DÖNDÜM İŞTE SÖZCÜKLERE

(ya da)

KIŞ BİTTİ

Nusret Gürgöz

 

‘’Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,’’

Sürgünlerin uzmanlığını

Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.

Tren nasıl acı acı öter, öğrendim

 

Yıllarca mektuplarla yaşadım

Kaçak tütün, yasak yayın

Larla beslendim.

Unutmadım, unutmadım.

 

Bakmayın şimdi avukat olduğuma, eski bir  / ya da bir zamanlar Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniydim ben. 1986’da Çankırı’da başladım öğretmenliğe. Sonra Kırşehir, ardından Antalya derken,  2003’te tümden bıraktım öğretmenliği.

Öğretmenliğin hem mesleki hem de duygu yanını en yoğun yaşadığım yer Kırşehir’di. O zamanlar yalnızca kent merkezlerinde bulunan, öğrencilerin ilkokuldan sonra sınavla alındığı Anadolu Liselerinden olan Kırşehir Hacı Fatma Erdemir Anadolu Lisesi’nde öğretmenlik yaptım.

Doksanlı yıllardı.

Her yerden ölüm haberleri geliyor, gözaltında kayıplar artıyor, köyler / kentler yakılıyor, yargısız infazlar sürgit devam ediyor, savaş tamtamları çalıyor; fabrikalar özelleştiriliyor, insanlar işinden ekmeğinden ediliyordu…

Zor yıllardı.

Bir taraftan barışı savunuyor, bir taraftan insan hakları ihlallerinin sona ermesini istiyor, bir taraftan da özelleştirmelere karşı çıkıyorduk.

Zor yıllardı.

Eğit – Sen’i yeni kurmuş, sınırlı gücümüzle sokağa çıkmaya çalışıyor, her çıktığımızda zor kullanılarak dağıtılıyorduk. Tüm bunlara karşın, kentteki tek lastik fabrikasının özelleştirilmesine karşı, direnişi ve eylemleri el birliğiyle örgütledik, korku duvarlarını yıktık.  Masal gibiydi, 12 Eylül’den sonra ilk defa, 1993’te,  1 Mayıs’ta alanlarda bayramımızı kutladık. Miting bittikten sonra, büyük bir iş başarmanın sevinciyle, sevgiyle kucaklaştık.

Zor yıllardı.

Diğer taraftan da iyi öğretmenlik yapmaya çalışıyor, çocuklara şiiri, öyküyü, denemeyi, romanı… sevdirmeye, Türkçenin güzelliğini duyumsatmaya çalışıyordum. Çankırı’da derste Mehmet Yaşın’ın ‘Sevgilim Ölü Asker’ şiirini okuduğum için adım ‘komünist’e çıkmıştı. Kırşehir’de ise, Şükrü Erbaş’tan, Murathan Mungan’dan, Can Yücel’den, Cemal Süreya’dan, A. Kadir’den, Ataol Behramoğlu’ndan, Sunay Akın’dan, Ahmet Telli’den, Pir Sultan Abdal’dan, Karacaoğlan’dan… şiirler; Sait Faik’ten,  İnci Aral’dan, Ayşe Kilimci’den, Muzaffer İzgü’den, Feride Çiçekoğlu’ndan, Tarık Dursun K’dan… öyküler okuduğum; Yaşar Kemal’in, Orhan Kemal’in, Burhan Günel’in, Latife Tekin’in, Bilge Karasu’nun… romanlarını okumayı önerdiğim için, yeni bir unvan daha almış,  adım ‘bölücü – komünist’e çıkmıştı.

Elbette çıkacaktı, bir yandan sokakta güzel bir dünyayı örmeye çalışıyor, bir yandan da derslerde başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatıyordu(m)k.

Bir yandan da harıl harıl okuyor ve yazıyordum.

