Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu’nun (DEKAP) Antalya halkını doğal ve kültürel değerlere sahip çıkmaya davet amacıyla düzenlediği ‘Antalya Hepimizin’ panel ve forumunun sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşıldı.

Kentleşme ve Çevre Sorunları Uzmanı Prof. Dr. Gülser Öztunalı Kayır, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Şehir Plancısı Dr. Ümit Özcan, Antalya Kent İzleme Platformundan Avukat Mustafa Şahin ve Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu’ndan Mimar Birsen Tanyeri’nin panelist olarak katıldığı etkinlik sonuç bildirgesinde, “Büyük ve çılgın projeler ise sadece geçmişin değerlerini ve bugünün birikimi tehdit etmiyor, geleceğimizi de şimdiden elden çıkarıyor. Büyük ve çılgın projeleri, büyük resmin içine koyarak mücadele etmek zorundayız.” vurgusu yapıldı

ANTALYA HEPİMİZİN PANEL/FORUM SONUÇ BİLDİRGESİ

Antalya, Toros dağlarıyla çevrilmiş, eşsiz doğa ve doğal kaynakları, Şelaleleri, verimli ovaları, Dünyaca ünlü Falezleri, Konyaaltı ve Lara sahilleri, Antik kentleri, Roma ,Selçuklu, Osmanlı yapıları , sayısız endemik Flora ve Faunasıyla kuruluşundan bugüne değin değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmış ender bir Akdeniz kentidir. Türkiye’nin nüfusu hızla artan 5. kentidir. Antalya, 70’li yıllardan 80’li yıllara kadar Büyük kentlerde yaşanan çarpık kentleşme, gecekondulaşma, yanlış imar uygulamaları ,Altyapı sorunları v.b sorunlarıyla karşılaşmış, Yerel yönetimler her dönem Merkezi yönetimin vesayetinden kurtulamamış, Turizm sektörünün yatırımları için Kıyılar, Bakanlıklar tarafından “Turizm Gelişim Bölgesi” ilan edilerek Otel konaklama tesisleri ile doldurulmaya başlanmıştır. Özellikle 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinden sonra uygulanan Liberal ekonominin kent planlarındaki etkileri Antalya’nın betonkente dönüşmesinde başat rol oynamıştır. Bu dönem ve takip eden süreçte Antalya’da imar uygulamalarındaki hukuksuzluklar had safhaya ulaşmış, kıymetli tarım arazileri, Yeşil alanları, Kundu Belek Ormanları, Akdeniz kıyıları hızla imara açılmış , kamusal alanlar Yap-İşlet-Devret modeliyle 49 yıllığına özel şirketlere verilmiştir. Antalya’nın içme suyu Fransız şirketine, Sahiller özel işletmelere, verilmiş, Falezlerin üstü yapılarla doldurulmuştur. Akdeniz Parkında Olbia Kanyonunun dibinde AVM inşaatına izin verilmiştir. Tüm bu yanlış uygulamalara dur diyebilmek için Kent dinamiklerince davalar açılarak kamusal alanlarımıza sahip çıkma mücadelesi verilmiş ve kazanımlarla sonuçlanmıştır.

12 EYLÜL İLE BAŞLAYAN SÜREÇ OHAL İLE SÜRÜYOR

Antalya’mızın kamusal alanları, 12 Eylülü aratmayacak şekilde, OHAL süreciyle özel şirketlere peşkeş çekilerek, daha da artarak devam eden hukuksuzluklarla, çıkar çevrelerinin ve sermaye dünyasının beklentilerine uygun düzenlemelerle , daha ağır ve telafisi imkansız tahribatlar vererek, doğanın kendisini yeniden üretmesine olanak tanımaz bir şekilde talan edilmektedir.

Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Antalya da özellikle son on beş yılda, kent kimliğini oluşturan değerlerini hızla yitirmektedir. Ormanlarımız, kıyılarımız, milli parklarımız, akarsularımız, tarım arazilerimiz, yaban hayatı koruma geliştirme sahalarımız, meralarımız pazarlanacak meta anlayışıyla sermayeye 49 yıllığına kullanım hakkı, sonrasında da devir yapılarak ortak mülkümüz olmaktan çıkarılmaktadır. Sermaye, maden , taş ocağı ve mermer çıkarmak, HES yapmak, termik ve nükleer santral kurmak, köprü ve otoyol yapmak, havaalanı inşa etmek v.b gerekçelerle ormanlarımızı, derelerimizi, tarım arazilerimizi, adeta kevgire çevirmekte yaşam alanlarından insanları ve yaban hayatı göçe zorlamaktadır.

