“Ne söylesek duyulmaz / Ne söylesek yalan / Çünkü bizden başka herkes haklıdır. / Ve bu yüzden yıllar yılı / Sesimiz ağzımızda saklıdır.”

8 mart Dünya Kadınlar Günü yine geldi. Yine umutlar gülen yüzüyle karşımızda duruyor. “Haydi sokağa, ne duruyorsunuz!” diye bağırıyor. Öyle ya, tüm kazanımlar hızla yitiriliyor. Karıncalar gibi düz duvara tırmanıyoruz yüzlerce yıldır, tam hedefe varacakken, hızla aşağı düşürülüyoruz. Düşerken elimizi tutan, umut, güç veren dayanışma ve dünyanın yarısını oluşturan, yaşamı omuzlarında taşıyan kadınlar. O zaman hiç korkmadan tekrar tekrar o duvara tırmanıyoruz. Tırmanacağız sonsuza dek. Yılmak yok, durmak yok, pes etmek hiç bilinmeyen.

8 Mart nereden çıktı? Hemcinslerimiz hangi acılardan yola çıkıp da bu meşaleyi yaktı bir bakalım isterseniz. Çünkü böylesi günler dayanılmaz acılardan sonra doğar. Ezilenler, yenikler ağıt yakmaya yatkındır. Yurdumuz ve dünya böylesi anma günleriyle doludur. Belki biraz da bu nedenledir ki hep haklı olduğumuz halde yenilmişlerin tarihteki acı öykülerini okuruz. Bir kölenin boynundaki demir halkayı çıkararak onu özgür kılmayı çok isteriz. Oysa bir köleyi özgürleştirmek için onun boynundaki zinciri görür, kafasının içindeki kilidi göremeyiz. “Gerçek köleler kendini özgür sananlardır. İnsanlar, kafasının içindeki sınırları, tel örgüleri yıkmadıkça geniş anlamda özgür olamaz. Daha kötüsü başkalarının özgür olmasına da yardımcı olamaz.”
1912 yılının 8 Mart’ında ABD’nin Massachusettes eyaletinin Newyork kentinde, bir tekstil fabrikasında, 40.000 işçi kadın haftalık ücretlerindeki azalmayı ve çalışma saatlerinin 8 saatten fazla olmasını protesto için greve gitmişler. Polis, fabrikanın dışa açılan kapılarını kilitleyerek, onların dışarı çıkmasını engellemiş. O sırada bir de yangın çıkarılmış. Yangından kaçamayan işçilerden 129’u meşale gibi yanmış. Bu yanışı ışığa dönüştürmenin telaşıdır 8 Mart’ın heyecanı. Yoksa bir demet karanfil alarak, ya da ev emekçiliğini gözüne sokar gibi bir mutfak eşyası hediyesine sevinmek değil. Bugün bir hak arama günüdür. Gasp edilen hakların hesabını sorma günüdür.

Her durumda örnek verdiğimiz Avrupa ülkelerinde, 13. yy ile 17. yy arasında 6 milyon kadın cadı diye yakılmıştır. Avrupalı kadınlar sinseydi kuytulara bugünkü haklarına kavuşabilirler miydi? Her acı bir umuda dönüşmeli yoksa boşa gider ve o zaman yananlar da asılıp kesilenler de bize haklarını bağışlamazlar. İşte asıl tükenmez acı o zaman başlar. Dünyanın neresinde olursa olsun çekilen acılar, aranan haklar boşa gitmemeli. Umuda dönüşmeli, emeğe dönüşmeli, hak aramaya yol açmalı.

8 Mart Türkiye’de ilk kez, 1921’de “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlandı. 1975’te sokağa taşındı ve “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlandı. 1975 Kadın Yılı Konferansı gerçekleştirildi. 12 Eylül 1980’den sonra 4 yıl kutlanamadı. 1984’te tekrar 8 Mart etkinlikleri başladı.

Antalya’ya bakacak olursak, 1997 8 Martında 2000 kadın yürüdü. Çok etkileyici ve dayanışma içinde bir miting düzenlendi. Ondan sonra yine bölük pörçük toplanıldı. O günkü birliktelik sağlanamasa da 14 Şubat 2014’te yine bu ruhun hazır olduğunu gördük. 2000 kadar kadın Cumhuriyet Meydanı’nda dans etti, halay çekti, haykırdı. “Öldüren sevginizi istemiyoruz! Kadın cinayetlerine son!….” vb. sloganlar attı. “Kadınlar vardır, Kadınlar her yerde…” diye şarkılar söyledi.

Gelelim günümüze. Yeni bitirdiğimiz 2017 yılında ülkemizde 409 kadın erkek eliyle öldürüldü. Bu erkekler, en yakınlarıydı. Kocası, sevgilisi, babası, erkek kardeşi vb. Yani en güvendikleriydi. Antalya’da yine aynı yılda 25 kadın öldürüldü. Öldürülmeye devam ediliyor. Kadına yönelik şiddet son on yılda yüzde bin dört yüz, çocuk istismarı ise yüzde yedi yüz arttı. Ne çocukların ne de kadınların can güvenliği var. En önemli insan hakkı olan yaşama hakkından mahrumuz. Hem de yok yere, yerden göğe haksız yere. Zaten can almak kimin hakkıdır ki?

Kadını kandırmak, kafasını bulandırmak için varsa yoksa aile masalı anlatılıyor. Diziler yarışırcasına kadının hayatının sadece ev içinde, erkeğin gölgesinde göstermek için emek harcıyor. Yanıltılan kadınlar da farkındalık gelişemiyor, haklarına sahip çıkamıyor, dayanışamıyor. Ondandır ki kadın kadına düşman gibi durur. Oysa farkındalığı zamanında gelişse, hemcinsinin elini öyle bir tutar ki dünyada savaşlar durur. Barış ve kardeşçe yaşam kurulur. Şiddet masallarda saklanır, insandan utanır.

Bütün bunlardan dolayıdır ki bugün yani 8 Mart, oynanıp gülünecek gün değil, kaybettiklerimizin anısına sahip çıkarak hak aranacak, dayanışılacak gündür. Yaşasın 8 Mart! Yaşasın kadın dayanışması!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here