Yurdumun bir çok yerini gezdim. Görmediğim Kars ve Van kalmıştı. Güzden beri sekiz kadın Van’ı gezme planı yapıyorduk. Aylar öncesinden uçak biletimizi aldık. Biz programımızı yaptığımızda henüz seçim kararı alınmamıştı. Seçim günü belli olunca da vazgeçemedik. 1 ve 4 Haziran 2018 tarihleri arasında Van’ı gezecektik. İçimizde biraz seçim burukluğu olsa da Van merakı ve heyecanı onu bastırıyordu. Hele ben çok heyecanlıydım. Yıllardır Van’ı gezme hayalim gerçek olacaktı.

Uçaktan inerken dağların karının henüz erimediğini fark ettik. Oysa Antalya’da çoktan yaza girilmişti. Uçak alçaldıkça Van’ın göz alabildiğince yemyeşil meraları ve mavi bir deniz gibi süzülen gölü gözümüzü aldı. Van, düşündüğümden de güzeldi. Arkadaşlar daha uçağın içinde fotoğraf çekmeye başladılar. Önümüzde doyumsuz bir güzellik seriliydi. Doğa oldukça cömertti Van’a karşı. Gezdikçe ve gördükçe anlayacaktık Van’ın acılarını. Her caddenin başında duran toma ve tankların nedenini. Sürücüsüyle birlikte bir minibüs kiraladık. Sürücü, gezilecek yerleri iyi biliyordu. Bizi üç gün boyunca gezdirdi, dolaştırdı. Dilinin döndüğünce de bilgi verdi.
Dağlardan kar suları şırıl şırıl akıyordu. Yem yeşil çayırlıklar üzgün suskun bakıyordu. Çünkü bu yeşil meralarda otlayan hayvanlar yoktu. Tarlalar boş meraya dönmüştü. Akarsular, tarlaların kıyısından öksüz gibi akarken, mor beyaz navruzlar gökyüzüne mahzun bakıyordu. Gölden havalanan martılar çığlık çığlığaydı. Flamingolar henüz gelmemişti. Köyler, ıssız insansızdı. O güzelim yeşil alanlarda tek bir sürü göremedik. Sürücüye sorduk, dağlara hayvan otlatmaya çıkmanın yasak olduğunu öğrendik. İçimize daha yolun başında koca bir acı oturdu. Oysa sadece Van’ın dağlarında beslenen hayvanlar tüm yurdun et sorununu çözerdi.

Vanlıların “Deniz” dediği Van Gölü’nü dolaşırken, güzelliğin canını yakan, kirini göle akıtan kıyıda bir çimento fabrikası dikkatimizi çekti. Bir genç, “Biz de istemiyoruz bu fabrikayı kıyıda ama gücümüz yetmedi engellemeye” dedi. Ahtamara Adası’na çıktık. Nigar hemen göle atladı yüzdü. Mehlika da fotoğrafladı. Su soğuk da olsa güzelliği insanı içine çekiyordu.

Hoşap Kalesi’ne uzandık sonra. Kale bütün görkemiyle büyüledi bizi. Sekiz yaşında Helin oyalı yazmalar satıyordu. Genç korucular kalenin dibinde bekliyordu. Onlarla konuşmak istedim. Ne beklediklerini sordum. “Valla bişey beklemiyoruz. Haftada bir gün gelip burada duruyoruz ve asgari ücretten maaş alıyoruz. Sigortamız da var. Ben Akdeniz Üniversitesi elektrik bölümünü okudum ama iş bulamadım. Şimdi yata yata maaş alıyorum asma ağabeyim korucuyum diye bana küs.” derken çaresizdi gözleri.

Küçük Nemrut’a çıkmadan olmazdı. Yağmura aldırmadan minibüsümüz yollara düştü. Yine rengarenk çiçekli çayırlardan geçtik. Dağın doruğuna ulaştık. İçinden sıcak sular kaynayan gölün kıyısında durduk. Güzelliğiyle bizi şaşırtan göle hayran hayran bakarken, isli çaydanlıkta demlenen çayın tadını yaşam boyu anımsayacağımızın ayırdındaydık.

İnci kefali festivalini izlemeden dönülür müydü? Hemen oraya yetiştik. Irmağın tersine yüzerek, atlaya hoplaya göç ediyordu kefaller. Her güzelliğin önünde ejderhalar vardır ya, onları da bekleyen martılardı. Kefal balıkları havaya hopladıkça martılar onları havada kapıyordu. İçimiz acıyarak doğanın acımasız dengesini izledik. Kendimize “Acaba ne kadarı martıya yem olmadan göç yolunu bitirebilir?” diye sorduk.

Depremden sonra taş evlerin yerini ruhsuz asosyal TOKİ binaları almıştı. Tapu Müdürlüğü’nün kapısında Erdoğan posteri asılıydı. Zaten her sokakta seçim propagandası çığlığı huzuru kaçırıyordu. Edremit Kalesi üzgün süzgün Van’a bakıyordu. Edremit’in içinden Şamran suyu geçiyordu. Babil Kralı ile kraliçe Semiramis büyük ve gizli bir aşk yaşamış. O zamanlarda henüz Sezai Sarıoğlu “Aşk dediğin haram olur” dememiş. Kral, Semiramis için Babil’in asma bahçelerine benzeyen, Şamran suyuyla sulanan bahçeler oluşturmuş. Belki de ondandır Van kedilerinin başkalarına benzemeyişi. Otlu peynirin yalnızca Van’da yapılması. Van gümüş takılarının kadınları büyülemesi. Flamingoların dinlenmek için Van’ı seçmesi, inci kefallerinin yurdu olması, Mavi ile yeşilin durmadan sevişmesi.

Mavi Van Gölü, yeşil doğayla sevişirken, ak duvağını takmış dağlar gururla dikilirken, cıvıl cıvıl bahar soluyan kenti ve siyim siyim ağlayan bulutları, sıcacık dostlukları geride bırakıp Antalya’ya döndük. Ayşe, Nigar, Ülker, Mehlika, Emral, Gülhan, Dilek ile dostluğumuz daha bir güzelleşti, ölümsüzleşti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here