Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, 8 Ekim Cumartesi günü Ankara’da düzenlenecek “Sokak Meclisi” eylemine Antalyalıları davet etti.

KESK Genel Sekreteri Tombul, Antalya’da düzenlediği basın toplantısında, AKP hükümetinin politikalarını eleştirdi. Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda yaşanan gelişmelerin tamamında büyük bir çözümsüzlük içinde bulunduğunu ifade eden Tombul, “Bir taraftan güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik ve yoksulluk politikaları alabildiğine yaygınlaşırken, diğer taraftan insanca yaşam, eşit, özgür ve demokratik Türkiye talep eden toplumun örgütlü kesimleri gerek yasal, gerekse fiili uygulamalarla kuşatılarak sindirilmek, yok edilmek istenmektedir” dedi.

“AKP hükümetinin politikaları her geçen gün yoksulluğu ve işsizliği artırırken; gelecek endişesi tüm toplumu sarmış durumda. Seçimlerde aldığı oy oranının yarattığı sarhoşluğun etkisinden kurtulamayan AKP, hem iç hem dış politikada attığı adımlarla ülkemizi hızla uçurumun eşiğine sürüklüyor. Siyasetin, ekonominin, toplumsal ve sosyal yaşamın sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillenmesi hızlanarak sürüyor.“ diyen Tombul  “Ortak talepler etrafında birleşmeye, düzenin “yeni yüzüne” karşı insanca yaşamı savunmak için,  İNSANCA BİR YAŞAM EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN, 8 Ekim’de Ankara’da kurulacak emekçilerin, ezilenlerin “Sokak Meclisi ”ne katılmaya çağırıyoruz.” şeklinde konuştu

 

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Mücadele Arkadaşlarım!

Öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle içtenlikle selamlıyorum!

Hepiniz hoş geldiniz,

Değerli Arkadaşlar,

AKP hükümetinin politikaları her geçen gün yoksulluğu ve işsizliği artırırken; gelecek endişesi tüm toplumu sarmış durumda. Seçimlerde aldığı oy oranının yarattığı sarhoşluğun etkisinden kurtulamayan AKP, hem iç hem dış politikada attığı adımlarla ülkemizi hızla uçurumun eşiğine sürüklüyor. Siyasetin, ekonominin, toplumsal ve sosyal yaşamın sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillenmesi hızlanarak sürüyor.

Evet, “her şey sermaye için” diyerek ülkenin kaynaklarını talan edenler, biz emekçilerin yoksulluğu ve adaletsizliği kader olarak kabul etmesini istiyorlar. Öylesine açgözlüler, öylesine doymak bilmiyorlar ki krizleri bile fırsata çeviriyorlar.

Bu kriz fırsatçılarını rakamlar da ele veriyor.  Devletin kurumlarının rakamlarına yani resmi rakamlara göre, 2008 krizinin başlangıcında Türkiye’nin ilk 100 zenginin toplam servetleri 56 milyar dolar iken, krizin sürdüğü üç yıl içinde bu rakam yaklaşık yüzde yüz artarak 104 milyar dolara çıkmış. Hani, başbakanımız diyor ya “kriz bizi teğet geçti” diye. Sermaye sınıfının konumundan bakınca aslında sayın başbakan pek de haksız gözükmüyor. Rakamlar ortada, işte size krizin teğet geçtiği kesim. Bir de teğet geçmezse varın siz düşünün. Diğer taraftan bir de bu kriz döneminde işini kaybeden 1 milyona yakın insan ve onların kuru rakamlara sığdırılamayacak tarifsiz acıları, sıkıntıları var ki, bu hükümete göre onları gündeme getirip ağzımızın tadını bozmaya değmez.

Değerli Basın Emekçileri,

Söz rakamlardan açılmışken, biliyorsunuz yaklaşık 2 hafta önce Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ülkemizin ekonomisinin büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde yüzde 8.8 büyümüş de bizim haberimiz yok.  Arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi bu rakamlar eğer sizin yaşamınıza yansıyorsa bir anlamı vardır. Oysa biz bu ülkenin emekçileri olarak bu büyüme rakamlarını hayatımızda hiç hissetmedik. Ben bu güne kadar “bu büyümeden ben de pay alıyorum, refah içerisinde yaşıyorum” diyen bir emekçiye rastlamadım, siz rastladınız mı bilmem.

