22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan 677 sayılı KHK ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi iken kamu görevine son verilen Doç.Dr. M.Cumhur İzgi ile söyleştik

Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Aydın’ın Kuyucak ilçesinde 1961 yılında doğdum. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1986 yılında mezun olarak çalışma hayatına başladım. Posof/Kars ve Antalya Devlet Hastanelerinde acil servis hekimi, Göynük/Kemer’de Sağlık Ocağı hekimi olarak çalıştım. Antalya’daki hizmet süreci içinde ayrıca turizm alanında işyeri hekimi olarak da görev yaptım.

Bu arada 2004-2009 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde Tıp Tarihi ve Etik alanında doktora eğitimimi tamamladım ve Eylül 2010’da Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalında öğretim elemanı olarak akademik çalışmaya geçiş yaptım. Ekim 2015’de doçent unvanı aldım. Ancak 22 Kasım 2016 tarihinde 677 sayılı KHK ile kamudan ihraç edilerek üniversitedeki görevime son verildi.

Görevden uzaklaştırılma süreciniz nasıl gelişti?
Ülkemizde yaşanan çatışma ortamının son bulması, barışın konuşulur olması istemlerinin dile getirilmesine yönelik bir çığlık olarak değerlendirilmesi gereken “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza attığımız gerekçesiyle ben ve yedi akademisyen arkadaşım hakkında üniversitede idari soruşturma başlatıldı. Söz konusu olayın akademik bir eylem olmaması nedeniyle yetkisiz bir şekilde başlatılan ve hukuksuz şekilde sürdürülen, savunmamızın bile alınmadığı süreçte hakkımızda kamu görevinden çıkarma cezası istenerek dosyanın YÖK’e gönderildiğini basından öğrendik. Bunu takip eden zaman diliminde ülkemizde 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan edilmesinin ardından 1 Eylül Dünya Barış Gününde çıkarılan KHK ile Barış Akademisyenleri kamudan ihraç edilmeye başlandı ve 22 Kasım 2016 tarihli 677 sayılı KHK ile sıra bize geldi. Daha sonra YÖK Başkanı’nın basına yansıyan açıklamalarından öğrendiğimiz üzere ihraç edileceklerin isimleri rektörler tarafından iletilmişti. Yetkisiz, hukuksuz idari soruşturmalarla gerçekleştirilemeyen, KHK gücü ile elde edilmek istenmişti.

Bir yıldır üniversitenizden, öğrencilerinizden uzaksınız. Son bir yılınız nasıl geçti?
Öncelikle bireysel olarak, büyük bir arzu ile bağlı olduğunuz mesleğinizden, öğrencilerinizden adalet duygunuzu yok ederek uzaklaştırılmayı hazmetmeye çalışarak geçtiğini söyleyebilirim. Darbe nedeniyle oluşturulan bir torbaya tüm muhalifleri koyup terör örgütüyle iltisak diyerek yaratılan muğlaklık içinde cezalandırılmak, intikam alınan araca dönüşmek kabul edilebilmesi olanaksız yaşam örüntüleri. Tarihe baktığımızda bundan 800 yıl önce Magna Carta ile tanınmış yargılanma hakkının elinizden alındığı, suçunuzu bilmediğiniz, ama cezasını çekmeye başladığınız ve ne kadar süreceğini bilemediğiniz belirsizlik içinde geçen bir yıl oldu. Toplumsal açıdan baktığımızda ise birbirimizi daha az duyabilmemizin, hızla ötekileştirilmemizin yarattığı kaygıların her geçen gün derinleştiği, yaygın-organize bir kötülük ile karşı karşıya kaldığımız bir yıl.

Tüm bunlara rağmen akademik etkinlikleri sürdürmenin üniversitelerin fiziki ortamları ile sınırlı olmadığının bilinciyle öğrenmeye, düşüncelerimizi-bilgilerimizi iletmeye devam ettiğimiz, dayanışmanın sıcaklığını yaşadığımız da bir yıl oldu.

Bu süreçte sizlerle dayanışma etkinlikleri, eylemleri düzenlendi. İhtiyaç belirtenler için dayanışma fonları kuruldu. Yapılanlar yeterli mi? Başka neler yapılabilirdi?