Anayasa, yönetmelikler ve uluslararası sözleşmeler ile de korunan alanlar, son yıllarda çıkarılan KHK ‘arla “sürdürülebilir kalkınma-koruma kullanma dengesi” gibi gerekçelerle ilgili yasa ve yönetmelikler değiştirilerek tümüyle ranta açılmıştır.

Bugün ekonominin canlı tutulması için dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Antalya’mızda da büyük ve çılgın projeler hayata geçirilmeye çalışılıyor. Merkezi iktidar, TBMM’ni by pass ederek OHAL kararnameleriyle inşaat sektörünü ekonominin lokomotifi ilan ederek, sermayenin istediği her türlü yasal düzenlemeyi çıkarmıştır. Varlık Fonu A.Ş kurulmuş, bu fon ile sermayeye her türlü vergi muafiyeti ve kredi sağlanmıştır. Bu durum rantı en yüksek olan alanlara sermayenin akın etmesine neden olmuş ve sermaye istediği yerde istediği projeyi yapabilme olanağına kavuşmuştur. Ülkemizin birçok bölgesinde “çılgın proje” yarışları başlamıştır.

Büyük ve çılgın projeler ise sadece geçmişin değerlerini ve bugünün birikimi tehdit etmiyor, geleceğimizi de şimdiden elden çıkarıyor. Büyük ve çılgın projeleri, büyük resmin içine koyarak mücadele etmek zorundayız.

ANTALYA SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Başta Kırkgöz olmak üzere tüm su kaynaklarımızın kurutulmasına, kirletilmesine razı olmayacağız. İçme ve kullanma Su kaynaklarının bulunduğu havzaların imara açılmasına, Düdenlerin “mutlak koruma sınırlarının kaldırılması” gibi kararlara ve planlara rıza göstermeyeceğiz. Düzlerçamı ormanları ve Güver Kanyonu Alageyiklerin ana yurdu olup, YHGS dır. Bu alanın özel şirketlerin kullanımına verilmesine asla rıza göstermeyeceğiz. Başta Boğaçay projesi olmak üzere Boğaçay havzasının betonlaştırılarak çevresinde yeni rant alanları yaratılmasına , Boğaçay ağzına yat limanı yapılarak sahilimizin kaybolmasına, tuzlu suların dere yatağına dolarak tarım arazilerini ve milyonlarca yılda oluşan Ekosistemi , İçme ve kullanma sularımızı yok etmesine rıza göstermeyeceğiz. Konyaaltı ve Lara sahilleri halkın elinde kalan son sahiller olup, bu plajların Kıyı kanununa aykırı bir şekilde özelleştirilmesine, Kruvaziyer Liman yapılmak suretiyle sahilin halkın elinden alınarak, Otel ,AVM yapılmasına , 1.derece Doğal SİT alanı olan Lara Kentpark’ın talan edilmesine rıza göstermeyeceğiz.6306, 5366,5393 sayılı yasalara dayanarak Antalya’da ve daha bir çok ilde uygulanan, çoğunlukla da halkın yerinden yurdundan edilmesine yol açan, halkın bilgisi olmadan hazırlanan ve halka dayatılan özünde sermaye şirketlerine çıkar sağlayan “Kentsel Dönüşüm ve Kentsel Yenileme” projelerine razı olmayacağız. Antalya’nın kimliğini oluşturan 1.derece SİT alanı olan FALEZ’ lerin önüne plaj alanı oluşturmak bahanesiyle beton dolgu yapılmasına asla razı olmayacağız.

ANTALYA SERMAYENİN DEĞİLDİR

Antalya’yı doğacak çocuklarımıza, torunlarımıza, gelecek kuşaklara doğal haliyle, güzellikleriyle teslim etmek istiyoruz. Şelalelerimiz kurutulmasın, Alageyikler ana yurdunda yaşasın, Sahiller bitki örtüsüyle, börtü böceğiyle, kuşlarıyla, kum zambaklarıyla var olsun istiyoruz. Tarımla geçinen halkın tarımsal faaliyetini sürdürebilmesini, portakal bahçelerini, nar bahçelerini , seralarını koruyabilmesini istiyoruz.Toroslardaki ormanlar, akarsular sırf daha fazla inşaata malzeme sağlasın diye delik deşik edilmesin, Dereler özgür akarak doğaya milyonlarca yıl olduğu gibi can versin istiyoruz Antalya’nın ekolojisinin baştan aşağı geri dönülmez bir şekilde tahrip olmasına neden olacak çılgın projelere seyirci kalmayacağız.

