“Kadınların, yaşamın kendisini daha yakından hissettiren; bize sanki yaşamın kendisiymiş gibi gelen varlıklar olduğuna inanıyorum. Eğer yaşam tutkunuz varsa, yaşamın kendisi gibi gördüğünüz varlıklara yabancı kalamazsınız. Tersi ölüm duygusu verir bana. Hayatımın, kadınla ilgili olmayan bir bölümü neredeyse hiç olmadı. Ve hayatımın her döneminde, bırakın ilgi alanı olmasını, bir tutku olarak hep sürdü. Bir kere her şeyden önce yeryüzünde kadınlar olduğu için çok seviniyorum. İyi ki varlar.” (Onat Kutlar)

İnsanların bazı davranışları veya giyimleri bir özgürlük, bir kişisel seçim olarak mı değerlendirilmelidir? Özgürlüğün ne olduğunun veya olmadığının; kişisel seçimin ne kadar kişisel seçim olduğunun veya olmadığının sorgulanması gerekmez mi? Bunun gibi olguların varacağı yerin topluma ne kaybettirdiğinin, ne kazandırdığının da hesabı yapılmamalı mı? Hele de bu bir eğitim kurumuyla ilgiliyse daha da dikkate değer bulunmamalı mı?

Kendi kurumumuz olduğu için içimize sinerek zaman zaman Antalya Öğretmen Evi’ne yemeğe gidiyorduk. 29 Nisan 2018 Pazar günü de gittik. Biraz sonra yemek salonuna orta yaşlı, kır saçlı biri geldi. On-on bir kişilik bir gurup için yer ayırttı. O gurup geldi bizim sağımızdaki masalara yerleştiler. Belli ki o çocukların öğretmeniydi. Beş- on dakika sonra yirmi-otuz kişilik bir kız öğrenci topluluğu girdi. Başlarında birkaç tane kadın öğretmen vardı. Kız çocukların da, öğretmenlerinin de başları koyu renkli türbanla örtülüydü. Büyük bir örtü başlarının çevresine ve boyunlarına dolanmıştı. Hepsinin de aynı okulun öğrencileri olduğunu düşündüm. Onlar da sol tarafta yerlerini aldılar. Yani kızlar erkekler haremlik selamlık olup ayrı ayrı oturdular.
Yemeğimizi de yemiş olduğumuz için kalktık. Yemek ücretimizi ödemek için kasaya doğru giderken yeşil gömlekli, kısa saçlı bir erkek öğrenciye :
– Aynı okulun öğrencisi misiniz? Diye sordum.
– Evet, dedi çocuk, aynı okulda okuyoruz.
– Siz aynı zamanda kardeş sayılırsınız. Ayrı değil aynı masalara oturmalıydınız, deyip yürüdüm.

Bu soruyu öğretmene soramazdım. ‘Böyle bir durumu peşinen kabul etmiş biri ve uygulayıcı olarak bu soru onda yanıt bulmaz tepki bulurdu’ diye düşündüm.

Kasadaki görevli de kadındı. Öğretmen evinin çalışanıydı ve o guruptan farklı bir şekilde örtünmüştü. Normal bir siyah başörtünün altına bir de siyah bere giymekle yetinmişti. Bu konuda benim gibi düşünmeyeceğini bildiğim halde ona da eleştirimi söyledim. Yanıtını da aldım:
– Herhalde imam hatip okulunda okuyorlar. Böyle giyinirler. Yemekte de ayrı ayrı oturmaları istenmiştir. Kendileri de böyle istemiş olabilir. Doğrusu da budur, dedi.
– Kızım! Giyimleri için söylemiyorum; ayrı ayrı oturdukları için alınıyorum. Yahu insan hangi yaşta olursa olsun, birbirini kardeş olarak göremez mi? Önce insan değil miyiz? Neden yemek yemek gibi çok sıradan bir işte bile karşımızdakini veya yanımızdakini farklı bir cins olarak görüyoruz? Birbirimizi doğru tanımaya ihtiyacımız yok mu? Bu şekle ayrışarak birbirimizi doğru tanıyabilir miyiz? Dedim. Daha fazlasını söyleyecek ortam olmadığı için oradan uzaklaştım.
Ama içim içimi yiyordu. Kafamda sorular ardı ardına sıralanıyordu:

– Bu ayrım kadınları korumak için yapılıyorsa Dünya Ekonomik Forumu’na göre neden Türkiye cinsiyet eşitsizliği sıralamasında 144 ülke arasında 131. sıradaydı? İnsan olarak birbirimizin eşiti değil miydik? Eşit olmakla farklı olmak karıştırılıyor muydu? Yoksa bilerek mi çarpıtılıyordu?
– Kadir Has Üniversitesi’nin araştırmasına göre neden ülkemizde kadınların % 61’i şiddet görüyordu?
– Neden kadın cinayetleri % 1400 artmıştı?
– 2008’te Konya/ Taşkent’te Süleymancılara yakın ruhsatsız bir kursta çıkan yangında ölen 17 öğrenci ve 1 eğitimciyle ilgili dava neden hala sonuçlanmamıştı?
-2016’da Adana- Aladağ’daki kız öğrenci yurdunda 10-11 yaşlarında 11 öğrenci ve 1 kadın eğitimci neden yanarak ölmüş; yurt yöneticisi bunu nasıl ‘Allah’ın takdiri’ saymıştı? Bu konuda da halkın inancı istismar edilmiyor muydu?
– Eylül 2017’de Adıyaman- Besni’de bir yurtta iki kız çocuğu cinsel istismara uğramamışıydı?
– Aralık 2017’de İzmir Dikili’de bir orta öğrenim erkek öğrenci yurdunda 7 öğrenciye erkek eğitimci tecavüz etmemiş miydi?
– Ankara- Etlik İmam Hatip Ortaokulu’nda Beden Eğitimi Öğretmeni 7 öğrenciye cinsel istismardan yargılanmamış mıydı?
– Cinsel taciz dava sayısı 2006’da 62 bin iken, 2016’da117 bin 739’a neden ve nasıl çıkmıştı. Bu suçların işlenmesi, dini eğitim kurumlarını attırarak; kadın ve erkeği birbirinden ayırarak mı önlenecekti? Öyleyse neden dini eğitim veren kurumlarda taciz ve tecavüz olayları daha çok yaşanıyordu?

Bu görüntü bana kadın erkek eşitliği konusundaki bir anıyı anımsattı:

“Cumhuriyetin ilk yıllarındadır. Mustafa Kemal bir TBMM toplantısına katılmak ister. Millet vekilleri durumdan haberdardır. Herkes yerini alır. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal içeriye girer. Herkes ayağa kalkar. Ancak bir görüntü canını çok sıkar ve kürsüden şunları söyler:
“ Görüyorum ki kadınlar ve erkekler olarak ayrı ayrı oturmuşsunuz. Efendiler! Sizin ya erkeklerle yan yana Kurtuluş Savaşı vermiş Türk kadınının erdemine saygınız yok; ya da kendinize güveniniz yok. Şimdi ben çıkıyorum. Yeniden geleceğim. Döndüğümde şu kötü oturma düzeninin düzeltilmiş olmasını arzu ediyorum. Yoksa bu oturumu yapamayacağız.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here