1992 yılında SİT alanı ilan edilen ve Koruma İmar Planı 1994 yılında onaylanan Balbey Mahalllesi Kentsel Sit Alanı ve Çevresini kapsayan yaklaşık 16 ha’lık alan, 23.03.2015 tarihli ve 2015/7456 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayalı olarak 24.04.2015 günlü Resmi Gazetede kentsel “yenileme alanı” olarak ilan edilmişti.

Osmanlı Valilerinden Malkoçoğlu Bali Bey tarafından yaptırılan Balbey Camisi çevresinde oluşmaya başlamış Balbey Mahallesi’nin geçmişi 1500’lü yıllara kadar uzanıyor. Tarihi mahallenin içerisinde 3 çeşme, 2 cami, 42 sivil mimari özellikli olmak üzere toplam 47 tescilli kültür varlığı yer alıyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesinin sitesinde, “kendi kendine yenilenme kapasitesinin düşük olduğu bu alanda yenileme projesi ile tarihi doku ve sivil mimari birikiminin korunarak tarihi ve doğal değerlerin üzerinde oluşan kent baskısının kaldırılacağı, mekânsal ekonomik, demografik ve sosyal sorunların tespit edilerek alanın teknik alt yapı ve sosyal donatı yetersizliğinin giderilerek yerel ekonomik kalkınmasının sağlanacağı” belirtiliyor.

O tarihlerde yapılan açıklamalarda bu bölgenin sorunlarının biteceği, 5366 sayılı “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun” çerçevesinde hazırlanacak proje ile yenilenme imkânı olmayan binaların mülk sahipleri ile görüşülerek yeni çözümler üretileceği ifade edilmişti.

Doğal olarak kimi el değiştirmeler de olsa, ata yadigarı olarak bugünlere kavuşan mülk sahipleri ve mahalle sakinleri yenilenecek yapılar, yollar, meydanlar, yeşil alanlarla Kaleiçi’nden farksız bir mekana kavuşturulacakları açıklamalarını önce merak ve sevinç ile işin içine girdikçe de endişe ve giderek güvensizlik duyguları ile izlemeye başlamışlardı.

Kolay değil, neredeyse 30 yıldır çözülemeyen, yaz boz tahtası haline getirilen resmi kararlar, planlar, kendi haline bırakılmış mahalle sakinlerinin güvensiz ve yoksun yaşam koşulları daha da çekilmez hale gelmekteydi..

Bakanlar Kurulunun “yenileme kararı” üzerinden yaklaşık 4 yıl geçti. Mülk sahipleri ile toplantılar yapıldı, görüşler değerlendirildi, analizler çıkarıldı, ön protokoller imzalatıldı, yatırımcılar ile görüşüldü, projeler çizildi, her şey yolunda gidiyor resmi açıklamaları yapıldı. Ama 07.02.2019 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Balbey Mahallesinin tamamının kamulaştırılması kararı, bütün bu sürecin aslında gizlenen başka bir yüzü, başka bir maksadı olduğunu ortaya çıkardı.

Belli ki tek taraflı olarak hazırlanan resmi projenin külfeti, fedakarlığı, getirisi itibariyle mülk sahipleri, yatırımcılar ve kolaylaştırıcılar arasında nasıl pay edileceği sorunu çözülememişti.

Hiç kuşku yok ki “Balbey Kentsel Yenileme Projesi Uzlaşı Ofisini” yöneten Büyükşehir Belediyesi 5366 sayılı yasanın amacına aykırı davranarak bu haliyle mahalle sakinlerini, mülk sahiplerini hayal kırıklığına uğrattı.
Zira her zaman olan yine oldu. Devlet aklının olaya el koyması sağlandı.
Büyükşehir yönetimi madem bizim istediğimiz gibi davranılmıyor, cebri işlemlerle çözelim bu işi dedi ve söz verdiği muhataplarını yarı yolda bırakarak Cumhurbaşkanına başvurdu. Cumhurbaşkanlığı kriterleri ise zaten belliydi. Ülke ve kentler artık şirket gibi yönetilmeliydi.
O nedenle “yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılması kanunu da” tersten okunarak, kamu yararına aykırı olarak Balbey Mahallesine oldu bitti ile el konuldu.

Hiç kuşku yok ki buradaki esas amaç mahallenin piyasalaştırılması, iktidar çevresine ve yatırımcılara zenginlik kaynağı yaratılmasına hizmet etmekti.

Bütün bu hukuksuzluklar öncelikle kentin bütününe ve hak sahiplerine karşı gerçekleştirildi.

Etap etap gerçekleştirilmesi planlanan projeler kent dinamiklerinden gizlenmekle kalmadı hak sahiplerine bile gösterilmedi.

