C-EŞİTLİK VE AYRIMCILIK

Eşitlik her bireyin tek bir değeri olduğu ve her bireyin öncellikle insan olmasından kaynaklanan bu tek değerle ölçülmesini ifade eder. Bu tek değerde bütün insan olarak doğanlar eşit olacaktır. Bütün insanlar insan doğasına sahip olmaları nedeniyle kişi olarak eşit değerdedirler. Bütün insanların kişi olarak eşit biçimde saygı görme ve doğal yeteneklerini kullanmak için eşit olanaklara sahip olma hakları vardır. Herhangi bir insan eşit tanınmayı isterken öncellikle ve birincil olarak insan kimliğine ve insan olmanın verdiği değere dayanmalıdır.  İnsan olarak sahip olduğumuz genel geçer kimliğimiz insan kimliğimizdir. Bunun dışında vatandaşlık, etnik köken, cinsiyet vb hiçbir kimlik bu evrensel kimliğimizin önüne geçemez ve bu nedenle bu kimliğe göre herkes eşittir.[9]

İnsan her şeyden önce özgürlük, güvenlik ve eşitlik içinde yaşamak ister. Güvenlik özgürlüğün teminatıdır. Ancak insan özgürlükte ve güvenlikte eşit olmalıdır. Eşitlik yoksa güvenlik ortadan kalkar ve özgürlük güçlünün güçsüze egemen olması ile ortadan kalkar. Eşitlik insanın toplumsallığından, bir arada olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa doğa güçleri karşısında özgürlüğü ve güvenliğini sağlamış bir insanın eşitliğe ihtiyacı yoktur. Toplumsal bir varlık olan insan, sosyal gerçeklik içinde diğer bir insana eşdeğerdir.[10] Eşitlik aynı zamanda topluma mensup herkese gösterilmesi gereken muameleyi ifade eder. Dolayısıyla eşitliğin özünü teşkil eden insana saygı gerektiren tek faktör insan olmak ve topluma mensup olmaktır. Toplumdaki herkesin aynı ölçü ile ölçülmesi ve fırsat eşitliğinin olması, toplumdaki herkese aynı toplumsal kuralı uygulamak eşitlik ilkesinin fiili sonucudur yani bireyler güvenlikte ve özgürlükte eşitlenmiş olmalıdır.[11]         

Ayrımcılık terimi siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel veya kamusal yaşamının her hangi bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin eşit ölçüde tanınmasını, kullanılmasını veya bunlardan yararlanılmasını kaldırma veya zayıflatma amacına sahip olan veya bu sonuçları doğuran ırk, renk, soy, din, dil, cinsiyet, siyasal veya felsefi görüş, servet durumu, doğum,  ulusal veya etnik kökene dayanarak her hangi bir ayırma, dışlama, kısıtlama veya ayrıcalık tanıma anlamına gelir.

                Ayrımcılık insan haklarına sahip olmada veya insan haklarının kullanımında ortaya çıkan eşitsizliktir. Dolayısıyla devletin bireylere karşı olumlu bir eşitsizlik yaratması da ayrımcılık kapsamına girecektir. Devlet bazı insanların, diğer insanlar karşısında haklarını kısmen veya tamamen kısıtlaması ayrımcılık bakımından fark etmez. İnsan hakları bilincinin en can alıcı noktası kendi insanlığının bilincine varan bir kimsenin kendisi gibi insan olan herkesin kendisiyle aynı haklara sahip olduğunu ve herkes bu haklara eşit bir şekilde sahip olmadıkça hiç kimsenin haklarının güvencede olamayacağı bilmesidir. Devlet insanoğlunun güvenlik, özgürlük ve eşitlik içinde yaşamak için yarattığı bir aygıttır. Ama devletin en önemli gerekçesi hiç şüphesiz güvenliktir ve güvenlik de eşitliğe bağlıdır. O halde devletin ayrımcılık yapması, yaptırması veya yapılmasına göz yumması devletin meşruluk temelini mutlak bir şekilde yıkacaktır. Bu düşünce modern ulus-devlet için düşünülünce sadece kendi vatandaşı bakımından ayrımcılık yapmama anlaşılacaktır. Ancak günümüzde insan hakları daha çok uluslar arası örgütlerce korunmaktadır.  Dolayısıyla ayrımcılık yapan devlet kendi vatandaşı açısından meşruiyetini yitireceği gibi uluslararası alanda da yaptırımlarla karşılaşacaktır.

C1-POZİTİF AYRIMCILIK

Pozitif ayrımcılık kadınların tarihsel geri bırakılmışlıklarının giderilmesi ve erkeklerle her alanda eşitliğe kavuşturulması için avantajlarla desteklenmesi anlamına gelmektedir. Hem CEDAW hem de AB Temel Haklar Şartının 23. maddesi pozitif ayrımcılığı özendirmektedir.  Kota sistemi de her alanda kadına karşı uygulanan haksız ayrımcılığı, pozitif ayrımcılıkla telafi etme fırsatı sağlayacaktır.  Nasıl geri kalmış bir bölge diğer bölgelerle eşitlenmesi için fazladan destekleniyorsa kadını da erkeklerle eşit duruma gelmesi için pozitif ayrımcılık yararlı olacaktır. Anayasanın genel eşitlik ilkesinin yanı sıra kadın- erkek eşitliğini vurgulayan ayrı bir hükmün anayasaya konması ve bu yolla devletin eşitliği sağlamak üzere yükümlülük altına sokulması veya genel bir eşitlik yasasının çıkarılması gerekmektedir. Bu anlamda devletin yükümlülüğü sadece cinsiyet ayrımı yapmamak olmayacak, aynı zamanda kadınla erkeği her alanda eşit haklara, eşit olanaklara kavuşturmak için düzenlemeler yapmak, gerekli tedbirleri almak olacaktır.[12] Pozitif ayrımcılığın temel amacı hayatın her alanında erkekle arasında eşitsizlik bulunan kadının tarihsel haksızlığını da giderecektir. Bu amacın gerçekleşmesi bakımından devlete düşen görev kadına, erkeğe oranla avantajlar sağlamaktır.  Nitekim 2010 referandumunda Anayasanın 10. Maddesine kadınlara pozitif ayrımcılığın, eşitsizlik olarak kabul edilmeyeceğine dair fıkra eklendi ancak bu bir devlet politikası değil, sadece referandumun ambalajıydı, gerçek amacının gölgelenmesi, perdelenmesi ve gizlenmesiydi. Anılan maddeye eklenen fıkraya rağmen hayatın hiçbir alanında pozitif ayrımcılık yönünden yasal düzenleme yapılmadığı gibi giderek evrensel hukuk değerleri yerine dini referansların ağır bastığı bir yol haritası ortaya çıkınca, bırakın pozitif ayrımcılığı, adeta hurafe ve dogmalarla kadın sosyal hayattan ve iş hayatından uzaklaştırılmaya çalışıldı, erkek egemen anlayış ile eril dil, iyiden iyiye siyasete hakim oldu.



[9] GÜRBÜZ, Ahmet., Hukuk ve Meşruluk, s.117

[10] ÖKÇESİZ, Hayrettin., Hukuk Devleti, s.31

[11] TOKU,Tene., Liberalizmin Meşruiyet Sorunu, HFSA dergisi, s.69

[12] “Hukukta Kadın” Sempozyumu, T.C. Başbakanlık Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Yayını, Şubat 2000 Ankara,s.170

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here