaşamına ipotek koymaya kimsenin hakkı yoktur, olmamalı.

Her akşam televizyonlarda ölüm listesi dinliyoruz. Bizim asla ortak olmayacağımız bir savaşın içindeyiz. Psikologlar “Haber dinlemeyin, izlemeyiz.” diyorlar. O da olmuyor. Ülkesine, dünyaya gözünü kapatmak yaşamak mıdır? Dayanmaya çalışıyoruz. Nefes alıyoruz, yetiniyoruz. Oysa baharın kokusunu, papatyanın gülüşünü, hindibaların uçuşunu, kuşların şakımasını görmek, duymak, yaşamak isteriz. Hatta gençleredir daha çok sözüm; bizim gibi aşık olma duyusunu yitirmeden her bahar aşık olmanın güzelliğini yaşamak gerekir. Baharda gidilen pikniklerde, sevdiğine papatyadan taç örmek gerekir. Papatyaya kıyıp fal tutmak gerekir. O heyecanları yaşamayanlardan elbet korkmak gerekir. Zaten onlar da ürkütücüdür. Dünyanın neresinde olursa olsun bu böyledir.

Ülkemize bahar geldi. Antalya’ya baharın kokusu indi. Henüz yeşilin kökü kazınmadan dağlara gitmeli. İyice gözlemeli güzelliği ki kaybolunca özlemeli, anımsamalı. Değer bilmeli. Sevmeli, sevilmeli, korkmadan. Tüm olumsuzluklara karşın gülümsemeli. Ne güzel diyorlar: “Gülmek devrimci bir eylemdir.” diye. Bu eylemden vazgeçmemeli. Ne dersiniz, sizce de öyle değil mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here