El çabukluğu ile gözü kapalı ön protokoller imzalatıldı Ortada proje yokken mutabakat sağladık açıklamaları yapıldı. Adeta kapkaççı usulleri ile yol alınmak istendi. Böyle bir sürecin kollananı, dışlananı olmaması mümkün değildi.

Herkesin, üzerinde tartışabileceği, öneride bulunabileceği, denetlenebilir bir açıklık içinde ele alınmayan hangi proje hakkaniyete uygun olabilir, şaibesiz ve adil olabilirdi ?

Ama belli ki siyasi iradenin böyle toplumcu bir yaklaşımı düşünmek istemediği gibi, aceleleri de vardı. Zira seçimler de kapıya dayanmıştı.
Nasıl ki Boğaçayı, seçimlere yakın bir zaman önce rant amaçlı kazılarak, gölet yapacağız diye doğal yapısı bozulduysa, nasıl ki Kırcami İmar planına ilişkin yargı süreci devam etmesine karşın, dava kesinleşmiş gibi, üst mahkemenin bozma kararı seçim malzemesi olarak kullanılıyorsa;

Balbey Mahallesinin ilk etap projesi de, acele olmasını sağlayacak kamulaştırma kararı sayesinde seçim malzemesine dönüştürülebilirdi. Aynı zamanda bütün bir alan kamulaştırma kapsamına alındığı için mülk sahiplerine karşı tehdit olarak kullanılarak, mahallenin pazarlanması kolaylaştırılabilirdi.

Oysa, Başkan Türel’in daha bir iki ay önceki açıklamaları kamulaştırmayı düşünmedikleri yönündeydi. Mülk sahipleri ile uzlaşıyı sağlamak üzere olduklarını Sobacılar Çarşısının karşısındaki 1. Etap projeyi hayata geçireceklerini ilan etmişti.

Şimdi bu durumda Resmi Gazetede belirtildiği şekilde Balbey sakinlerinin ata yadigarı mülklerinin ellerinden alınmak istenmesinin kendi niyetleri olmadığını, Cumhurbaşkanının tasarrufu olduğunu mu savunacaklar ? Son açıklamaya göre 10 m2 den küçük taşınmazlar projenin uygulanmasını engellediği için acele kamulaştırma yoluna gidildiğini açıklayan Büyükşehir yönetimi Cumhurbaşkanlığının keyfi bir tasarrufu ile karşı karşıya olduğumuzu da itiraf etmiş olmaktadır. O halde bu açıklamalarında samimi iseler kamulaştırma kararına mutlaka itiraz etmelidirler. Hatta Belediye Meclis kararı ile kamulaştırma kararının uygulanmayacağı kararı da alabilirler. Zira yasal olarak bu yola başvurma imkanları bulunmaktadır.

5366 sayılı yasanın amacına aykırı olarak bütün bir alanı acele kamulaştırma yetkisi alan Büyükşehir Belediyesinin sözüne nasıl güvenilecek ki, bu yetki başka türlü mülk sahiplerinin aleyhine kullanılmasın ?

Başlanacağı açıklanan 1. Etap proje için yasada yeri olmayan yol ve yöntemlerle imzalatılan ve hukuki bağlayıcılıktan yoksun ön protokoller yerine esas uygun anlaşmalar imzalamayan Büyükşehir Belediyesinin sözüne kim neye dayanarak güvensin ?

Kentsel Dönüşüm uygulaması diye dillendirdikleri ama kent yağmasına dönüşen Kepez Santral Mahallesi örneği ortada, imzalatılan protokollerle hangi hak sahibi nasıl bir hak elde edeceğini, konutları kendilerine teslim edilebilirse hep birlikte göreceğiz.

Kısacası, Balbey Mahallesinin acele kamulaştırma kararı ile anlamaktayız ki burada hayata geçirilmek istenen uygulamaların kamusal hizmetle, kamusal yarar ilkeleriyle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.

Tamamen siyasal çıkarlar, özel beklentiler ile nemalanma hırslarının bir sonucu olarak, 500 yıllık tarihi ve kültürel değerleriyle korunması, yaşatılması gereken bu mahalle piyasalaştırılmak istenirken hak sahipleri ise hukuka aykırı yol ve yöntemlerle bertaraf edilerek, etkisizleştirilmek istenmektedir.

O nedenle başta kentin sivil inisiyatiflerinin, meslek odalarının, Balbey sakinlerinin, hatta koruma kurullarının dahi böyle bir kamulaştırma ile ne yapılmak istendiğini sorgulamalı, planlama ilkelerinin ve hukuki güvenceye bağlanan yurttaş haklarının korunması bakımından dayanışma içinde tutum almalıdırlar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here