Şilii’deki Feminist örgüt Las Tesis’in başlattığı ve daha sonra dünyaya yayılan danslı protesto eylemlerine yönelik geçtiğimiz hafta gerçekleşen polis saldırılarına ve hükümetin tehditlerine rağmen kadınlar bugün Antalya’da bir araya geldi.

Attalos Meydanında polisin yoğun baskısına rağmen bir araya gelen kadınların dans etmesine izin verilmedi . Antalyalı kadınlar polisin saldırı tehditlerine rağmen yaptıkları açıklama sırasında sık sık, “Yaşasın Kadın Dayanışması, Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz, Kadın Cinayetleri Politiktir,” sloganları attılar.

Açıklamayı okuyan Devrim Mol, “Şili’de başlayan Las Tesis hareketi tüm dünyaya yayıldı. Biz de Antalya’dan bu mücadeleye ortak olduk. Buradan şiddet gören, tecavüze uğrayan kadınlara selam göndermek istedik, yalnız değilsiniz demek istedik.” dedi.

Geçtiğimiz hafta kadınların İstanbul ve Ankara’da gerçekleştirdikleri gösterilere polis saldırmış, pek çok kişi gözaltına alınmıştı.

Biz kadınlar bugün buraya şilide başlayarak tüm dünyayı saran, kentlerin meydanlarını kadınlar ve onların sözleri ile dolduran “Las Tesis” dansını yapmak için toplandık. Fakat Dünyanın hiç bir yerinde olmayan bir şey bugün Türkiye in diğer meydanlarında da olan bir durumla karşı karşıyayız.

Dansımız yasaklanıyor. Kadınların tecavüze, tacize, cinsiyetçiliğe ve ataerkil sistemin tüm çirkin yüzlerine karşı yaptığı bu farkındalık amacı güden Dansımız için yapamazsınız deniyor ve önümüze etten duvar örülüyor.

Nedir Dansımızı yasaklayan şey?

Biz açıklayalım çünkü bu dans kadınlar için özgürlük anlamına gelirken iktidar için kadınların itaatsizliği anlamına geliyor. Onlar tüm baskı aygıtları ile yani polisiyle toması ve jopuyla gözaltı ve cezalarıyla karşımızda duruyor.

Her gün 3 kadın öldürülürken sayısız kadın tacize tecavüze uğrarken sokaklarda, evde emeği sömürülürken, ekonomik krizde kendi sağlık haklarından yararlanamaz ve beli bükülürken, iş yerinde mobinge uğrarken bu meydanda bunlara isyan eden ve kurtuluşu kadın dayanışmasında ve örgütlenmesinde bulan biz kadınlar bir kez daha susturulmaya ve sindirmeye çalışıyorlar. Havuz medyası yasakçı valisi, bakanı, milletvekili, Tgb ve Ülkü ocakları gibi faşizminden beslenen gürühlar tarafından hedef gösteriliyoruz. Ama bilsinler ki biz kadınlar hiç bir zaman baskıya boyun eğmedik. Yine eğmeyeceğiz. Bizi susturamazsınız korkutamazsınız. Çünkü bizler Yaşamak İstiyoruz. Ve özgürce insanca eşit bir şekilde yaşamak için mücadele edeceğiz.

2019’un son günlerini yaşarken hatırlatmak istediğimiz bir şey var. Yüz yıllardır süren ataerkil sistemin sadece bir yılını baz alarak bir rapor hazırlandı. Burayı dikkatli dinleyin ki bizi bu meydana getiren hıncı ve öfkeyi anlayabilesiniz.

2019 yılında kadınların gündeminin baş sırasına kadın cinayetleri yerleşti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre yılın ilk 11 ayında 430 kadın öldürüldü. Kadınların evlerine molotof atarak, 17 saat işkence ederek, ‘bakımsızsın’ diyerek öldüresiye dövüp hastanelik ederek, sokak ortasında boğazlarını keserek, çocuklarının gözleri önünde, kezzapla, eritilmiş naylonla, kaynar suyla yakarak, 25 bıçak darbesi vurarak, bedenlerini parça parça ayırıp kentin dört bir yanına bırakarak işlenen cinayetler şiddetin artık nasıl bir vahşete dönüştüğünün göstergeleri oldu.

Bu cinayetlerin ağırlıklı olarak boşanma/ayrılma süreçlerinde yaşandığını gördük. Yargının bu süreçlerde kadınların yeni bir yaşam kurmaya dönük her çabasını erkeklerin cinayet işlemesine bir “tahrik” gerekçesi ilan ettiğini, katillerin iyi hal indirimleriyle cezalarının kuşa çevrildiğini izledik. Kadınları her ne pahasına olursa olsun “evlilik içinde tutmak” için devlet-yargı-kolluk faillerle el ele vererek kadınların başka bir yaşam kurma çabasının önüne ceberutça geçti, bunun bir devlet politikası olduğu alenen ortaya çıktı. Üstüne, 2019 yılında özellikle İstanbul Sözleşmesi’ne, 6284 Sayılı Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasasına, nafaka hakkına dönük örgütlü saldırıya iktidar tarafından kol kanat gerilmesinin yarattığı gerilim, kadınların yaşamla ölüm arasında giderek incelen çizgide bir hayat sürmek zorunda bırakılmasında çok etkili oldu.

Şimdi bir de kadınların mücadelelerini bakalım bakalım ki neden bu meydanları terketmeyeceğimizi anlayabilesiniz.

8 martta ve 25 kasımda Türkiyenin bir çok ilinde kadınlar sokağa ve özgürleşmeye yürüdüler.

Haksız tahrik indirimler ile tacvüzcülerin katillerin ödüllendirildiği mahkemeleri takip ettik. Gerçek adaleti sağlamak için adliye önlerindeydik.

Şule Çet’in katillerini aklattırmadık.

Gerici ve kadın düşmanı söylemleri ile yayın yapan Akitin önüne giden kadınlar Sema Maraşlıyı susturdu. Ellerimiz birbirine değdi. Seslerimiz içiçe geçti daha gür ve daha güçlü oldu.

Çocuk istismarını meşrulaştırmaya çalışan yasayı geri çektirdik. Yine çektiririz.

Şimdi Nafaka hakkımıza 6284 sayılı kanuna saldırıyorlar. Kazanılmış haklarımızı alamazsınız.

İmzacısı olduğunuz İstanbul sözleşmesini uygulayacaksınız. Biz kadınlar haklarımızın sonuna kadar takipçisi olacağız ve savunacağız.

Şiliye ve Tüm Dünyada direnen kadınlara selam olsun.

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here