ne denizin tuzu

ne ırmağın akışı

ne bardaktaki su gizler korkuları

kötülük ise gökteki gürültüden ibaret

ağır bir suçtan damlayan nefesin içindeki yüktü * 

Sıkı durun.

Söz.

Anlatmaya başlıyorum.

Bu öykünün / yazının kahramanı bir öğretmen.

Muşlu.

Eğitim Sen üyesi.

1983 doğumlu.

Tarihe baksanıza,  ben üniversite son sınıftayken dünyaya gelmiş bir bebek. Zulüm görme sırası onlara da çoktan gelmiş. ( Sonraki doğumlular, vallahi billahi zulüm gördüğünüzü biliyorum. Bu yazı için böyle dedim. Kızmayın bana! )

Zulüm görmesi için yeterli nedenler var ‘devlet aklı’nda.

Daha ne olsun, hem Muşlu hem Eğitim Sen üyesi(dir) öğretmenimiz.

Devlet aklı bu, soruşturma aç(tır)maz mı öğretmen hakkında?

Buyruk verirler, derler ki şu öğretmenin 15 Temmuz 2016’dan sonraki sosyal medya paylaşımlarını inceleyin!

‘Devlet aklı’ndan emir gelmiş(tir) ya,  milli eğitim müfettişi ‘vur deyince öldüren’ cinsten olduğundan, öğretmenimizin tüm sosyal medya paylaşımları – hem 15 Temmuz öncesi hem sonrası – mercek altına alınır, öğretmenimize kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilir.

Bir de kazandığı müdür yardımcılığına sınav sonucu iptal edilir.

Sonra dosya bana gelir.

Avukat olduğumu biliyorsunuz (artık), davalar tarafımdan açılır.

1983 doğumlu Muşlu öğretmenimiz sosyal medyada neler mi paylaşmıştır?

Kobaneli çocuklara oyuncak, giysi, bebek bezi, mama… götürmek isteyen gençlerin kampanya etkinliğini paylaşmıştır. ( Biliyorsunuz bu gençler Suruç’ta katledildiler.) 

Özgür Üniversite’nin, Gazeteci Fehim Taştekin’in ve yine Gazeteci Hayko Bağdat’ın birer yazısını paylaşmıştır.

Amedspor taraftarı olduğunu yazmıştır.

Aydınların ‘Yeter anaları ağlatmayın!’ çağrısını paylaşmıştır.

Bir yerde de Kürtçe ‘Evin û Rengin’ yazmıştır. ( Cevaba cevap dilekçesinde ‘devlet aklı’na cevap verirken araştırdım, Türkçesi ‘Aşkın Rengi’ demekmiş.)

Sıkı durun,  hem de sımsıkı durun,  bir de Azerbaycanlı Şair Resul Rıza’nın: ‘Ben isterim ki bulutlar ağlasın / Çocuklar ağlamasın / Hiçbiri öksüzlük yetimlik duymasın… ‘ dizelerini paylaşmıştır.

Bakmayın siz,  bu aklın ve bu aklı taşıyanların Türkçü olduklarına /  İslamcı olduklarına; hem Türkçü hem de İslamcı olduklarına!

Onların Türkçülüğü,  Resul Rıza’ya kadar.

Onların İslamcılığı, Suruç’ta acımasızca öldürülen çocuklara kadar.

Onların Türk – İslamcılığı, ‘aşkın rengi’ne kadar.

Dava dosyasında, devlet aklının cevap dilekçesine cevap verirken aynen şunları yazdım:’ ( Bu şiir) Azerbaycanlı ünlü Şair Resul Rıza’nın dizeleridir. Davalı idare bu güzelim şiire ceza vermenin ayıbını nereye kadar taşıyacaktır, merak ediyoruz.’

Cevap dilekçesi olmasaydı daha neler yazacaktım neler; utanın diyecektim, arlanın diyecektim, sizde hiç vicdan –  insaf yok mu diyecektim, insanlığınızdan ne zaman çıktınız,  diyecektim, ne zaman bu kadar kötü oldunuz… diyecektim.

Biliyorum.

Ne utanma var onlarda.

Ne arlanma.

Ne de vicdan.

Ne de insanlık.

Ne de…

Ne mi oldu sonunda?

Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına ilişkin soruşturmayı usule aykırı yürüttüklerinden, ceza mahkemece iptal edildi. İptal üzerine bir soruşturma daha yaptılar,  aynı paylaşımlar için aynı cezayı verdiler. Bir kez daha dava açtım,  bir kez daha usulden iptal edildi.

Bunlar Türkçü ve İslamcı ama bu kadar da beceriksiz. Bir soruşturmayı dahi doğru düzgün yürütmekten acizler.

Müdür yardımcılığı sınav sonucuna ilişkin dava mı ne oldu?

Onu da yerel mahkeme iptal etti; ancak istinaf mahkemesindeki ‘yeni yargı aklı’, devlet aklını akladı ve aleyhimize karar verdi.

Versin!

‘Bu günler takvim günleri / Bugünler çabuk geçer.’ demiş Hasan Hüseyin.

Elbette,  bu günler çabuk geçer!

Sloganlara düşünmedim hiçbir zaman; ama emekçilerin yaratıcılığının dışa vurduğu kimi sloganlara şapka çıkarmamak mümkün değil.

‘Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız. Ya siz ?’  bu sloganlardan yalnızca biri.

1983 doğumlu, çocuklara mama götürülmesini, çocukların ağlamamasını, bulutların ağlamasını isteyen,  aşkın rengini başka bir dilde söyleyen… Muşlu öğretmen; başını yastığa koyduğunda rahat uyuyacak,  çocuklarına onurlu bir gelecek bırakacaktır.

‘koş sevda koş

düşlerin saklandığı eski bir kutu var

köhne bir eskici dükkânında

son kez

rüzgârın sesini ardına al

ve yağmurun sesi ritmin olsun

her şey ama her şey yitirilmeden

dünyanın en güzel şiirini yaz’**

 

Hiç kuşkunuz olmasın dünyanın en güzel şiirini Muşlu öğretmen(im)le;  ‘ el ele,  kol kola,  omuz omuza’ ,  ‘biz’ yazacağız.

Peki ya siz?

Peki ya siz?

Hiç utanmayacak mısınız?

Yüzünüz hiç kızarmayacak mı?

Çocuklarınızın yüzlerine nasıl bakacaksınız?

Nasıl?

*Özgün E. Bulut – çöküşten önceki son konuşma

** Özgün E. Bulut – eski zaman şarkısı

                                                                                                  Kasım – 2018

                                                                                              İstanbul  / Antalya

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here