Okuduğum son roman: “ALMİNA DİKTATÖRÜN KIZI” adını taşıyor. Siyasi bir roman. Bir nefeste okudum denenlerden. Başlığına bakınca, baştan sona aşk sanılan, oysa son yılların orta doğusundan tutun da Sovyetler yıkıldıktan sonra paramparça olan devletlerin, emperyalizmin oyunlarına karşı direnişini anlatan bir roman.

Bu direniş sırasında, “Asya” adlı ülkede, bir yandan siyasi islamcıların şeriat düzenini kurma çabaları, diğer yandan diktatörün yirmi yıllık iktidarının kaymağından faydalananların, diktatörlük düşleri, bu arada yapılan sayısız yolsuzluklar, uyuşturucu, petrol, doğalgaz ve altın ticaretinin gizli yanları, çürümüşlüğü tam olarak ortaya saçıyor. İstihbaratın başındaki adam, zamanla kendini diktatör sanmaya başlıyor. Onun emrindeki kişiler ise, tam bir omurgasız. Ne denirse sorgulamadan uygulamaya koşturuyor. Devletin içindeki yapıların her birinin kendi istihbaratı var. Güvensizlik diz boyu. Ülke hızla uçuruma doğru gidiyor. Ama öte yandan umut hiç bir zaman pes etmiyor. “İt ürür kervan yürür” diyerek, umudun ışığından yol almaya devam ediyor. Umudun kazanması, okuyucuyu hem sevindiriyor, hem de umutlandırıyor. Öyle ya bizim de son zamanlarda en çok umuda gereksinimimiz yok mu?

Yazarın siyasi kültürüne hayran kaldım. Sol kültürle donatılmayan, solun içinde pişmeyen, bir yazarın böylesi bir roman yazması mümkün değil. Bu romanı yazabilmek için, adını “ASYA” koyduğu o ülkenin tarihini, sosyolojik yapısını, kültürünü iyi bilmesi, iyi araştırması gerekir. Ayrıca bu ülkeleri anlatan onlarca kitabı da okuması gerekir. Belli ki yazar, bu konuda birikimli, deneyimli ve hazır. Okumuş, araştırmış, biriktirmiş, kendi yorumunu da işin içine katarak, oturup yazmış. İyi de etmiş. Kalemine, aklına, kültürüne, sol yanına sağlık Faruk Demirel.

Almina, kitabın adından da anlaşılacağı gibi diktatörün kızı. Yolsuzluğa batmış, kara parayla kasasını doldurmuş, dünyanın her yerinde mülk edinmiş, güzelliğini de kullanarak, bütün egolarını tatmin etmiş ama hırsını doyuramamış, şımarık mı şımarık bir kadın. Bütün bu özellikleri taşıyan biri elbette aşka değer vermez. Zaten o da aşkı küçümsüyor, kullanıyor. Aşk, insanı inceltir. Almina ise neredeyse kendinden başkasını kölesi sanacak kadar tanrılaşmış bir kişilik. Çocuğunu bile yaşamından çıkaracak kadar hırsla donanmış bir anne. Yani tam bir diktatör kızı. Yazar, aşktan, sevgiden, paylaşımdan uzaklaşan kişilerin böyle bir canavara dönüşeceğini iyi biliyor.

Öte yandan, insan olmayı başarabilmiş, aşkını yaşamının önceliği sayan, aşkı için ülkesinden uzaklara gitmeyi göze alan bir kadın yazar var. Almina’dan sonra ikinci kadın kahraman. Almina’nın hayatını yazmaya çalışırken, Işid militanları tarafından yakalanıp tehdit edilen, Işid üyelerine meze edilmekle korkutulan kadın yazarın mücadelesi. Romanın sonunda bu yazar ve aşık olduğu adamın mutlu sonu insana derin bir soluk aldırıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here