Arkadaşlarla 28-29 Eylül günleri Aydıncık Anamur turu yaptık. Muhteşemdi. Küçük bir grupla Antalya’dan çıktık.

FOTOĞRAFLAR İÇİN LİNKİ TIKLAYINIZ

Yolda üç mola vererek Aydıncık’a vardık. Dört ayaklı anıt mezarı gezdik.Daha sonra yemek yedik ve Gilindire ( Aynalıgöl) mağarasına indik. (586 basamak) Dünyanın 8. harikası denilen mağarayı gezdik. Daha sonra Aydıncık iskelesi, feneri ve Kelenderis Antik kentini gezdik. Antik kent kazı nedeniyle kapalı idi fakat etrafını dolaştık. , bulabildiğimiz yerlerden içeri sızdık. Daha sonra Anamur iskelede bulunan otelimize döndük. ( Anamur Grand Hermes) Otelde kısa bir dinlenme ve banyo dan sonra etrafta bulunan nefis restaurantlarda akşam yemeğimizi yedik. Bu arada bazı arkadaşlarımız tertemiz bir denizde yüzdü.

Gece deniz kıyısında ayaklarımız kumda ve denizde oturduk sohbet ettik. .
Sabah otelde doyurucu bir kahvaltı aldık ve aracımıza binerek Mahmure kalesine geldik. Kale kapalı idi. Kalenin etrafını dolaşarak eski kaleye çıktık. Deniz ve Mahmure kalesi tepeden muhteşemdi. Daha sonra Mahmure kalesinin karşısında bulunan Osmanlı hamamına gittik. Katılmamış olan hamam bizi eskilere götürdü. Mersin-Antalya karayolunun yanında deniz kıyısında yer alan kale, 3. veya 4. yüzyılda Akdeniz ve Kilikya ticaret yollarını gözetlemek için Romalılar tarafından inşa edildi. Kale, savunma açısından son derece önemli bir konuma sahip olması dolayısıyla Romalılardan Karamanoğullarına kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptı. Birçok kez saldırıya uğrayan kale, 12. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallığı döneminde onarıldı. Bölgeyi hakimiyetine almak isteyen Karamanoğlu Mahmut Bey ile ordusu tarafından kuşatılan ve 14. yüzyılda Karamanoğullarına geçen kale, onarıldıktan sonra “Mamure” adını aldı. Mahmut Bey, kalenin içerisine yüzyıllardır ibadete açık olan, tek minareli camiyi inşa ettirdi.

Deniz kıyısındaki 23 bin 500 metrekarelik görkemli alanıyla ünlenen Mamure, daha sonra uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin en önemli kalelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Akdeniz’in binlerce yıllık tanığı: Mamure Kalesi Romalılardan Karamanoğullarına kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Mersin’deki Mamure Kalesi, 23 bin 500 metrekarelik yüz ölçümü ve görkemli yapısıyla dikkati çekiyor.

Doğu Akdeniz’in kıyısındaki 23 bin 500 metrekarelik alanıyla Türkiye’nin en büyük kaleleri arasında yer alan Mersin’in Anamur ilçesindeki Mamure Kalesi, çok sayıda medeniyetin izlerini taşıması ve görkemli yapısıyla ilgi odağı oluyor.

Mersin-Antalya karayolunun yanında deniz kıyısında yer alan kale, 3. veya 4. yüzyılda Akdeniz ve Kilikya ticaret yollarını gözetlemek için Romalılar tarafından inşa edildi. Kale, savunma açısından son derece önemli bir konuma sahip olması dolayısıyla Romalılardan Karamanoğullarına kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptı. Birçok kez saldırıya uğrayan kale, 12. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallığı döneminde onarıldı.

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında fethedilen kale, Selçukluların zayıflaması sonrası bölgedeki Hristiyan birlikler tarafından kontrol altına alındı.

Bölgeyi Türklerin hakimiyetine almak isteyen Karamanoğlu Mahmut Bey ile ordusu tarafından kuşatılan ve 14. yüzyılda yeniden kazanılan kale, onarıldıktan sonra “Mamure” adını aldı. Mahmut Bey, kalenin içerisine yüzyıllardır ibadete açık olan, tek minareli camiyi inşa ettirdi.

Deniz kıyısındaki 23 bin 500 metrekarelik görkemli alanıyla ünlenen Mamure, daha sonra uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin en önemli kalelerinden biri olarak öne çıktı.

Bugüne kadar korunan en büyük Orta Çağ kalelerinden biri olan Mamure, masmavi deniz manzarası, 39 kulesi, kaleyi bütünüyle dolaşan burçları, zamana direnen dendanları (kalelerde askerlerin sığınıp ok attıkları yer), sarnıçları ve hamam kalıntılarıyla görenleri cezbediyor.

Mamure Kalesi, ev sahipliği yaptığı Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar gibi birçok uygarlığın farklı ve ilginç mimarilerinin bir arada olmasıyla da arkeolojik anlamda büyük önem taşıyor. Bundan dolayı 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan ve şu an restorasyon çalışmaları sürdüğü için ziyarete kapalı olan kale, sadece dışarıdan gezilebilmesine rağmen çok sayıda tarih ve fotoğraf meraklısını ağırlıyor.

Daha sonra Alaköprü’ye geçtik. 14. yüzyılda Karamanoğulları döneminde yaptırılan bu mimarlık harikası köprü, Anamur Ermenek Karayolunun 13. kilometresinde Dragon çayı üzerinde yer alıyor. Ana yatak üzerinde 19.65 metre açıklığında tek gözlü bir köprüdür. Köprüde taşkın sularının boşaltılması için bir boşaltma gözü doğu yönüne yerleştirilmiştir. Ana kemerin yapısı, çok önemli bir işçilik ve sağlam traverten malzemeyle yapılmıştır. Uzunluğu 54 metre olan köprü halen kullanılmaktadır. Nefis fotoğraflar çektik ve sıradaki harika

Köşekbükü Astım mağarasına geçtik. Aydıncık Aynalıgöl mağarasının küçük bir örneği olan mağarayı gezdik ve önünde odun ateşinde yapılmış çay ve kahvelerimizi içtik. Son olarak da Anemurium antik kentine ve Antik kentin en ucunda bulunan Deniz fenerinin 150 mt güneyinde bulunan Türkiye’nin en güney noktasına gittik. Anemurium antik kentini gezdik. Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort’un Akdeniz’de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada’lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.

Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir.

Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu’nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol’de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

Bazılarımız Türkiye’nin en güney noktasına gittik, bazılarımız dünyanın en güzel plajları listesinde yer alan antik kentin doğusunda bulunan plajda yüzdük. İnanılmaz güzel bir gün geçirdik. Dönüş yolunda muz satıcılarından Anamur muzu aldık ve bir yemek molası ile Antalya ya geldik. Ne inanılmaz iki gündü….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here