“Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım yapacağım ilk iş hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Görev ve hizmetler gerektiği gibi yapılamadığı yerlerde görenek, kural ve kültür bozulur. Görenek, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” (Konfüçyüs)

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, başta ABD olmak üzere Batı’ya parmak sallarken ve arkasından da ülkemizdeki 16 bakanlığın denetimi de McKinsey adlı ABD’li uluslararası yönetim şirketine verilirken; suç örgütleri için af getirilmeye çalışılırken, insanlar evine ekmek götüremediği için kendine kıyarken, dil için yazmak “ne alâka?” diye düşünebilirsiniz.

Yıllardır “ilgi” gibi öz Türkçe bir sözcük varken, televizyonlarda, günlük konuşmalarda “alâka”nın kullanılmasına taktım. Yalnızca o değil, onun gibi dilimizde öz Türkçe karşılığı olup da bunun Farsça’sını, Arapça’sını , İngilizce veya Fransızca’sını kullananlara diyeceklerim var.
Konfüçyüs kadar olmasa da, dilin ve sözcüklerin doğru kullanılmasını çok önemsiyorum. Bunun temelinin ana dilini kullanmakla başladığını düşünüyorum.

Çünkü dil aklın ayak izleriymiş. Aklınızı nasıl kullandığınız, nereden geldiğiniz, nereye doğru gittiğiniz dilinizden belli olurmuş. Dil insanı ele verirmiş. Niyetiniz, amacınız, kişiliğiniz büyük ölçüde dilinizin altındaymış. Öküz boynuzundan, insan dilinden yakalanırmış.

Dilden dökülenler aynı zamanda akıl süzgecinden geçmeliymiş. Varsa budakları yontulmalıymış. Görücüye çıkmalıymış. Ondan sonra kelebeğin kanatları gibi havada renk renk uçuşmalıymış.

Jülide Gülizar, Mesut Mertcan, Tuna Huş, Defne Samyeli gibi devletin radyo ve televizyonlarında sunuculuk yapanları yıllarca dinleyince Türkçe’yi yamultanlara insanın canı sıkılıyor. Kulağını tırmalıyor bu sözcükler. Süzgeçten geçirilmeden, budakları yontulmadan iki dudak arasından çıkıveriyor. Ağızdan çıkan da geri alınamıyor.

İnsanı insan kılan büyük unsur dildir. Dil ağlatır, dil güldürür, dil düşündürür. Yaşadığımız acılar, üzüntüler karşısında dile başvururuz. Dilde çare ararız. O nedenle dil çok önemlidir. Onun için Yunus Emre “Sözünü bilen kişinin/ Yüzünü ağ ede bir söz/ Sözü pişirip diyenin/ İşini sağ ede bir söz/ Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı/ Söz ola ağılı aşı/ Bal ile yağ ede bir söz/ Kişi bile söz demini/ Demeye sözün kemini/ Bu cihan cehennemini/ Sekiz uçmağ (1) ede bir söz/ der.

Bu kadar ‘dil’ demekten amacım insanların ana dilini doğru öğrenmek ve doğru kullanmak için çaba göstermeleridir. Ana dilini konuşmak ve geliştirmek isteyenlere saygı ile bakabilmeleridir.
Çünkü bir halkı yok etmek istiyorsanız işe dilini yok etmekten başlayabilirsiniz. Dili yaşıyorsa bir halk halen yaşıyordur. Dil canlı bir olgudur. Gelişir, çoğalır veya ölür.

Bir başka ulus sizin dilinizi nasıl kullanmıyorsa siz de, -mesleki ve resmi zorunlulukların dışında- başka bir dili kullanmamalısınız. Sizi başka bir dili kullanmaya özendirenlerin amacı hayatınıza dil yoluyla da duvar örmektir.

Dil tarafsız değildir. Yalnızca düşüncelerinizi taşıyan bir araç değildir. Aynı zamanda düşüncelerinizi, yaşam tarzınızı da şekillendirmeye hizmet eden bir araçtır. Bilerek veya bilmeyerek kendinizi çevrenizde gelişen akıntıya kaptırmamalısınız. Tam tersine akıntıya karşı kulaç atıp karşıya geçmeye çalışmalısınız. Yoksa ekonomiden, eğitimden, sağlıktan başlayıp dil ile güçlendirilmeye çalışılan duvarların arasında gökyüzünü göremez hale gelirsiniz.

Teknolojinin tutsağı olup gazeteleri ve kitapları internetten okumak yerine, şimdi inadına yolda, otobüste, kahvede gazete ve kitap okumanın zamanı.

İnadına ‘günaydın’, ‘iyi akşamlar’ ve ‘alo’ demenin zamanı.

‘Alâka’ yerine ‘ilgi’, müsait’ yerine ‘uygun’, ‘mana’ yerine ‘anlam’, ‘itham’ yerine ‘suçlama’ demenin zamanı.

Yani Nazım’ın ‘ana sütü’ gibi dediği ana dili özenle kullanmanın zamanı. (2)

(1)- Uçmağ: cennet
(2)- 26 Eylül Dil Bayramı’nda konuşan Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel “Türkçe’nin yabancı dillerin saldırısı altında olduğunu, sosyal medyanın Türkçe’nin canına okuduğunu, dilimizin kötü kullanılmasına ve anlaşılmaz olmasına yol açtığını; insanların yenileşen dille daha rahat ve daha özgür düşüneceklerini” söylüyor. (27.09.2018- Birgün/ sayfa:2)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here