ANTALYA’NIN YAŞAMSAL ÖNCELİKLERİNE YATIRIM YAPILMASI İÇİN MÜCADELEMİZ SÜRECEKTİR.

Gelir dağılımının adaletli hale getirilmesi, işsizliğin ortadan kaldırılması, tarımla uğraşanların ürünlerinin değerine uygun ve aracısız pazarlanması, tarımsal destek projelerinin geliştirilmesi önceliklidir. Tarımda üretici birlikleri yeniden hayata geçirilmeli, üretici desteklenmelidir. Kıyıların, sahillerin, ormanların ,SİT alanlarının özel şirketlere verilmesine hizmet eden planlama değil, kamusal çıkarları önceleyen planlamala yapılmalıdır. Planlama , şirketlerin çıkarları için değil, halkın yararı için, halkın katılımı ile yapılmalıdır. Planlar, yeni rant alanları yaratmak için değil, mevcut kaynakların ve halkın öncelikleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Tarım arazilerinin imara açılması yerine çiftçi kentte üretilen gelirden adil bir şekilde yararlandırılmalı, ve betona yenik düşen kentler yerine sağlıklı, yaşanabilir kentler hedeflenerek ,Mevcut su kaynaklarının mutlak korunması, musluklarımızdan akan suyun kireçten arıtılması, doğal ve tarihsel değerlerinin, yaban hayvan ve bitkilerinin, toprağının, akarsularının, kıyılarının doğal özelliklerinin, ekolojik kentsel yaşam döngüsünün, herkesin mülkiyet hakkının, kentin doku ve kimliğinin korunması, yeni şehir hastaneleri açmak yerine mevcut devlet hastanelerinin güçlendirilmesi, parasız güvenli sağlık hizmetinin sağlanması, güneş ve rüzgar enerjilerinin kullanılması için yatırımlar yapılması sözde değil özde kamu yararı demektir. Antalya’yı diğer kentlerden farklı kılan ekolojik kent özelliklerine büründürmektedir. Mücadelemiz bunun korunması ve geliştirilmesi, gelecekte kıtlık, kuraklık, susuzluk, açlık gibi felaketler yaşamaları kaçınılmaz olan bir çok kentten farklı olarak; kendine yetebilen, doğası, kaynaklarını gelecek nesillere bırakabilen, tarımsal üretimini geliştiren bir kent olmasını sürdürmek içindir.

Merkezi İktidar, OHAL KHK’larıyla, turizm sektörünü çeşitlendirmek amacıyla, “ekoturizm” adı altında elinde kalan en değerli ziynetlerini satışa çıkarmıştır. Yapılan planlarda apaçık görülmektedir. Ancak müflis tüccarlarda görülen bu durum üzüntü vericidir. Gözümüz gibi koruyarak, gelecek kuşaklara bırakmakla mükellef olduğumuz ortak doğal ve kültürel değerlerimiz , yaşam alanlarımız adeta görücüye çıkarılarak pazarlanmak istenmektedir. Biz raylı taşıma sistemine karşı değiliz. Tam aksine kamusal ulaşım da raylı sisteme öncelik verilmesi gereğini benimsiyoruz, ancak Karadeniz’de Yeşil Yol nasıl ekolojiyi tahrip eden bir rant örneğiyse neyse Antalya-Kayseri hızlı tren yolu da aynı amaç için yapılmaktadır. Karadeniz’in en güzel yaylalarının Araplara satıldığı göz önüne alınarak bu yanlışa, Antalya’ya yapılan ihanet projeleri ve planlarına, Kıyıların yağmalanmasına, Sahillerin özelleştirilmesine karşı ,Yaşam alanlarımızı korumak için ortak bir dille HAYIR diyen bir mücadele hattı örme zorunluluğu ve görevi vardır. Bu görev hepimize aittir. Çünkü ANTALYA HEPİMİZİN ortak yaşam alanıdır.

DEKAP(Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here