Uzun öyküdür, 1995’te Kırşehir’den ve okuldaki öğretmenlik görevinden ayrıldım. Beni seven her bir öğrencimin gözlerindeki buğu, gözyaşları hâlâ belleğimdedir. O günlerde :’’O kente bıraktım gözlerinizi / bozkır gülleri(m) /  İmgelerimi güzelleştiren gözbebeklerinizi / o kentte bıraktım // O kentte bıraktım/ size / ve ülkeme yaraşan deyişlerinizi / o kentte bıraktım // Özlemi o kentte bıraktım / ‘şiir okumayacak mısınız, öğretmenim?’ / diyen dillerinizi / baharda kır çiçeği sunan ellerinizi / şiir sandığınız şiirlerinizi / sıcak gülüşlerinizi şiir düşlerinizi…’’ * şiirini yazdım. Ağıdım Kuşlara Kalır kitabımdaki en güzel şiirlerdendir.

Hayatımdaki en güzel hediyeyi de o günlerde aldım. Özgür Burçak, Onat Kutlar’ın Sinema Bir Şenliktir kitabını gözyaşlarıyla evime getirdi, kitabı bıraktı, ağlayarak merdivenlerden koşarak indi.

Sonra Antalya başladı.

Buradaki yıllar da zor yıllardı. Bir taraftan yeni ve bambaşka bir kentte,  hayata tutunmaya çalışıyor, bir yandan da artık kamu çalışanı olmasam da sendikaya gidip geliyor, bir yandan da toplumsal muhalefetin bir yerinden tutmaya çalışıyordum.

Artık çok zor yıllardı.

Köyler / kentler yakılıyor.

İşkence devam ediyor.

Faili meçhul cinayetler tüm ülkeye yayılıyor.

Açlık grevlerinde yüzlerce tutsak hayatını kaybediyor.

Cezaevlerine operasyon yapılıyor, savunmasız yüzlerce tutsak hayatını kaybediyor.

Fabrikalar kapatılıyor.

Emekçiler işinden ediliyor.

Doğa yağmalanıyor.

 

Kalbim yağmalanıyordu.

 

Çok zor yıllardı.

Soma ve Ermenek’te işçi cinayetleri peş peşe geliyor.

Suruç katliamı, Ankara katliamı geliyor.

Sur geliyor, Cizre geliyor, Nusaybin geliyor.

Emekçiler işinden, aşından ediliyor.

 

İçim kararıyordu.

Elim kaleme gitmiyordu.

Şimdi ben bunca şiiri  / yazdım da ayrılıklar mı bitti / kim eşiğinden çıktı da dışarı / ben yalnızım bunaldım…// Devletin bekası için / karakollar değilse de / dayaklar şeffaf oldu / Şimdi ben bunca şiiri yazdım da / yoksulluk mu bitti…’** oluyordu.

2018’in ilkbaharında Kırşehir’de buğulu gözlerle bıraktığım,  artık kırkına merdiven dayamış bir grup öğrencim, İstanbul’da yaşayan oğluma ulaşıyor,  İstanbul’dan kalkıp Antalya’ya gelerek bana, dünyanın en güzel sürprizini yapıyorlar(dı).

Antalya’da Kaleiçi’nde bir meyhanede,  o gün rakı bardakları o günler için buğulanıyordu.

Başak anlatıyor: ‘ Çok zor günlerde öğrenenimizdiniz siz bizim. Sivas katliamını, Gazi Mahallesi katliamını birlikte yaşamıştık. Siz bize kardeşlik şiirleri okumuştunuz.

Can Yücel’in ‘Hayatta En Çok Babamı Sevdim’ şiirini okurken, o çapkın babamı sözcükleri geçerken, Gaye nasıl da bıyık altından gülmüştü.

Oğlunuz dünyaya geldiği günlerde, uykusuzluktan saç baş dağınık, gözleriniz kan çanağına dönmüşken Handan, masanıza arkadan sessizce yaklaşmış,  dağınık saçlarınızı düzeltmişti.

Karlı bir günde, dışarıda lapa lapa kar yağarken, siz bize Metin Altıok’un ‘Kar’ şiirini okumuştunuz.

…’

 

Diyor.