İşçilerden emekçilerden yana olan, diplomasını çok uluslu şirketlere, tekellere kiralamamış ekonomistler ülkemizdeki bu büyüme tipine ne diyorlar biliyor musunuz?

Morfinli büyüme diyorlar arkadaşlar. Bildiğiniz gibi morfin çok şiddetli ağrıları dindirmek için kullanılan ilaçların etken maddesidir. Peki, ülkemizde yaşanan bu ekonomi büyümesi kime acı veriyor da bu acı ancak morfinle bastırılmaya çalışılıyor?

Evet, arkadaşlar, tahmin ettiğiniz gibi, daha doğrusu hep beraber her gün yaşadığımız gibi bu “morfinli büyüme” emeği ile yaşam mücadelesi verenlerin canını yakıyor. Çünkü bu tip bir büyüme ücretlerin düşüklüğü, güvencesiz esnek çalıştırma ile sömürünün katlanması ile sağlanıyor. Yani işçilerin emekçilerin sırtından çalınanla ekonomi büyürken bu büyümeden yine işçiler, emekçiler pay alamıyor.

Değerli arkadaşlar işin özüne dönersek;

Biz emekçiler için önemli olan ekonominin büyümesi, kişi başına düşen milli gelirin artması değil, bu büyümenin, artışın toplumca nasıl paylaşıldığıdır. Bu paylaşımda adalet sağlanmadıkça gerisi boş bir teferruattır bizim için.

İsterseniz bu paylaşıma yine devletin resmi rakamlarından kısa bir göz atalım:

2011 rakamları ile, Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk kesiminin toplam gelirdeki payı yüzde 30.4 iken, en yoksul kesimin 10’luk kesimin payı ise sadece yüzde 2.3. Yani en zengin ile en yoksul kesim arasında tam 13 kat fark var. Türkiye gelir dağılımındaki bu adaletsizliğiyle, OECD ülkeleri arasında da Meksika’dan sonra ikinci sıradaki yerini kimseye kaptırmıyor.

Açlık sınırının 1.000 TL, yoksulluk sınırının 3.000 TL’ye dayandığı koşullarda net 658 TL asgari ücretle milyonlarca insan, kanunen 8 saatlik iş günü olmasına rağmen 11-12 saat çalıştırılıyor. Kamu emekçileri ise ortalama 1500 TL maaş alarak açlığa yakın, yoksulluğa uzak bir yaşam sürdürüyor.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar,

Peki AKP iktidarı ve sözcülüğünü yaptığı sermaye sınıfı bunlarla yetiniyor mu ?

Kıdem tazminatının kaldırılarak fona devredilmek istenmesi, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması, düşük ücret dayatması, sağlık ve eğitim başat olmak üzere kamu hizmetlerinde ticarileştirmenin hızlandırılması, örgütsüzleştirmenin yaygınlaştırılması düzenlemelerine yer verilen 61. hükümet programı bu sorumuza verilen en açık cevap aslında.

Arkadaşlar, AKP’nin, biz emekçilere göre kırıklarla dolu, sermaye ve rantiye kesimi için baştan aşağı yıldızlı pek iyilerle bezenen ekonomi karnesini bir kenara koyup demokrasi karnesine geçtiğimizde de bizi şaşırtmayan gelişmelere tanık oluyoruz.

Liberal-muhafazakar bir ülke tahayyülüne uygun biçimde “yeni bir düzen” inşa etmeye çalışan “abdestli kapitalizmin” sözcüsü AKP, yukarıdan hükümet aşağıdan cemaat eliyle toplumu kuşatırken; medyası, polisi ve yargısıyla herkesi dinleyen ve izleyen korkuya dayalı büyük bir gözaltı düzeni yaratmak istiyor. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi susturuyor, gözaltına alıyor, tutukluyor.

