“Dünyayı çocuklara verelim, dostluğu öğrenelim.” sözünü hepimiz biliriz. Çocukların ne kadar masum, çıkardan uzak olduğunu da. Ama gözümüzden kaçan ise şimdiki çocukların ne kadar bilinçli olduğudur. Bunu göz ardı ederek bol bol ahkam keseriz ya, işte orada müthiş yanılırız. 25 ocak 2019 günü haberlerde gördüm. Brüksel AB binası çevresinde otuz beş bin ilköğretim çocuğu, ellerinde pankartlarla, iklim değişikliğine karşı yürüyüş yaptılar. Ayrıca yalnızca orada değil, Avrupa’nın büyük kentlerinde de yürüdüler. En büyükleri lise öğrencisiydi. Anladılar ki büyüklerin bu konuda yapacağı bir şey yok. Çözüm üretemiyorlar, çocuklar geleceğine sahip çıktı.

Bir söz vardır ya,”Dünyayı değiştirmek için kalabalık olmayı bekleme, bir kişi de yeter.” diye. Ağustos 2018’den beri 16 yaşındaki Greta Thunberg adındaki çocuk, her cuma İsveç Parlamentosu önünde oturma eylemi yapıyordu. Hava yoluyla karbon salınımı çok oluyor diye, bu konuya dikkat çekmek için 32 saat tren yolculuğu yaptı. Bazı kişiler ona “Okulu kırmak için böyle şeyler yapıyor.” deyince de “Yaşayacak bir gelecek yoksa eğitim ne işe yarar ki?” diye cevap verdi.

Bir kişiyle başlayan eylem tüm Avrupa’ya yayıldı. 25 Ocak günü Avrupa’nın bir çok büyük kentinde elinde pankartlarla on binlerce çocuk ve onları yalnız bırakmayan büyükler yürüdü. O gün taşıtlar eyleme gidenlerden ücret almadı. Çocukların pankartlarında; “Adil iklim politikaları istiyoruz. Dünyayı kurtarın. Gelecek için her cuma. Dinozorlar da vakitleri olduğunu düşünüyordu. Kirlenmeye değil, çözüme ortak olun.” gibi sözler yazılıydı.

Çocukların eylemini televizyondan izlerken, ülkemizin ve Ortadoğu çocuklarını düşündüm. Öyle ya Avrupalı çocukların derdi yalnızca iklim değişikliği idi. Onların ülkesinde savaş yoktu. Çocuk istismarı ve çocuk evlilikleri yaygın değildi. Çocukların eğitimini engellemek, çocuk işçi çalıştırmak, hatta çocuk cinayetleri bizim bölgelerimiz kadar can yakıcı değildi. Ülkemizin ve Ortadoğu’nun çocukları yürüseydi, acaba pankartlarında neler yazardı? Ya da çocuklarımızın başına neler gelirdi? Ya da kaç adım yürüyebilirlerdi?

Şöyle bir düş kurayım dedim. Filistinli çocuklar “Barış” diye bağırdı. Bizimkiler, “Öncelikle yaşama hakkı ve eğitim” pankartlarını yükselttiler. Güney doğumuz ve orta doğumuzdaki çocuklar ise hemen hemen her pankartında, can yakıcı bir istek vardı ki, yerden göğe haklıydılar. “Barış, yaşam, eğitim, açlık, yoksulluk, can güvenliği vb..”

Hemen düşümden uyandım, çünkü çocuklar haklıydı. Ben insan olmaktan utandım. “Aman bizimkiler yürümesin!” diyecektim ki ağzımdan başka cümleler çıkıverdi. “Haydi çocuklar, bak Avrupalı kardeşleriniz eyleme çağırıyor! Yeter suskunluğunuz! Sizi kim susturduysa yanlış! Uyanın ve dünyaya da yaşama da sahip çıkın!” diye bağırırken buldum kendimi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here