2- KAPİTALİZM VE EĞİTİM

Kapitalizm her şeyi kar edebileceği bir alan olarak görmektedir. Eğer bir alanda kar edemeyecekse ya o alanın tamamın dışında kalmakta, ya da o alanı kar edebileceği bir hale dönüştürmektedir. Bizim gibi, sermaye sınıflarının çarpık geliştiği ve sermaye birikimlerinin yeterli olmadığı ülkelerde ise kar elde edilebilecek alanlar bizzat devlet eliyle açılmaktadır. Tüm alanlar devlet eliyle sermaye’ye peşkeş çekilmektedir. Dünyada en çok devlet ihalesi alan şirketler sıralamasında ilk 10 sıranın 5’inde Türkiye’de hükümete yakınlığı ile tanınan, Limak, Cengiz, Kalyon, MNG ve Kolin Holdingler yer almaktadır. Aldıkları devlet ihalesi toplamı 2018 yılı sonuna kadar 143 Milyar dolardır. Orta çaplı bir ülkenin bütçesi kadar para bu 5 holdinge aktarılmıştır.

Eğitimde de kapitalizm kendine kar edebileceği bir alan yaratmıştır. Bunu da öncelikle kamusal eğitimi yok ederek ve özel eğitim kurumlarına yatırım yaparak, özel eğitimi temele alan eğitim politikaları oluşturarak yapmıştır.

2018-2019 eğitim ve öğretim yılı itibarıyla ülke genelinde 13 bin 679 özel okul vardır. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2006-2007 eğitim ve öğretim yılında tüm özel okullarda kayıtlı öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranının (açık öğretim hariç) yüzde 2,53 iken, 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında bu oranın yüzde 8,2’ye yükseldiğini ve özel okul sayılarının toplam okul sayısına oranının yüzde 17,8 olduğunu açıklamıştır. Görevi kamusal eğitimi geliştirmek ve niteliğini artırmak olan bir Milli Eğitim Bakanı’nın bu açıklaması ibret vesikasıdır. Kendisi de bir özel okul sahibi olan Bakan bu okul sayısına ve öğrenci sayısına nasıl ulaşıldığını ise şöyle itiraf etmektedir: “ 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında 301 bin 777 öğrenciye 1 milyar 207 milyon 708 bin 478 lira eğitim ve öğretim desteği ödemesi yapılmıştır. 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında geçen yıllardan hak kazanan ve bu eğitim ve öğretim döneminde yeni katılan 75 bin öğrenci ile toplamda 253 bin 827 öğrencinin eğitim ve öğretim desteğinden faydalanması planlanmıştır. 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında ödeme miktarları Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Bakanlığımızın müştereken belirlediği oranda artırılarak, eğitim ve öğretim kademesine göre yıllık 3 bin 290 ile 4 bin 610 lira arasında değişen eğitim ve öğretim desteği ödenecektir.” Söylemeye gerek yok, bu teşvikler sadece özel okullara verilmektedir. Kamu okullarının ne durumda olduğunu söylemeye gerek yok. Çocuğu olan herkes biliyor.

2018-2019 eğitim ve öğretim yılının bitmesiyle kapatılacağı söylenen Temel Lise sayısı 972’dir. Buralarda 212.227 öğrenci eğitim görmekte ve 21.482 öğretmen çalışmaktadır. Kapatılacak dershanelerde çalışan öğretmenleri de eklediğimizde yaklaşık 50.000 öğretmen 2019-2020 eğitim ve öğretim yılına işsiz olarak girecektir. Bu öğretmenler aynı zamanda özel okullar için ucuz eğitim emekçisi kaynağı olacaklardır. Güvencesiz, zor koşullarda ve açlık sınırındaki bir ücretle çalıştırılmak isteneceklerdir. Bugün Türkiye’de 93 eğitim fakültesi, 50 tane Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 221.530 eğitim fakültesi öğrencisi vardır. Sadece önümüzdeki yıl eğitim fakültelerinden 50.000 civarında öğretmen adayı mezun olacaktır. Diğer fakültelerden pedagojik performans derslerini vererek mezun olan öğretmen adaylarıyla bu sayı 75.000 civarına erişecektir. 500.000 ataması yapılmayan öğretmeni de dikkate aldığımızda eğitiminin özelleşmesinin bedelinin nasıl ödendiğini görürüz. Milyonlarca umutsuz genç, yüz binlerce öğrencisiyle buluşamayan öğretmen…

Kapitalizm özel okullar vasıtasıyla eğitimi özelleştirip kar alanına dönüştürürken, en büyük rakibi kamusal eğitimi ise yok etmektedir. Din eğitimini temel alan, İmam Hatipler vasıtasıyla öğrencileri cendereye sokup ruhsal durumlarını bozan, çağdışı bir eğitim okullara dayatılmaktadır. Eğitim sınıflardan çıkmış; sınıf içi ‘öğrenci öğrenmelerini’ esas almayan her türlü eğitimsel konuşma, söylem ve nutuk temel alınmaktadır. Öğrenme şekli değişmiştir. Sınıf ve öğrenci eğitimin temel unsuru olmaktan çıkmış, siyasal İslamcı faşist kurumlar eğitimin temeline konulmuştur. Cihatçı tarikatlar okullarda fink atmaktadır. Okul dışı faaliyetlerin tamamı bu faşizan yapıların egemenliği altındadır. Eğitimin temel niteliklerinin yerini bunların hurafelere dayanan uydurma sistemleri almıştır. Siyasal iktidar kendi din sistemini yaratmış ve buna göre çocukları yetiştirmektedir. Ne yarattıkları sistemin İslamiyet’le ilişkisi vardır ne de yetiştirdikleri çocukların. Toplumda algı bozukluğu yaratmaktadırlar. Tüm bir kapitalizmin kar dürtüsünü bu algı bozukluğu ile kapatmaktadırlar. Eğitim bunu sağlayan bir araç olmanın ötesine geçememiştir. Fatih Projesi adı altında milyarlarca dolar çöpe atılmış, ihalelerde dönen rüşvetin kokusu ayyuka çıkmıştır. Toplumda ise algı yanılsaması yoluyla sanki başarılı bir proje başarı ile sona ermiş gibi gösterilmektedir. Eğitim sınıf içi olmaktan çıkmış, kontrol edemedikleri sınıf içi eğitimin yerini rahatça kontrol ettikleri sınıf dışı dini eğitim almıştır.

Oysa, Türkiye’nin geleceği sınıfların içindedir; sınıflar öğretmenlerin öğrencilerle buluştuğu alanlardır. Eğitimde aile başka, okul başka, medya başka telden çalıyor, zararı ise çocuklar görüyor. Bu sistemin yetiştirdiği insanların ortak özellikleri zayıf ve parçalanmış kişilik oluyor. Bunu durduracak ve ayakları yere basan, kişilikli, kendine güvenen, topluma önderlik etmeye hazır bireyler yetiştirmek ise eli kolu bağlı da olsa sınıfa girince öğrencisine çağdaş, bilimsel, demokratik eğitimi anlatan öğretmenlere düşüyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here