‘…

kadınlar, karaları bağlayıp zılgıtlarla gittiler

sabrım tespih tanelerinde söndü, ihtiyar bir öykücünün

ezberinde aradım seni, bir varmış bir yokmuşa düştüm.

taş taşıdım, hanlarda konakladım, ömrüm barbarlardan kalan

öykü ömrüm, gidersem kesilmiş suydu…

 

tarih ağırlıktı savaşlar çok yordu beni

her savaş enkazlar arasında kalan çocuktur zaten

anneler erken ölü…moskova önlerinde kirpiklerim

düştü. ömrüm geceden kısa olsun istedim, olmadı…   

                                                

 cam sana yakındı.

bana kırık bulutlar kaldı.’

Fadıl Öztürk

 ( hep kuzeydi gözlerin)

1 Şubat 2003’te ‘dünyanın en iyi ve en yakışıklı babası’ babamı kaybettim. ( Babam babası için kursaydı bu cümleyi ‘hakka yürüdü’ derdi.)

Ölüm haberini akşam saat onda aldım. Antalya nere, Elazığ nere? Öyle uçaktı, otobüstü…düşünecek zaman yoktu ki. Can havliyle düştüm yollara. Kötü günlerin dostu Şenol, arabasıyla otogara bıraktı beni. Elazığ arabası çoktan yola çıkmıştı. Yapacak bir şey yoktu. Bir biçimde ulaşacaktım Elazığ’a. Konya arabasına bindim. Saat gece üçte ya da dörtte Konya’ya vardım. Elazığ’a araba olup olmadığını sordum. Yoktu. İzmir’den gelen Elazığ arabaları çoktan gitmişlerdi. Birkaç saat sonra Kayseri arabaları gelecekti, öyle demişlerdi, önce Kayseri’ye sonra da oradan Elazığ’a gitmekten başka çare yoktu. Bekleyecektim.

Çocukluğuma gide gele, içimde tarifsiz acılarla, hiç utanmadan, gözyaşlarımı gizleme gereği duymadan saatlerce ağlayarak bekledim. Otobüs firmalarının çalışanlarından biri yanıma geldi. ‘Abi neyin var, niye ağlıyorsun?’ dedi. Acımı yaşıyordum ben, gizleme gereği duymadan: ‘Babamı kaybettim Elazığ’a gitmeye çalışı…’ dedim, cümlemi bitiremedim. Gençti, uykusuzdu, yorgundu, emekçiydi. Yanıma oturdu. Ellerini açtı, dua okudu. ’Üzülme abi, hepimiz oraya gideceğiz, Allah rahmet eylesin!’ dedi. Sırtıma pat pat vurdu. Az sonra bir bardak çay, bir şişe su ve kâğıt mendil getirdi. ‘Başın sağ olsun abi, bir ihtiyacın olursa ben burdayım.’ dedi, Çalıştığı otobüs firmasını gösterdi.

Kayseri otobüsü geldi. Kalktım, teşekkür ettim, elimi uzattım, elimi iki avucunun arasına aldı, insan sıcaklığıyla sarmaladı beni. ‘İyi yolculuklar abi, Allah rahmet eylesin! dedi,  bir kez daha.

Kayseri otobüsüne bindim. Hayatımda hiç görmediğim yollardan kasabalardan geçtim. Yanımda yöremde kavaklar, iğde ağaçları hızla geçiyor, kuşlar gökyüzünü desenliyorlardı. İçimde acılarla, çocukluğuma, gençliğime gide gele otobüste de hüngür hüngür ağladım. Yan koltukta oturan minik kız, yanındaki yaşlı kadına: ’Babaanne babaanne,  bak amca ağlıyor.’ dedi. Yaşlı teyze bana sevgiyle baktı:’ Nörüyon oğlum, niye ağlıyon guzuumm?’ dedi. ‘babamı’ dedim, ‘Babamı yitirdim.’Vah guzuum! Allah rahmet eylesin!’ dedi. Avuçlarını  açtı, dua etti.

Ah Hasan Dağı! Kısmet bugüneymiş. Seni de zaman gördüm. Kulaklarıma Ruhi Su’nun ‘Hasan Dağı, Hasan Dağı’ türküsü geldi.

Mola vermiştik. Karşımda Hasan Dağı bütün görkemiyle duruyordu.

Gitti dedim içimden, dağ gibi babam gitti.

Deminki teyze geldi yanıma.’ Oğlum üzülme, takdir ilahi! Hepimizin gideceği yer orası. Ha bir gün önce ha bir gün sonra’ dedi. Eğildi, başımı iki eliyle kavradı, yanaklarımdan öptü. Kavradığı elinin avucunda öptüm bende. Saçlarıma dokundu. ‘Ağla oğlum ağla, açılırsın.’ dedi.

Kayseri’ye öğleden sonra ulaştım. Doğrudan araba bulamadım. Önce Malatya’ya oradan da Elazığ’a, ancak yirmi dört saat sonra ulaştım. Ömrümün en uzun yolculuğuydu bu yolculuk. Babamı defnetmişlerdi. Yetişemedim. Son bir kez olsun göremedim.

Bu ülke vicdanlı insanların ülkesidir. Acılı, yoksul, yalnız, çaresiz insanları yalnız bırakmaz bu ülke insanı. Acısını da ekmeğini de paylaşır. Onun için ne olur acısını paylaşın benim Şengalli, Kobaneli, Tuzhurmatulu, Karatepeli…kardeşlerimle. Ekmeğinizi esirgemeyin.

Bu ülke vicdanlı insanları ülkesidir.

Konyalı emekçi kardeşimin Niğdeli yaşlı teyzemin elleri uzansın kardeşlerime…

Kardeşlerimin yaralarına merhem olsun insan sıcaklıkları.

Kasım – 2014

Antalya

5 YORUMLAR

  1. Avukatım yaşanan acı her ne kadar zamana yenik düşmüş gibi görünse de anlatım gücünüzle o acıyı yeni yaşanmış kılıyor ve okurlarınızı da en az sizin kadar etkilenmiş kılıyorsunuz (en azından kendi adıma söyleyeyim) Ayrıca dile getirdiğiniz vicdan ve duyarlılık örnekleri de geleceğe dair umudumuzu korumamızı sağlıyor kaleminize sağlık (Ayrıca amcamızın mekanı cennet olsun inşallah)

  2. Dünle bugün arasında Anadolu insanımız. Gelişmenin ekonomide büyüme diye tutturulduğu bu dönem yüreği duygularına nasırlaşmış bir toplumla karşı karşıyayız. Sadece acı bizim acımız olursa acı noktasına geldik. Acıların bilinmedik dillerde de paylaşılması dileğiyle… Babanıza da mekanı cennet olsun. “Acılar tulu haşre kadar sürmez, bir gün sabah olur” diyen şairin sözüne inanıyorum da… Acılar bitsee.

  3. Kapitalizm bireyi kendi vatanında gurbetçi yapar, zamansız acıları yaşamamızın bir nedeni de bu… Yalın, sade bir otobiyografik dokunuş, bu dokunuşu taçlandıran öğe ise içtenlik ve samimiyet, kutluyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here