Hiç susmuyor.

Neslihan anlatıyor: ‘Biz yalnızca Ömer Seyfettin’i,  Mehmet Âkif’i bilirdik. Feride Çiçekoğlu’nu okumamı siz önermiştiniz. …kitabını alıp okudum. Kitabı sonra benden alıp siz okudunuz. İnci Aral’ı önerdiniz sonra, Ayşe Kilimci’yi

…’

Diyor.

Susuyor.

Fatma anlatıyor: ‘Ne zaman Cemal Süreya okusam, ne zaman A. Kadir okusam… siz gelirsiniz aklıma. A. Kadir’in Kırşehir’de yaşadığını söylemiş ve ‘Ben bir kayısı ağacıyım/ Kırşehir’in Dinekbağı’ndan./ Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız. / Yılda bir çiçek açar / yılda bir kayısı veririm, / avuç içi kadar.// Yaz olur, / bir kadın silkeler dallarımı, / bir çocuk yerde bağırır, güler, / bense hoşnut olurum. / Hem zaten benim / ne söğütler gibi nezaketim vardır, / ne kavaklar gibi gururum. // Ben bir kayısı ağacıyım / Kırşehir’in Dinekbağı’ndan. / Dinekbağı’nda / üç insan severim, / bir çocuk, / bir genç kadın, / bir genç adam, / benim kadar sessiz sedasız, / benim kadar halim selim.… dizeleriyle başlayan ’ şiirini okumuştunuz.

…’

Diyor.

Susuyor.

 

Başak hiç susmuyor.

Konuştukça konuşuyor

Sordukça soruyor.

Ne zaman canım yansa, ne zaman başım sıkışsa, ne zaman hayat küssem, imdadıma,  dünyanın en güzel varlıkları,  öğrencilerim yetişti(ler).

Antalya’ya ilk yerleştiğimde, hayatla boğuşurken, incinmişken  / kırılmışken,  Dilşad yetiş(miş)ti imdadıma. Benim sevdiğimi düşündüğü ezgilerden özel olarak doldurduğu kaseti bana verdiğinde, tüm kederim uçup gitmişti. Ki o kaset hâlâ durur.

Şimdi de öyle oldu.

Tam hayata, şiire, yazıya küsmüşken,  kapımı çaldılar. Sevgileriyle sarmaladılar beni. Emeğin hayatta karşılığını bulduğunu öğrettiler bana.

Öğretmenim oldular.

Dememe gerek var mı?

Zor olmayan yıl olmadı ki bu ülkede.

Şimdi / bugün de zor günler  / zor yıllar.

 

Olsun.

 

Hayatla barıştım artık.

Döndüm işte sözcüklere…

Döndüm işte dizelere…

 

En çok yelkenleri özledim

Bozkırın buzlu yalnızlığında

Dağlar yoktu, dağlar yoktu,

Rüzgârlara yaslandım.

 

Çılgın mıydım,  tutsak mıydım?

Yüreğinde karanlığın

Kan kurudu-

Ben gül oldum açıldım

 

*Nusret Gürgöz – O Kentte Bıraktım Gözlerinizi

**Şükrü Erbaş – Sonuç

Şiir: Cevat Çapan – Kış Bitti

 

                                                                             Temmuz – Ağustos / 2018

                                                                             Floransa / Roma / Antalya

 

3 YORUMLAR

  1. Boğazımda düğümlendi satırların Sevgili Nusret…Ne çok ortaklığımız var Kırşehire dair. Başkadır “ora”nın öğrencisi, velisi.. Vefalıdır, kadir kıymet bilir. Emek vereni, eğitip donatanı yüceltir. Bozkırın tezenesidir her biri benim için. 23 yıllık ôğretmenliğimin en güzel meyvelerini, anılarını onlar verdi diyebilirim.
    Hepsine selam olsun!.
    Son yıllarda karartılan hayatlarımıza
    nefes verecek, can suyu olacak yine onlar ve onların dokundukları olacaktır diye düşünüyorum..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here