‘Sakal seni güzel için taşırım

 Ben seni kesemem kara sakalım

Güzelleri görünce hafif kaşırım

Ben seni kesemem kara sakalım’ 

                                                               Âşık İhsanî

 

Yaz aylarında genellikle sakal bırakırım. Artık ön kısmında bol miktarda ak olmasına karşın yine da sakalım kapkara. Sakal bıraktığım zaman,  tam tamına İslamcılara benziyorum. İslamcı tipolojisi çoktan değişse bile, toplumsal bellekte yer ettiği biçimiyle mürtecileri andırıyorum. Böylesi zamanlarda arkadaşlarımdan biri beni, Bingöllü İslamcılara benzetmişti. Bir diğeri ise, muziplik olsun diye beni her gördüğünde Âşık İhsanî’nin: ‘Sakal seni güzel için taşırım /  Ben seni kesemem kara sakalım  / Güzelleri görünce hafif kaşırım / Ben seni kesemem kara sakalım’ türküsünü söylerdi

İslamcılara benzemesine benzerim de yanımdaki sevgilimin ya da eşimin kılığını görenler, dönüp bir bana bir de yanımdakine bakarak şaşkınlıklarını bir şekilde belli ederler. Sağ kollarını dirsekten kıvırıp sol omuzlarına doğru uzatarak ‘selamünaleyküm’ deyip selam vermesine selam verirler de az sonra yanımdakine bakıp selam verdikleri için duygu karmaşası yaşarlar.

1990’ın yazıydı. Marmaris’e gitmiştik. Ben yine sakallıydım. Ahh…o günler, bir tel bile ak yoktu sakalımda. Eşim, incik boncuk bir şeyler almak için, bir dükkâna girmişti. Oldum olası alışveriş yapmayı sevmedim. Bundan ötürü ben dışarıda kalmış, yolun karşısına geçmiş, deniz kenarında bir banka oturmuştum.

Az sonra yanıma altmış yaşlarında bir ihtiyar gelmiş, ‘merhaba delikanlı’ demiş, yanıma oturmuştu. Ben aklımda dizelerle, karşıdaki tekneleri, denizi, uzaktaki adacıkları, uçan martıları… izliyordum. İhtiyar umurumda değildi. Onca bozkırdan sonra ilaç gibi gelmişti burası.

İhtiyar bana dönmüş: ‘Sen ne iş yapıyorsun, bu sakal da ne delikanlı?’ demişti. Ben de öğretmen olduğumu, okulların açık olduğu dönemlerde tıraş olmaktan bunaldığımı, yaz tatillerinde cildim rahatlasın diye sakal bıraktığımı, söylemiştim.

Haa…! Öyle mi, demişti, ben de sizi mürteci sanmıştım. Hayır, mürteci değilim, aksine solcuyum, demiştim pervasızca. Ne bileyim, her tarafı sardılar da… Laiklik elden gidiyor, kimse görmüyor, demişti.

Siz ne iş yapıyorsunuz, deyivermiştim. Ben istihbarattan emekliyim, demişti. Elini uzatmış, ileriyi göstermiş, şurada yazlığımız var, orada oturuyoruz, demişti.

Başımdan kaynar sular dökülmüştü. Bir istihbarat görevlisiyle ‘laiklik’ düzleminde buluşmak canımı acıtmıştı. Sonra ayılmıştım, ben onlar gibi laik değildim ki… Sonra sonra, belleğim beni uzaklara götürmüş, tüm istihbarat operasyonları aklıma gelmiş, canı yananların tümü gözlerimin önünden bir bir geçip gitmişti.

Sabahattin Ali’den, Harun Karadeniz’e; İbrahim Kaypakkaya’dan Mahir Çayan’a; Ulaş Bardakçı’dan Sinan Cemgil’e ; Maraş katliamından Çorum katliamına, 1 Mayıs katliamından Sivas katliamına… kadar, tüm istihbarat operasyonları aklıma gelmiş, kurbanların görüntüleri gelmişti gözümün önüne.

( Bu yazıyı yazarken de Hasan Ocak’tan Vedat Aydın’a, Faik Candan’dan Ayşenur Şimşek’e,  Uğur Mumcu’dan Turan Dursun’a… kadar katledilen aydınlar ile Susurluk ve  Şemdinli geliyor aklıma. Devamını siz getirin.)

O operasyonların kurbanları, cezaevlerinde ya da mezardaydılar. Bizimkisi ise buralarda yazlık almış, keyfince tatil yapıyordu. Bu tatil, bu yazlık kaç can üzerine oturmuştu kim bilir? Bunları düşünerek, hoşça kal bile demeden banktan kalkmış, hatta ters bir bakış fırlatmış, eşimin incik boncuk aldığı dükkâna yürümüştüm.

İhtiyar şaşırmış, n’oldu bu adama der gibi ardımdan bakakalmıştı.

Allah, Allah deyip elini gökyüzüne açmıştı.

Şubat – 2005

Antalya

Derkenar : Bu yazı daha önce Ekin Sanat Edebiyat Dergisi’nde 2006’da yayımlanmış(tı). Unutmuştum. Yazıyı arşivimi tararken buldum. Yeniden yazdım. ( Galiba) daha güzel yazdım.

 

3 YORUMLAR

  1. Merhaba,nslsnz?
    Öncekini de güzel yazmışsınızdır eminim ama bu yazınızı ben de beğendim…
    Adaletin bu mu dünya? demek geldi içimden…Yaşayıp gözlediklerimden,onca nankörlük,vefasızlık,yalan dolan vb olumsuz her şeyden sonra ilâhi adalete bile inanamaz oldum zaten…Ne yazıktır ki sahte bir avuntudan öte değil yaşamımız,umudun ise bırak kapısını çalmayı,önüne bile varamamışız…İsyanı bile beceremiyoruz baskılardan…
    Sözdekiler yetmiyor artık,
    Özdekiler yorgun…
    Durabilir mi kefelerinin dengesi
    Adalet Terazisi nin?
    Tartarım tartarım,durmaz…

    Saygılarımla…
    Ruhları şad olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here