AKP, Kürt sorunun barışçıl, demokratik çözümü yerine yüzünü savaş politikalarına çeviriyor. Sorunun barış, eşitlik ve özgürlük temelindeki çözümünü savunarak; silahların susmasını, Türk veya Kürt hiçbir ananın yüreğinin yanmamasını isteyen, “Artık yeter kimse ölmesin” diyenlerin sesini kısmak istiyor.

Türkiye’de emekçilerin, halkın yıllardır yaşadığı sorunların giderek ağırlaşmaya başladığı koşullarda, yaşanan haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı sesini yükseltenler, demokratik tepkilerini dile getirenler şiddetle bastırılırken, işçiler ve kamu emekçileri başta olmak üzere, çevrecilerin, mühendislerin, hekimlerin ve toplumun diğer kesimlerinin talepleri duymazlıktan, görmezlikten geliniyor.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Mücadele Arkadaşlarım!

Son dönem ülkemizin hukuksal, siyasal dokusuna Kanun Hükmünde Kararnamelerin tamamen hakim olduğuna tanıklık ediyoruz. AKP İktidarı seçimlere birkaç gün kala, kendi kendisine olağanüstü yetkiler vererek,  çıkardığı yasaya dayanarak her gün bir Kanun Hükmünde Kararnameye  (KHK) imza atmaya devam ediyor. Her fırsatta “İleri demokrasi” den dem vuran AKP iktidarı, TBMM’ni devre dışı bırakarak ülkeyi “KHK’ demokrasi ”sine çevirmiş durumda. KHK’ler ile Türkiye’nin siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel çehresi yeniden şekillendiriliyor. Kamunun yapısı sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir biçimde her gün çıkarılan KHK ‘ler ile düzenlenmeye çalışılıyor. Bakanlıklar, KHK’ler ile yapboz tahtasına çevrilirken, kamu kuruluşları kar amaçlı çalışan şirketlere dönüştürülmek isteniyor.

Milli Eğitim Bakanlığı ve SHÇEK Teşkilat Yasaları KHK ile değiştirilerek esnekleştirme ve güvencesizleştirme kamunun tüm kurumlarında hızla yaygınlaştırılıyor.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemizde tüm bunlar yaşanırken kamu emekçileri cephesinde hangi gelişmeler yaşanıyor? İzninizle özellikle içinde bulunduğumuz toplu sözleşme sürecinde yaşananlara da kısaca değinmek istiyorum.

Bilindiği gibi, 12 Eylül 2010 referandumuna sunulan anayasa değişikliği ile kamu emekçilerine “toplu sözleşme” düzeni getireceğini ve çalışma yaşamının demokratikleştireceğini söyleyerek oy toplamaya çalışan AKP, geçen bir yıllık süreçte hiçbir adım atmamıştır. Şimdi de 4688 sayılı sahte sendika yasasında kimi tadilatlar yaparak kamu emekçilerini oyalamaya çalışıyor.

Arkadaşlar,

Kamu emekçileri KESK öncülüğünde yirmi yıldan uzun bir süredir Grevli Toplu Sözleşmeli bir yasa mücadelesi veriyor. Bu güne kadar hükümetle ve diğer konfederasyonlarla bir araya geldiğimiz her platformda dile getirdiğimiz temel görüşlerimizi özetleyecek olursak;

Öncelikle biz KESK olarak,  kamuda çalışan tüm emekçilerin sendikalarda örgütlenebilmesini savunuyor, örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz.

Yine defalarca dile getirdiğimiz gibi, hükümetin, altında kendisinin ve daha önceki hükümetlerin imzası olan uluslararası sözleşmelere ve antlaşmalara aykırı tutum geliştirmekten, Grevli Toplu Sözleşme Hakkımızı engellemeye çalışmaktan artık vaz geçmesini istiyoruz. Grevli Toplu Sözleşme hakkımızı yasal teminat altına almayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmedik ve bundan sonrada kabul etmeyeceğimizi sizlerin aracığı ile bir kez daha ilan ediyor ve diyoruz ki Grevsiz Toplu Sözleşme, Toplu Sözleşmesiz Sendika Olmaz!