Gerçekten sürecin yükünü hafifletebilen tek şey omuz omuza duruşun yaşama yansımasıdır. Bu bağlamda ilk olarak söylemek istediğim, barış isteminin dile getirilmesinin hemen akabinde devletin tüm kurumlarının bildiriye yönelik tutumlarına karşın bildiriye sahip çıkan imzacı sayısının iki katına çıkması, akademi dışından avukatların, mühendislerin, yurttaşların aynı söylemi tekrarlaması bir arada olmanın gücünü hissettirdi. Ayrıca teorik olarak hep ifade ettiğimiz örgütlü olmanın ne kadar önemli olduğunu, sürecin başladığı ilk andan itibaren tüm gücüyle yanımızda olan meslek örgütümüz TTB ile deneyimledik. Yine ilk günden başlayarak olmayan hukuk sistemi içinde bizim için adaleti arayan başta Çağdaş Hukukçular olmak üzere tüm avukat dostlarımızın dayanışması kendimizi güçlü hissetmemizin en önemli dayanağını oluşturdu. Bunlarla birlikte Eğitim Sen de hiçbir zaman bizleri yalnız bırakmayarak, her fırsatta bizleri onurlandırarak dayanışmanın en güzel örneğini oluşturdu. Bu arada öğrencilerimiz ve Antalya Emek ve Demokrasi güçleri de unutulmaz güç birliği oluşturdu. Tüm bunlar daha önce de belirttiğim gibi dayanışmanın, omuz omuza durabilmenin, hiç tanımadığın bir kişinin acısını hissetmenin, onun için bir şey yapma isteminin anlamını, gücünü, coşkusunu, gururunu, onurunu yaşattı her birimize. Bireysel olarak yanımızda olduğunu her türlü desteğiyle hissettiren dostlarımı, meslektaşlarımı da sevgiyle anmak isterim.

Bu arada şunu da önemle belirtmek isterim ki dünyaya birbirine yakın pencerelerden bakarak yolları 677 sayılı KHK’ye ulaşan saldırıyla kesişen, bazılarını bu vesileyle tanıdığım diğer 7 güzel akademisyenle oluşturduğumuz birliktelik, dostluk sürecin en önemli kazanımlarından oldu.

Ülkemizde halen gerçek anlamda demokratik hukuk devleti olma mücadelesi sürdürülüyorsa, halen baskılar, sömürü, eşitsizlik, gericileşme devam ediyorsa toplumsal açıdan yapılanlar yeterli deme şansımız ne yazık ki yok. Ancak gösterilen dayanışma güzel günler göreceğimiz umudunun yaşatılmasının olanağını sağlıyor.

Bildiğimiz kadarıyla son bir yıldır çalışmıyorsunuz. Daha doğrusu yaptığınız iş başvuruları da geri çevriliyor. Yaşamınızı/geçiminizi nasıl sağlayabildiniz?

Yaşamın ilk temas noktası, varoluşumuzun gücü olan aile içi sevgi ve dayanışma tüm bu güçlükleri bertaraf etmeyi, birlikte aşmayı, yaşama sıkıca tutunmayı sağlayarak böylesi sıkıntıları hissetmenizi engelliyor.

Bir gün geri döneceğimize olan inancımı kaybetmemekle birlikte bu sürenin uzun olabileceği düşüncesiyle, yeterli çalışma süremi de doldurduğum için emekli olabildim. Bu anlamda adaletsizliğe uğrayan birçok kamu emekçisine göre bugünlere gelebilmek daha kolay oldu.

Geçimi sağlama dışında yaşamın içinde olma, üretme istemimiz nedeniyle çalışma hayatı içinde var olmaya devam etmekten yanayız. Ancak toplumu saran korku girdabının iş bulma olanaklarımızı ciddi anlamda sınırlandırması veya artan emek sömürüsünün ucuz işgücü olmamızı istemesi üretim içinde yer almamıza bugüne kadar olanak vermedi.

Barış imzacıları olarak biliyor kamuoyu sizleri. O gün hangi ihtiyaçtan imza atmıştınız? Barış ihtiyacı halen devam ediyor mu?

Hepimizin bildiği gibi çatışma ortamları yaşam hakkımızı, umutlarımızı, geleceğimizi elimizden alarak halk sağlığı sorunu olarak da değerlendirilir. Çatışma ortamlarının oluşmasının engellenmesi merkeze insanı, yaşamı, doğayı alan yaklaşımla olanaklıdır. Hekim olmak yaşamdan, insandan yana durmak demektir. Bizler hekim olarak ölümü, yaralanmayı, sakatlanmayı değil yaşamı, sağlıklılığı biriktirmek isteriz. Bu durumda barış istemek bir hekim olarak benim görevimdir. Akademisyen olmak ise bu sorumluluğumuzu daha da artırmaktadır. Ülkemiz ve ülkemiz coğrafyasında halen silahlı çatışma ortamı varlığını sürdürdüğüne, her gün ölüm haberlerine uyandığımıza, toplum birbirini düşman olarak görecek düzeyde ötekileştirildiğine göre barış istemi gereksiniminin artarak devam etmesi kaçınılmazdır.

Son olarak söylemek istedikleriniz

Bilimsel bilgi üretiminin yani akademinin koşulu düşünce ve ifade özgürlüğünün gerçekleştirilmesidir. Bunun sağlanamaması hem bilimsel üretimin ve eğitimin hem de bilimsel bilgiye dayalı hizmetlerin ortadan kaldırılmasına neden olacaktır. Üniversiteler bu süreçte özgürlüklerine sahip çıkamamış, biat etmeyi tercih etmişlerdir. Yaşananlara az sayıda akademisyenin tepki göstermesi özgürlüğün yitirilmesinin en görünür halidir.

Barış istemini terörle ilişkilendirerek kirletmemek gerekir. Barış sağlıktır.

Teşekkür ederim.

Röportaj: Dr.Metehan Akbulut

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here