‘İktidar, parçalanan hayat koşullarının yıkımına karşı, ahlakı, din üzerinden çağırır. İktidar, yönettiğine nasıl yaşaması gerektiğini, her zaman ahlak üzerinden vaaz eder. Ahlakı, din ile aynı şeymiş, dinden türemiş gibi sunar. Bununla da toplumu denetim altında tutmaya çalışır.’ Selçuk Candansayar

Fanatizm deyince pek çoğumuzun aklına ilk anda futbol takımlarının tutkunları gelir. Maçları televizyonlarda veya stadyumlarda izlerken hop oturup hop kalkanlar, tanımasa bile en yakınındakine sarılıp öpenler, karşı takımın adamını görünce ona şiddet kullanmaya kalkanlar, hatta içindeki şiddet duygusunu engelleyemeyip işi öldürmeye kadar götürenler…

Bir de siyasetin fanatikleri var. Onlar da kendileri gibi düşünmeyen herkese saldırırlar. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Akkuzulu köyünde şehit cenazesinde yapılan saldırıdan sonra fanatizmi öğrenmek istedim.

Fanatizm Fransızca bir sözcükmüş. ‘Bir davaya, bir düşünceye, dinsel ya da politik hoşgörüsüzlüğe yol açacak ve şiddet eylemlerine yöneltecek biçimde ödün vermez, kesin bağlılık, bağnazlık’ demekmiş.

Kendi politik görüşlerinden farklı olan görüşlere ve kendi inançlarından farklı olan inançlara karşı hiçbir esneklikleri yoktur bunların. Özgür düşünceyi sevmezler. Basmakalıp düşünürler. Kendi iradeleri yoktur. Uzaktan kumandalı gibidirler. Düğmeye basıldığında harekete geçerler. Zayıf karakterlidirler. Bir ruh durumundan diğer bir ruh durumuna geçmeleri çok çabuk olur. Öfkelerini kontrol edemezler. Genel anlamda ve akademik anlamda eğitim düzeyleri düşüktür. Okumazlar veya tek tip okurlar. Her şeyi bildiklerini ve yanılmadıklarını düşünürler. Sorgulamadan yargılar, hükmü verir, uygulamaya geçerler. Şiddetin bir eğitim aracı olduğuna, bireyin ve toplumun sorunlarının çözümünün şiddet kullanarak çözüleceğine inanırlar. Özel ve toplumsal yaşamlarında şiddet büyük bir yer kaplar. Başkaları tarafından kullanılmaya, yani maşa olmaya elverişlidirler. Din ve siyaset tüccarları da bu oyuncakları tepe tepe kullanırlar. Vatan, millet edebiyatı yaparlar ama vatanın gerçekte ne olduğunu bilmezler. Onlara göre vatan toprak demektir. Oysa vatan toprak parçası olmaktan öte derinliği olan bir kavramdır. Gerçek anlamda vatan üretimdir, eşitliktir, bu topraklarda yaşayan insanların yüzünün gülmesidir. Yarına güven duymaktır. Aç kalma, işsiz olma korkusu taşımadan yaşamaktır.

Özellikle din tüccarlarının müritleri ve milliyet fanatikleri kendilerini ‘muhafazakar’ ve ahlaklı olarak tanımlarlar. Oysa fanatizm bir ahlak erozyonudur. Amaca ulaşmak için her yolu meşru görür. Ekonomi gibi, kriz gibi kemer sıkarak, tasarruf önlemleri uygulayarak birkaç yılda geri döndürülecek bir şey değildir. Bozulan toplumun kendinden sonrakilere verebileceği bir değer olmadığı için kuşaklar boyunca çaba gerektiren bir süreçtir. Çünkü bir kere kaybedildiğinde bir daha bulunamayan şeydir ahlak. Ruh çağırır gibi çağıramazsınız onu.

Fanatizm, muhafazakar ortamlarda daha çok görülür ve daha çabuk da yayılır. İnsanların hayatında kin ve nefret duygusu çok fazla yer tutar. Psikolog Dücane Cündüoğlu bu durumu ‘zayıf karakterlilerin yaşamını sürdürmek için kindar duygulara gereksinimi vardır’ diye açıklıyor. Martin Luther King ise ‘“Nefret hayatı paralize eder, sevgi özgürleştirir. Nefret hayatı karıştırır, sevgi uyumu getirir. Nefret hayatı karartır, sevgi aydınlatır. Nefret kanser gibi kişiliği bozar ve içindeki yaşam enerjisini yer bitirir; değerlerini ve objektifliğini yok eder. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru yapar” diyor.

Fanatikler muhafazakar olduklarını söylerler ama cenazede düşman ilan ettikleri insanlara saldırmanın, toplumun hatta tüm dünyanın yüzyıllardır benimsediği değerlere saygısızlık olduğunu düşünemezler. Ölüden öç alınamayacağını, mezarlara saldırmanın ne büyük bir insanlık suçu olduğunu bilemezler. Yani kendilerinin kutsadıkları değerler yine kendileri tarafından ayaklar altına alınır.

Sahte kahramanlar yaratmanın ve yarattığı kahramana tapmanın zavallılığı içindedirler. Kahramanlara gereksinim duyan toplumların mutsuz, yoksul toplumlar olduğunun bilincinde olamazlar. Alçakgönüllü olmaktan söz ederler, oysa kibir anıtı olanların peşinden koşarlar. Kibrin insanın ayağında bağlı bir taş olduğunu ve onu aşağıya doğru çektiğini fark edemezler.

Saldırıya hep hazırdırlar. Cesaretleri cesur olduklarından değil, cehaletlerinden gelir. Sistem de öğretmeden inandırarak sürekli kendi fanatiğini üretir, cahil cesaretini şımartır över, köpürte köpürte de kullanır. İşsizlik büyük boyutlara ulaştığında, hayat pahalanıp insanlar evine ekmek götüremeyecek duruma geldiğinde, taciz ve tecavüzlerin önüne geçilemediğinde, aydınlar susturulmak istendiğinde güce tapınan ve gücün gölgesine sığınan bu zavallıların fitili ateşlenir.

Sınıfsal bakış açısına sahip değillerdir. Üretim ilişkilerini ve bunun topluma nasıl yansıdığını bilmezler. Yalnızca fanatikler değil,aynı zamanda sistemden palazlananlar, güç ve iktidar sahipleri de lüks yaşamları yüzünden sağduyularını kullanamazlar. Daha doğrusu bu makamlarda sağduyu yoktur. Hırs vardır, kin vardır, nefret vardır. İktidarlarını ancak böyle sürdürebileceklerini sanırlar. Ateşe ateşle karşılık verenlerin ellerinde kalanın ancak kül olduğunu göremezler.

Yani kısaca şiddet nereden ve nasıl gelirse gelsin sistemin intiharıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here