“Ne olduğunu bilmeyen ne söylediğini de bilmez.” Paul Wlary

“Acıyı bal eylemek” sözünü duyunca, hemen aklıma önce Yunus Emre, sonra da Hasan Hüseyin Korkmazgil gelir. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiir kitabının birinin adı “Acıyı Bal Eyledik” idi. Yani bu sözü halk insanlığın var olduğundan beri bilir ve uygular. Sabır taşıdır Anadolu halkı. Bu sabır, yoksulluğun insanlığın kaderi olmadığını bilmediğinden değildir. Bilir bilmesine de nedense zamana bırakır her şeyi, keşke bırakmasa. Çalan kalk borularını duysa, uyandırmak için verilen çabaları görse, sınıfını bilebilse. Düşmesi için açılan kuyuları değil de önüne açılan aydınlık yolları tercih etse….

Halka “Acıyı bal eyle” diyenler, halkı yeterince tanımıyorlar. Bu halk zaten yaşamı boyunca acıyı bal eyledi. Bu konuda sayısız sözler üretti. “Kan kusarım kızılcık şerbeti içtim derim. Ayağını yorganına göre uzat.” gibi. Keşke böyle demese. “Neden yorgan benim ayağıma göre olamaz? Neden sen boyuna tıkınırken, ben aç kalıyorum? Bütün zamanımı neden bir lokma bir hırka için harcıyorum? Eğlenmeyi, gülmeyi neden bilmiyorum? Sabır neden hep bana düşüyor? Eşit olmak, bu kadar mı zor? Ben açken sen neden sürekli biriktiriyorsun? Paylaşma zamanı gelmedi mi?” diyebilse.

 Halk bütün bunları biliyor aslında, sadece yüksek sesle değil içinden söylüyor. Sesini yükselttiği an, bütün yağmurlar ince ince yağacak. Çiçekler rengarenk açacak. Hatta çocuklar ve kadınlar kurtulacak, korkmadan yaşayacaklar. Aslında sömürenler bile paylaşınca mutlu olacak, çünkü paylaşmanın verdiği mutluluğu öğrenecek. Mutluluğun, huzurun bulaşıcı olduğunu görecek. İşte halklar bunu bekliyor. Boyna acıyı bal eylemesi bundandır.

Şimdilerde yaşadığımız ise; 13 milyon işsiz, açlıkla karşılaşan sanatçının, atanamayan öğretmenlerin intiharları, her gün öldürülen kadınlar, hiç ceza almadan dışarıya bırakılan katiller, durmadan tutuklanan aydınlar, gazeteciler, gençler, artık içselleştirdiğimiz kayyumlar, yönetilemeyen salgın hastalık, yoksullaşan halk ve önümüzdeki masraflı mevsim kış. Aslında bütün bunlar şu anda bile kolayca, birlikte sorunsuz atlatılabilir. “Biri yer biri bakar” işi olmasa.

İnsanlar artık gülümsemiyor. Öfke yumağı oldular. Bu kararsız öfke, en sevdiklerine, en yakınındakilere yansıyor. “Gücü gücü yetene” derler ya öyle işte. Hal böyle olunca da evde kapalı yaşayan kadınlar ve çocuklar güvende olamıyor. Artık yakınacağı, yardım alacağı kişiler de can derdine düşünce, görmezden gelmeye alışıyoruz. Bu durum her şeyden daha kötü. Birbirimizi unutuyoruz.

Yazar arkadaşlarımla konuşuyorum. “Üretemiyorum” diyorlar. Özgürlük her derdin öncelikli ilacı olsa gerek. Kendini özgür ve güvende hissetmeyen üretemiyor. Gerçek olan da bu. Acaba istenen de bu muydu?    

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here