Antalya Milletvekilleri, beş yıldızlı otelde toplanmışken, bize bu denli yakınlaşmışken, bir mektup yazayım dedim. Gerçi sadece AKP milletvekilleri oradaydı, ama olsun. Şimdilik sorumluluk onların boynunda değil mi?

Ey milletin vekilleri, asil, vekilden büyüktür bilirsiniz. Yine bilirsiniz ki, asil gelince, vekil çekilir. Onun görevi sadece emanet edilen, bir süreliğine verilen görevi yerine getirmektir. Hatta o görevi gereğince yapmadıysa, asil, vekâletini geri çekebilir. Bakmayın yasaları siz yaptığınız için, bizler sizi şimdilik geri çekemiyoruz. Bilesiniz ki, görevinizi iyi yapmadığınızı bilmediğimizden değil. Sizin fırsatçılığınızı henüz anlamayanların çoğunluğu oluşturduğundandır. Çok yakındır ki, beğenmediğimiz, görevini iyi yapmayan, bize verdiği sözü tutmayan vekilleri geri çekeceğiz. Yok öyle yağma. İkide bir “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” şımarıklığındasınız. Asıl siz bizim kim olduğumuzu unutuyorsunuz. Size bu görevi veren, bize hizmet etmenizi isteyen, asiliz biz. Halkız yani, en büyük güç. Kendinize gelin, vekilliğinizi bilin.

 

“Barış” diyeni içeri attınız. İpliğinizi pazara çıkaranı tutukladınız. Gençlerimize, çocuklarımıza kıydınız, kıymayı sürdürüyorsunuz. Kadınların yalnızca evli olanını koruyorsunuz. Diğerlerini yok sayıp görmezden geliyorsunuz. Katliam yapıp gülüyorsunuz. Boynunuzu büküp kandırıyorsunuz. Artık bıçak kemiğe dayanmayı geçti, kemiği kesmeye başladı. Biz sizi boşuna beslemiyoruz. Aç açık da olsak vergilerimizi ödüyoruz. Karşılığında hizmetinizi bekliyoruz. Hiç kaçışı yok, aklınızı başınıza toplayın, orası babanızın çiftliği değil, halkın sizi görevlendirdiği yerdir.

Milletvekilliğini meslek sandınız. Oysa kısa süreliğine o göreve geldiniz. Ancak mesleklerden emekli olunur. Milletvekilliğinden emekli olma hakkınızın olmadığını biliyoruz. Bizi kandırmak için, birbirinize düşüp kavga ederken, milletvekilliği söz konusu olunca, hemen kucaklaşıp canciğer oluyorsunuz. Gözümüzden kaçtığını sanmayın. Söz konusu halk olunca, gözleriniz, haşin bakıyor, sözleriniz zehir saçıyor. İnsanlar açlıkla savaşırken, halkla dalga geçiyorsunuz. Uzun yıllardır ne işsizliğe çare aradınız, ne de yoksulluğu önemsediniz. “Türkiye ekonomisi büyüdü” diye alay ederken, kendi ekonominizi düşündünüz. Öyle ki, siz “Türkiye ekonomisi kaplan” dediniz. Eloğlu da “Olsa olsa kedi olur” diye sizinle dalga geçti. Siz kör, sağır olabilirsiniz, ama biz neyin iyi, neyin kötü gittiğini anlıyoruz. Anlayamadığımız, bu denli koca yalanları ezberlemek için, hangi hocadan ders aldığınızdır.

Yıllar önce Fakir Baykurt ile söyleşiyorduk. Avrupa’ya ilk gittiği yıllarda, yolu Bulgaristan’ın bir köyüne düşmüş. Yazın caf caflı sıcağında, harman zamanı, köyün harman yerinde çalışmaları izliyormuş. Bir köylü genci, harmanın tepesine sap (buğday demetleri) atıyormuş. Yaz sıcağı kavurmuş tenini, dudağının yarığı topuğuna inmiş, habire çalışan bir genç adam. Fakir Baykurt merak edip sormuş “Kimdir bu?” diye. Köylü “Bu genç milletvekilidir” demiş. “Milletvekili başkentte, lojmanda oturmaz mı? Ne işi var köyde?”diye sorunca, köylü de “Milletvekilleri, yaşadığı yerde oturur. İşine devam eder. Ancak yasa çıkaracakları zaman, bir de savaş zamanı başkente gider, her gittiklerinde harcirah alırlar. Onun dışında maaş almazlar” yanıtını vermiş. Fakir Baykurt, bir de bizimkileri düşünmüş, öfkesi tepesine çıkmış. Bu denli haksızlığı bu topraklar uzun süre kaldıramaz. Her haksızlığı kaldırsa bile, açlığa hiç mi hiç katlanamaz. Stefan Zweıg diyor i; “Ruhunu geniş tutmasını erken öğrenebilmiş kişi, sonraları dünyayı içine sığdırabilir.” Sizin ruhunuz oldukça daralmış, isterseniz aynaya, kendi gözlerinizin içine bakın. Ne de olsa gözleriniz yalanı sizin kadar kolay söyleyemez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here