Hep söylediğim bir tespiti yineleyerek söze başlayalım. AKP ve hükümeti alışılmışın dışında bir parti ve hükümettir. Esas istediği kurucusu olduğu “yeni Türkiye” yaratmaktır. Bu saikle gücüne ve konjonktürel duruma göre kendini şekillendirir. Bu anlamıyla asla ilkesel davranmaz. Bir gün bakarsınız demokrasi havarisi kesilmiş, bir gün ümmetçidir birgün milliyetçiliği şiar edinir. Gün döner barış der, gün döner savaş der. Gün gelir siyasal islamcılığı savunur,bir bakarsınız en ağır diktatörlüğü inşa eder. Gün gelir en radikal ittifaklar kurar, gün gelir ittifak kurduklarını düşmanlaştırmakta hiç tereddüt etmez. İlkesiz siyaset yapma diye bir kavram var. Zaman zaman böyle davranan oluşumlara tanıklık etmişizdir. Ama AKP kadarını ilk defa görüyoruz. Sanırım AKP Türkiye’nin “hacı yatmazıdır” tanımını hak ediyor.

Peki bu tür bir parti nasıl oluyor da her seferinde kendini iktidara taşıyacak kanalları buluyor? Hangi sosyolojik gerçekler ve nasıl bir demografik yapımız var. Ekonomik, siyasal ve sosyal olgular, konjonktürel koşullar mı bu döngünün tetikleyicisidir? Objektif durum nedir? Subjektif koşullar mı sorun? Bu tür sorulara verilen yanıtlar, sürecin doğru okunmasında son derece önemlidir. Elbette zaman zaman bu tür çalışmalar ve analizler yapıldı ve yapılıyor. Ancak içinde bulunduğumuz koşullardan çıkış yapılabilmesi için böylesi bir çalışmanın ortaya konularak özellikle solun alabileceği pozisyonların maddi temelinin revize edilmesi anlamında son derece önemlidir. Bu teze şimdilik bir mim koyarak başka bir yazıda tartışmayı sürdürelim.

Derdim birazda bu aralar tartışılan solda yaratılmak istenen en azından şimdilik kısa vadeli de olsa (ki daha uzun vadeli tercih edilir.) ortak mücadele kültürüne katkı sağlayabilecek birleşik mücadele tartışmalarına nasıl bakıldığını gündeme taşımaktır. Sadece o da değil. Güvenli seçim, olağanüstü hal ve seçim siyaseti gibi sorunlar karşısında sosyalistlerin nasıl pozisyon alacağını da tartışmaktır. Haziran tarihsel birikimi ve sorumluluğunu bir biçimiyle ortaya koyarak önemli bir çağrı yaptı. Başta herkesin böylesi görüşmelere sıcak baktığı görülse de, süreç içinde eski sol içi hastalıkların nüksettiği görülüyor. Göstergeler solun hala rekabetçi ve faydacı yaklaşımlarından kurtulmadığını gösteriyor. Haziran önerisinin, Türkiye ‘nin ihtiyacı olup olmadığına, halk egemenliğinin tesisine katkı yapıp yapmayacağına bakılmadan ön yargılı sallamaları okumaya başladık. Kaldi ki sürece dair görüşmelere bir tarafta katıldıkları halde. İki tane basın açıklamasını sokak siyasetinin neredeyse merkezine koyarak, sokağı işaret etmek birleşik mücadele zeminlerinden bir haber olunduğuna delalettir. Seçimlerde sosyalist bir odak inşa etmek yerine, şu yada bu partinin girdabında dolaşmak, devrimci bir siyaset tarzı asla olamaz. Bu yeri geldiğinde doğal olarak ittifak veya işbirliklerin reddi anlamı taşımaz. O kanalların her zaman açık olması başka şey, devrimcilerin ne dediği başka şey. Elbette tartışma olmalı, eelştirel bakışlar saygıyla karşılanmalı. Farklı öneriler ve analizler yapılmalı. Bu tür sonuçların da olabileceği bilinir zaten. Ancak yol yürürken safların sıklaşacağı da bilinir. Peşinen red veya kabüller zaten beklenmez. Ama solcular gerçekçi olmalıdırlar. Pragmatist yaklaşımlardan uzak olmalıdırlar. Dahası yeri geldiğinde bir can olmalıdır. Türkiye devrimci tarihinde bu tür örnekler vardır. Görülüyor ki bu tür hafıza tazelemelerine bugünlerde ihtiyaç vardır. 12 Eylül 80 öncesinden ders almayanlar, 12 Eylül sonrası pişmanlıkları hiç bir işe yaramamıştı. O zaman yapılamayanı şimdi yapma zamanı. Hani ünlü bir söz var ya: Faşizme karşı birleşemeyenler, faşizmin zindanlarında birleşirler. Tarih işte.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here