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Mücadele Arkadaşlarım!

Bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde maalesef hükümetin kendisine yakın konfederasyonları kollayarak kamu emekçilerinin geleceğini ipotek altına almak istediğini gördük. AKP iktidarı, kamu emekçileri adına görüşmelere katılacakları kendi yandaşlarından oluşturmak istiyor. Biz, KESK üyelerini, demokratik kanallardan seçilerek gelen yöneticilerimiz dışında kimsenin temsil etmesine izin vermeyeceğiz. Üyelerimizin ve tüm kamu emekçilerinin mali, sosyal ve çalışma şartlarına ilişkin taleplerini toplu sözleşme masasında bugüne kadar olduğu gibi KESK olarak savunmaya devam edeceğiz. Tekrar tekrar   altını çiziyoruz;  KESK üyelerini KESK’ten başka hiçbir konfederasyon temsil edemez.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Mücadele Arkadaşlarım

12 Eylül referandumu sonrası anayasada yapılan değişiklikle öngörülen, Kamu Görevlileri Hakem Heyeti ile grev hakkımız zımnen yasaklanıyor. AKP, Hakem Heyetinin bileşimini kendi çoğunluğunda oluşturarak yıllardır yaptığı gibi kendi çalıp kendi oynamaya çalışıyor. Oysa çalışma yaşamında gerçek bir demokrasi sağlanabilmesi için toplu sözleşmede uzlaşmazlık olması halinde kamu emekçilerinin kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesini sağlayacak bir düzenleme yapılmalıdır. Referandum sandığında toplu sözleşmenin kabulü ya da greve çıkma oylanabilmelidir. Kısacası kamu emekçileri kendi geleceklerine kendileri karar vermelidir

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Mücadele Arkadaşlarım,

Ülkemiz,  ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda yaşanan gelişmelerin tamamında büyük bir çözümsüzlük içinde bulunuyor. Bir taraftan güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik ve yoksulluk politikaları alabildiğine yaygınlaşırken, diğer taraftan insanca yaşam, eşit, özgür ve demokratik Türkiye talep eden toplumun örgütlü kesimleri gerek yasal, gerekse fiili uygulamalarla kuşatılarak sindirilmek, yok edilmek istenmektedir.

Değerli Bası Emekçileri, Değerli Mücadele Arkadaşlarım,

Ülkemizde yaşanan, önümüzdeki dönem emekçiler için daha da katmerlenerek artacağını söylemek için kahin olmayı gerektirmeyen sorunlar karşısında, hükümetin politikalarından zarar gören tüm kesimlerin ortak mücadelesini örme görevi ile karşı karşıyayız.

Bunun ilk adımını DİSK-TTB ve TMMOB’la birlikte çağrıcısı olduğumuz, merkezi miting ile atacağımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Grevli toplu sözleşme ve örgütlenme hakkını savunan kamu emekçilerinden kıdem tazminatlarının gasp edilmesine direnen işçilere; “sağlıkta dönüşüm” aldatmacasına karşı koyan sağlık emekçilerinden örgütüne ve mesleğine yapılan saldırılara karşı mücadele eden mühendis, mimar ve şehir plancılarına; Toprağını, suyunu, havasını ve yaşama haklarını savunanlardan, evde-sokakta ve iş yerinde var olma mücadelesi veren kadınlara; Özerk-demokratik-bilimsel üniversite mücadelesi yürüten öğrenci gençlikten, “artık kimse ölmesin” diye haykıran barış yanlılarına kadar herkesi, Ortak talepler etrafında birleşmeye, düzenin “yeni yüzüne” karşı insanca yaşamı savunmak için,  İNSANCA BİR YAŞAM EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN,

8 Ekim’de Ankara’da kurulacak emekçilerin, ezilenlerin “Sokak Meclisi ”ne katılmaya çağırıyoruz.

YAŞASIN GREVLİ TOPLU SÖZLEŞME MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN KESK, YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN EMEKÇİLERİN BİRLİĞİ!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here